Anasayfa/ Makale/ Siber Suçların Yargı Yetkisi ve Budapeşte Sözleşmesi

Siber Suçların Yargı Yetkisi ve Budapeşte Sözleşmesi

Siber suçların sınır aşan doğası, geleneksel yargı yetkisi kurallarının yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Bu makalede, siber suçlarda yargı yetkisi sorunları ve uluslararası adli iş birliğini sağlamak amacıyla oluşturulan Budapeşte Sözleşmesi'nin hukuki yapısı, kapsamı ve getirdiği ortak ceza politikası detaylı bir şekilde incelenmektedir.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

Geleneksel suçların teknolojik gelişmelerle nitelik değiştirmesi neticesinde ortaya çıkan siber suçlar, yapıları itibarıyla sınır aşan suçlar kategorisinde değerlendirilmektedir. Geleneksel hukuk anlayışındaki mülkilik ilkesi ve egemen eşitliği ilkeleri, failin bulunduğu ülke ile zararın meydana geldiği ülkenin farklı olması durumunda soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde ciddi yargı yetkisi krizlerine yol açmaktadır. Uluslararası Adalet Divanı'nın Lotus-Bozkurt davasında da vurguladığı üzere, devletlerin yetkileri kendi sınırları dışına uzanamadığı için, siber suçlarla mücadelede klasik yargı yetkisi anlayışı yetersiz kalmaktadır. Suçun neticesinin gerçekleştiği ülkelerin sınırları ötesinde bulunan faillerin tespit edilmesi ve yargılanabilmesi, uluslararası etkin iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Ülkeler arasında mutabakat ve yasal uyumun olmaması, bazı devletlerin yetkilerini aşarak tek taraflı sınır ötesi bilişim soruşturmaları yapmasına neden olabilmekte, bu da ulusal egemenliğe tehdit oluşturmaktadır. Bu karmaşık hukuki problemlerin çözümü ve siber suçlara karşı evrensel bir koruma kalkanı oluşturulması ihtiyacı, uluslararası sözleşmelerin hayata geçirilmesini mecburi kılmıştır.

Siber Suçlarda Yargısal Sorunlar ve Yetki Karmaşası

Siber suçlar bağlamında karşılaşılan yargısal problemler temel olarak üç ana başlıkta toplanmaktadır: Gerekli ceza tanımının ulusal mevzuatlarda bulunmaması, usule ilişkin yetkilerin yetersizliği ve yabancı ülkelerle uygulanabilir karşılıklı yardımlaşma hükümlerinin eksikliğidir. Failin bulunduğu ülkede suç sayılmayan bir eylemin, zararın gerçekleştiği ülkede suç teşkil etmesi durumunda, zarar gören ülkenin adalete erişimi engellenebilmektedir. Failin fiziken bulunduğu yer ile suçun sonuçlarının hissedildiği sistemlerin farklı yargı çevrelerinde olması, ceza hukukundaki mülkilik ilkesini aşındırmaktadır. Devletler, kendi yargı yetkilerini aşarak başka bir devletin topraklarında tek taraflı veri toplama veya soruşturma yapma hakkına sahip değildir. Bu durum, siber suçluların güvenli limanlar bularak cezai yaptırımlardan kaçmasına ve milletlerarası özel hukuktaki forum shopping benzeri bir şekilde, esnek mevzuata sahip ülkeleri suç karargâhı olarak kullanmalarına zemin hazırlamaktadır.

Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi'nin (Budapeşte Sözleşmesi) Önemi

Uluslararası arenada siber suçlarla mücadeledeki yargısal boşlukları doldurmak amacıyla Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi, bilinen adıyla Budapeşte Sözleşmesi, 2001 yılında imzaya açılmış ve 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. İnternet ve bilgisayar aracılığıyla işlenen suçlar bakımından ilk uluslararası antlaşma olma özelliğini taşıyan bu Sözleşme, Türkiye tarafından da imzalanmış ve iç hukuka dâhil edilmiştir. Sözleşmenin temel hedefleri arasında; taraf ülkelerin maddi ceza ve muhakeme hukuklarının uyumlu hale getirilmesi, siber suçların soruşturulması için gerekli yerel yetkilerin sağlanması ve hızlı, etkin bir uluslararası iş birliği rejiminin inşa edilmesi yer almaktadır. Ülkelerin ortak bir ceza politikası etrafında birleşmesi, faillerin farklı ülkelerdeki yasal boşluklardan faydalanmasının önüne geçmek için atılmış en kritik hukuki adımdır.

