Makale
Şirket paylarının aslen, devren veya kanunen iktisap edilme anları ve şekilleri, hukuki uyuşmazlıklarda belirleyici bir role sahiptir. Bu bağlamda, tasfiye sürecinde payların bedelinin tespit edilebilmesi için defter değeri, net aktif değeri, işleyen teşebbüs değeri ve sürüm değeri gibi farklı finansal değerleme yöntemleri kullanılmaktadır.
Şirket Paylarının İktisabı ve Hukuki Değerleme Süreçleri
Aile hukuku kapsamında yürütülen uyuşmazlıklarda ve malvarlığı tasfiyelerinde, ticaret şirketlerindeki payların durumu sıklıkla karşılaşılan ve çözümü teknik uzmanlık gerektiren karmaşık meselelerin başında gelmektedir. Evlilik birliğinin sona ermesi gibi durumlarda, eşlerin maliki oldukları şirket hisselerinin hangi an itibarıyla ve ne şekilde kazanıldığının doğru bir biçimde tespit edilmesi, sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için adeta bir temel taşı niteliği taşımaktadır. Şirket paylarının kazanılma anı, ticaret hukuku prensipleri doğrultusunda aslen, devren veya kanunen iktisap hallerine göre farklılık göstermekte olup, bu durum doğrudan değerleme süreçlerini de etkilemektedir. Değerleme aşamasında ise, sadece bilançolarda yer alan kayıtlı değerler değil, şirketin serbest piyasadaki gerçekçi konumunu yansıtan sürüm değeri ve işleyen teşebbüs değeri gibi çok çeşitli ekonomik ve finansal metotlar devreye girmektedir. Bu nedenle, şirket paylarının iktisabı ve değerlemesi konularının kendi sınırları içerisinde, disiplinler arası bir hukuki perspektifle ve güncel Yargıtay içtihatları ışığında kapsamlı olarak incelenmesi zorunludur.
Aslen ve Devren İktisap Yöntemleri
Ticaret ortaklıklarında payın aslen iktisabı, payın hukuki anlamda doğduğu anda doğrudan şirket tüzel kişiliğinden kazanılması ve payın daha önceden var olan bir sahibinin bulunmaması anlamına gelmektedir. Anonim ve limited şirketlerde aslen iktisap durumu, genellikle şirketin kuruluş aşamasında veya ilerleyen dönemlerde gerçekleştirilen esas sermaye artırımı süreçlerinde ortaya çıkmaktadır. Şirketin yetkili makamlarca ticaret siciline tescil edilmesiyle birlikte tüzel kişilik kazanması sonucunda, kurucu ortaklar şirket paylarını hukuken aslen iktisap etmiş olurlar. Aynı şekilde, şirketin dış kaynaklardan veya yedek akçeler gibi iç kaynaklardan yaptığı sermaye artırımı kararlarının tescil edilmesiyle ihraç edilen yeni paylar da aslen iktisap edilmiş sayılır. Bunun yanı sıra, şirketlerin tür değiştirmesi veya farklı bir şirketle birleşmesi gibi hukuki yapısal değişiklik hallerinde de, yeni kurulan veya devralan şirket bünyesinde ihraç edilen paylar ilk defa oluştuğundan, ortaklar bu payların mülkiyetini aslen kazanmış konumundadırlar.
Payın devren iktisabı ise, daha önceden aslen kazanılmış olan bir payın, mevcut sahibinden çeşitli hukuki işlemler aracılığıyla devralınması sürecini ifade eder. Türk Ticaret Kanunu uyarınca pay devri kuralları, payın senede bağlanmış olup olmamasına ve senedin türüne göre önemli farklılıklar arz etmektedir. Anonim şirketlerde pay senedine bağlanmamış çıplak payların devri, Türk Borçlar Kanunu kapsamındaki alacağın temliki hükümleri çerçevesinde, yazılı bir devir beyanı ile gerçekleştirilir. Devren iktisap sürecinde, devreden kişi açısından bir tasarruf işlemi söz konusuyken, devralan kişi açısından bu işlem kazandırıcı bir hukuki muamele niteliği taşımaktadır. Payın bedelinin tamamen ödenmiş veya ödenmemiş olması da devir usullerini değiştirmekte olup, ödenmemiş payların devrinde alacağın temliki işleminin yanı sıra borcun üstlenilmesine dair sözleşmelerin de yapılması hukuken kesin bir zorunluluktur.
Limited şirketlerde esas sermaye payının devren iktisabı, anonim şirketlere kıyasla daha sıkı şekil şartlarına ve kanuni kısıtlamalara tabi tutulmuştur. Limited şirket pay devrinin hukuken geçerli olabilmesi için, devir sözleşmesinin mutlaka yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noter tarafından onaylanması yasal bir zorunluluktur. Şirket esas sözleşmesinde aksine bir hüküm öngörülmemişse, pay devrinin tamamlanabilmesi için ortaklar genel kurulunun onayı da gerekmektedir. Şayet genel kurul yapılan resmi başvuruyu izleyen üç ay içerisinde herhangi bir ret kararı vermezse, devir işlemine zımni olarak onay verilmiş kabul edilir. Limited şirketlerde onay merciinin kararı, devren iktisap anının tespitinde büyük önem taşımakta olup, pay mülkiyeti ancak bu yasal onay süreci usulüne uygun şekilde tamamlandığında devralan kişiye hukuken geçmiş sayılmaktadır.
Kanuni İktisap ve Bağlam Kurallarının Rolü
Şirket paylarının taraflar arası hukuki işlemler dışında, doğrudan kanundan doğan sebeplerle kazanılmasına kanunen iktisap adı verilmektedir. Miras, mahkeme kararı ve cebri icra yoluyla payın kazanılması, bu hukuki durumun en tipik örnekleridir. Miras yoluyla iktisapta, külli halefiyet ilkesi gereğince, mirasbırakanın ölümü anında payların mülkiyeti herhangi bir ek hukuki işleme gerek kalmaksızın doğrudan yasal veya atanmış mirasçılara intikal eder. Cebri icra yoluyla pay satışında ise, icra hukuku kuralları devreye girer ve alıcı, açık artırma neticesinde ihalenin kesinleşmesiyle birlikte ihale anından itibaren payın mülkiyetini kazanmış olur. Mahkeme kararı ile payın el değiştirdiği durumlarda ise, verilen kararın eda veya yenilik doğurucu nitelikte olmasına göre mülkiyetin geçiş anı ve şekli yasal olarak farklılık göstermekte, ilamlı icra hükümleri uygulanabilmektedir.
Anonim şirketlerde nama yazılı pay senetlerinin devredilebilirliği kural olarak serbest olmakla birlikte, yasa koyucu ve şirket esas sözleşmeleri bu özgürlüğe çeşitli kısıtlamalar getirebilmektedir. Bu kısıtlamalara hukuki terminolojide bağlam kuralları denilmektedir. Kanuni bağlam kuralı gereğince, bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı payların devri ancak ve ancak şirketin onayı ile mümkündür. Esas sözleşme ile getirilen sözleşmesel bağlam kurallarında ise şirket, önemli ve haklı bir sebebi öne sürerek veya payları gerçek değeri üzerinden devralmayı bizzat teklif ederek pay devrini onaylamaktan kaçınabilir. Bağlı nama yazılı hisse senetlerinde, şirketin devre onay vermesi devir işleminin ayrılmaz ve kurucu bir unsuru olduğundan, pay mülkiyetinin devralana geçtiği an, şirketin yetkili organları tarafından bu onayın hukuken geçerli şekilde verildiği an olarak kabul edilmektedir.
Kanunen iktisap hallerinde de şirketlerin bağlam kurallarını işleterek devre onay vermekten kaçınma hakkı belirli kanuni şartlar altında saklı tutulmuştur. Kanunen kazanılan borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar söz konusu olduğunda, mülkiyet ve buna bağlı malvarlığı hakları derhal devralana geçse de, genel kurula katılma ve oy kullanma gibi idari yönetim hakları ancak şirketin onayıyla kullanılabilir hale gelir. Şirket, payları gerçek değeri üzerinden devralmayı teklif ederek bu kişilerin pay sahibi sıfatını tam anlamıyla kazanmasını yasal olarak engelleyebilir. Bu noktada, kanunen kazanımlarda oluşan bu askı durumu, payın değerlemesi ve mülkiyetin tam anlamıyla tesis edilmesi süreçlerinde derinlemesine teknik hukuki incelemeler gerektirmekte olup, pay sahipliği haklarının idari ve mali olarak bölünmesi prensibine dayalı olarak çözümlenmektedir.
Şirket Değerlemesinde Kullanılan Finansal Yöntemler
Hukuki süreçlerde şirket paylarının parasal karşılığının tespit edilmesi aşamasında birden fazla finansal değerleme yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden ilki olan tasfiye değeri, şirketin ticari faaliyetlerinin tamamen sona erdirilmesi ve tüm aktif varlıklarının parçalar halinde satılarak borçların ödenmesi durumunda elde edilecek asgari değeri ifade eder. Tasfiye değeri, işletmenin piyasadaki parasal değerinin en alt sınırını oluşturur. Bir diğer yöntem olan defter değeri ise, şirketin bilançosunda yer alan toplam varlıklardan tüm borçların çıkarılmasıyla ulaşılan öz kaynak değerini ifade etmektedir. Ancak defter değeri, tamamen tarihi muhasebe kayıtlarına dayandığından ve zaman içindeki fiziksel yıpranma, ekonomik enflasyon veya pazar dinamiklerindeki gerçek değişimleri tam olarak yansıtmadığından, şirketin serbest piyasadaki güncel ve reel durumunu göstermekte çoğunlukla yetersiz kalmaktadır.
Bilançolara dayalı defter değeri yönteminin temel eksikliklerini gidermek amacıyla finansal uygulamada sıklıkla net aktif değeri yöntemine başvurulmaktadır. Bu usulde, şirketin sahip olduğu maddi ve maddi olmayan tüm varlıkların serbest piyasadaki reel güncel değerleri uzmanlarca tek tek yeniden hesaplanır ve bu toplam tutardan, borçların yine piyasa değeri çıkarılarak öz kaynakların güncel değerine ulaşılır. Net aktif değeri, muhasebe kayıtlarının ötesine geçerek piyasa gerçeklerini yansıtsa da, şirketin kârlılık potansiyelini ve gelecekte yaratacağı nakit akışlarını hesaba katmadığı için eleştirilmektedir. Bu nedenle, ticari faaliyetleri son derece yoğun olan kârlı işletmelerin değerlemesinde, salt net aktif değeri kullanılması, ortaklığın gerçek piyasa değerinin olduğundan daha düşük çıkmasına ve nihayetinde pay sahipleri açısından haksız hak kayıplarına yol açabilmektedir.
Ticari faaliyetlerini aktif olarak kesintisiz sürdüren ve ciddi bir nakit yaratma potansiyeline sahip şirketler için en makul ve uygun değerleme yaklaşımı işleyen teşebbüs değeri yöntemidir. İşleyen teşebbüs değeri, tasfiye halinin tam tersi bir ekonomik yaklaşımla, şirketin varlığını büyüterek sürdüreceği varsayımına dayanır. Bu değerleme yapılırken, şirketin halihazırda sahip olduğu fiziksel yatırımlarının yanı sıra, gelecekteki büyüme beklentileri, umulan kârlılık oranları ve yaratacağı net nakit akışları belirli oranlarla iskonto edilerek güncel değere indirgenir. Böylece, işletmenin bulunduğu sektördeki stratejik konumu, marka değeri, geniş müşteri portföyü ve kurumsal organizasyon yeteneği gibi soyut ama son derece değerli unsurları da hesaplamaya mutlaka dahil edilerek, pay sahiplerinin haklarının en adil ve gerçeğe uygun şekilde tespit edilmesi sağlanmaktadır.
Sürüm Değeri İlkesi ve Hukuki Geçerliliği
Türk hukuku uygulamaları gereğince, hukuki tasfiye ve paylaşım hesaplamalarında esas alınması gereken en temel ölçüt malların sürüm değeri olarak yasal metinlerde açıkça düzenlenmiştir. Sürüm değeri, bir şirketin veya spesifik bir şirket payının değerleme tarihi itibarıyla serbest piyasa koşullarında sahip olabileceği objektif, makul ve adil parasal değeri ifade etmektedir. Sürüm değerinin doğru tespitinde, şirketin hukuki durumuna uymayan farazi ve afaki değerler yerine, serbest alıcı ve satıcıların piyasa gerçekleri doğrultusunda doğal yollarla oluşturacakları işlem değeri dikkate alınır. Şirket paylarının sürüm değeri bulunurken, şirketin genel finansal yapısının yanı sıra sektörel gelişmeleri ve işletmenin piyasa içindeki rekabet gücünü analiz eden kapsamlı bir işleyen teşebbüs değeri hesaplamasının, sürüm değeri konseptine en uygun sonucu verdiği Yargıtay içtihatlarında da sıklıkla vurgulanmaktadır.
Sürüm değeri ilkesinin kanunda öngörülen çok dar kapsamlı ve spesifik bir istisnası bulunmakta olup, bu istisna doğrudan tarımsal işletmeleri ilgilendirmektedir. Türk hukuku uyarınca, taraflardan birinin maliki olduğu bir tarımsal işletme söz konusuysa ve bu işletme hukuki süreçlerin ardından da üretim faaliyetini devam ettirecekse, değerlemede sürüm değeri yerine gelir değeri mutlak suretle esas alınmaktadır. Gelir değeri, bahsi geçen işletmenin gelecekte elde etmesi beklenen tarımsal getirilerin belirli ve makul bir iskonto oranıyla kapitalize edilmesiyle bilimsel olarak bulunur. Bu özel düzenleme, tarımsal üretimin sürekliliğini ve sürdürülebilirliğini korumak, arazilerin parçalanarak ekonomik verimliliğini yitirmesini engellemek amacıyla yasa koyucu tarafından bilinçli ve stratejik olarak tercih edilmiş istisnai bir finansal değerleme ölçütüdür.
Değerleme Kriterleri ve Tarihin Belirlenmesi
Şirket paylarının değerlemesinde, şirketin tam olarak hangi tarihteki durumunun ve hangi tarihteki parasal değerinin esas alınacağı hususu, yargılama pratiklerinin en kritik teknik detayıdır. Hukuki yerleşik kurallar gereğince, şirketin aktif ve pasifleriyle detaylıca değerlendirilecek olan malvarlığı durumu, yani nitelik, büyüklük, yaş gibi unsurlar, davanın açıldığı an itibarıyla tamamen sabitlenir. Ancak payların parasal karşılığı hesaplanırken, bu sabitlenmiş durum üzerinden karar tarihine, yani tasfiye anına en yakın tarihteki güncel sürüm değerleri baz alınır. Bu ikili hukuki ayrımın temel amacı, davanın açılmasından nihai kararın verilmesine kadar geçen uzun yargılama sürecinde şirket yönetimini elinde bulunduran tarafın, şirketi kasıtlı olarak zarara uğratmasını ve bu yolla diğer tarafın alacak haklarını hukuka aykırı şekilde gizlice azaltmasını kesin olarak engellemektir.
Yargıtay içtihatları doğrultusunda, bir şirketin sürüm değerinin karar tarihine en yakın an itibarıyla doğru ve hakkaniyetli bir şekilde belirlenebilmesi için alanında uzman bilirkişi heyetlerince çok sayıda makro ve mikro ekonomik kriterin eşzamanlı olarak analiz edilmesi gerekmektedir. Değerleme aşamasında uzmanlarca şirket incelenirken şu temel unsurlar mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır:
- Şirketin faaliyet gösterdiği sektörün konumu ve büyüme hızı
- İşletmenin mevcut pazar payı, rekabet gücü ve müşteri portföyü
- AR-GE faaliyetleri ve kullanılan teknolojik altyapının fiziki durumu
- Piyasaya sunulan tüm ürün ve hizmetlerin çeşitliliği
- Şirketin gelecekteki 5-10 yıllık dönemine ait nakit akışı öngörüleri
- Geçmiş temettü dağıtım politikaları ve planlanan yatırım hedefleri
- Şirket organizasyonu, sermaye yapısı ve kurumsal marka imajı
- Ülke ekonomisinin genel durumu ve makroekonomik piyasa şartları
Belirtilen tüm bu detaylı ve bilimsel kriterler çerçevesinde, şirketin davanın açıldığı tarihteki fiili ve fiziki durumuna göre tespit edilen rayiç değeri profesyonelce hesaplandıktan sonra, ortaya çıkan bu rakamın ekonomik enflasyon ve zamanın aşındırıcı etkisine karşı muhakkak korunması gerekmektedir. Yüksek mahkeme uygulamalarında, davanın açıldığı tarih ile nihai karar tarihi arasında geçen zaman dilimi için Tüketici Fiyat Endeksi gibi nesnel ve resmi ekonomik endeksler dikkate alınarak titiz bir güncelleme işlemi yapılmaktadır. Böylece, hesaplanan ilk rayiç değerin karar tarihindeki en gerçekçi parasal karşılığına ulaşılmakta ve şirket pay bedelinin değer aşınmasına uğraması kesin surette önlenerek tarafların finansal hakları yasal çerçevede en üst düzeyde muhafaza edilmektedir.
Sonuç olarak, hukuki süreçlerde ticaret şirketlerindeki payların iktisap yöntemlerinin doğru olarak belirlenmesi ve bu payların bir ihtilaf halinde bilimsel metotlarla değerlemesinin yapılması, ticaret hukuku, borçlar hukuku ve mali mevzuatın ayrılmaz şekilde iç içe geçtiği oldukça özellikli bir alandır. Şirket payının aslen, devren veya yasal yollarla kanunen kazanılması, sadece mülkiyetin geçiş anını tespit etmekle kalmayıp, payın hukuki rejimini de temelden ve derinden şekillendirmektedir. Değerleme süreçlerinde ise defter değeri gibi tamamen statik muhasebe rakamları yerine, şirketin yaşayan, üreten ve büyüyen bir ekonomik organizasyon olduğunu kabul eden işleyen teşebbüs değeri ve sürüm değeri metotlarının kullanılması adil bir yargı neticesi için tartışmasız şekilde zaruridir. Bu son derece teknik süreçlerin, alanında yetkin hukukçular, yeminli mali müşavirler ve finans analistlerinden oluşan bağımsız profesyonel ekiplerce yürütülmesi, tarafların süreç sonunda telafisi güç ekonomik kayıplar yaşamasını engelleyecek en mühim hukuki güvencedir.