Sözleşmenin Yapısı ve Maddi Ceza Hukuku Düzenlemeleri

Sözleşme, her ne kadar doğrudan bir ceza kanunu metni olmasa da Taraf ülkelerin ulusal mevzuatlarını uyumlaştırmak için bağlayıcı hukuki standartlar koymaktadır. İkinci bölümünde yer alan düzenlemeler, siber suçları belirli kategoriler altında detaylıca sınıflandırarak güçlü bir maddi ceza hukuku zemini yaratır. Sözleşmede suç olarak düzenlenen tüm fiillerin en temel ortak özelliği, uluslararası cezai sorumluluğun doğması için eylemlerin mutlaka kasten işlenmesi şartına bağlanmış olmasıdır. Kastın ne şekilde yorumlanacağı ise Taraf ülkelerin kendi iç hukuklarına bırakılmıştır. Sözleşmenin açıkça öngördüğü suç kategorileri, olası yargı yetkisi ihtilaflarını azaltmak adına taraf devletlerin kendi ceza kanunlarında asgari düzeyde suç olarak tanımlaması gereken hukuka aykırı eylemleri net bir şekilde belirlemektedir.

Sözleşme kapsamında belirlenen ve iç hukuka aktarılması beklenen suç kategorileri şunlardır:

  • Veri ve sistem bütünlüğüne yönelik suçlar: Yasadışı erişim, verilere ve sisteme müdahale.
  • Bilgisayarla bağlantılı suçlar: Bilişim sistemleri aracılığıyla işlenen sahtecilik ve dolandırıcılık.
  • İçerik suçları: Çocuk pornografisi ve yasadışı içeriklerin üretimi, dağıtımı.
  • Fikri mülkiyet ihlalleri: Telif haklarının siber yollarla ihlali.

Usul Hükümleri ve Uluslararası Adli Yardımlaşma

Sözleşmenin usul hukuku bölümü, yalnızca siber suçların değil, klasik suçların bilişim sistemleri üzerinden elektronik kanıt toplanması süreçlerini de kapsayacak şekilde geniş tasarlanmıştır. Bu kapsamda, bilgisayar verisinin süratli şekilde korunması, aranması, el konulması ve trafik verisinin gerçek zamanlı toplanması gibi koruma tedbirleri düzenlenmiştir. En dikkat çekici unsur ise, aralarında özel bir adli yardımlaşma anlaşması bulunmayan taraf ülkeler için Sözleşmenin bizzat bir karşılıklı adli yardım anlaşması (lex specialis) işlevi görmesidir. Sözleşme, 7/24 iletişim ağı kurulmasını zorunlu kılarak devletler arasında kesintisiz bilgi akışını güvence altına almaktadır. Buna rağmen, Sözleşmenin yaptırım veya sıkı denetim mekanizmalarından yoksun olması ve devletlerin yardımlaşma taleplerini ulusal egemenlik veya kamu düzeni gerekçesiyle reddedebilmesi, hukuki etkinliği açısından eleştirilen noktaların başında gelmektedir.

Yurt dışından bir hacker banka hesabımı boşalttı, Türkiye'de dava açabilir miyim? expand_more
Siber suçlar, doğası gereği sınır aşan bir yapıya sahip olduğundan geleneksel yargı yetkisi kurallarının uygulanması bu tür durumlarda oldukça güçtür. Failin bulunduğu ülke ile zararın gerçekleştiği ülkenin farklı olması durumunda soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde ciddi yargı yetkisi krizleri yaşanmaktadır. Devletlerin yetkileri kendi sınırları dışına uzanamadığı için, mülkilik ilkesi gereği yurt dışındaki bir failin tespit edilip yargılanabilmesi ancak ülkeler arasındaki etkin uluslararası iş birliği ile mümkündür.
Dolandırıcı, kanunların esnek olduğu bir ülkeye kaçmış. Yine de ceza alır mı? expand_more
Failin bulunduğu ülkede suç sayılmayan bir eylemin, zararın gerçekleştiği ülkede suç teşkil etmesi durumunda adalete erişim maalesef engellenebilmektedir. Bu yetki karmaşası, siber suçluların cezai yaptırımlardan kaçması için esnek mevzuata sahip ülkeleri adeta bir güvenli liman ve suç karargâhı olarak kullanmasına zemin hazırlamaktadır. Ancak Budapeşte Sözleşmesi'ne taraf ülkeler arasında maddi ceza ve muhakeme hukukları uyumlu hale getirilerek, faillerin bu yasal boşluklardan faydalanmasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir.
Yabancı bir sitede bana hakaret edildi, polis o siteden delil toplayabilir mi? expand_more
Devletler, kendi yargı yetkilerini aşarak tek taraflı olarak başka bir devletin topraklarında veya sistemlerinde hukuki veri toplama hakkına sahip değildir. Fakat Türkiye'nin de taraf olduğu Budapeşte Sözleşmesi sayesinde, ülkeler arasında elektronik kanıt toplanması ve bilgisayar verilerinin süratli şekilde korunması için uluslararası adli yardımlaşma mekanizmaları işletilebilmektedir. Kurulan 7/24 iletişim ağı ile taraf devletler arasında kesintisiz bilgi akışı sağlanarak yurt dışı kaynaklı trafik verilerinin ve delillerin yasal yollardan temin edilmesi mümkün kılınmıştır.
Başka ülke bizim siber suçlarla ilgili yardım talebimizi reddedebilir mi? expand_more
Evet, uluslararası adli yardımlaşma süreçlerinde diğer ülkelerin devletler arası talepleri reddetme ihtimali bulunmaktadır. Budapeşte Sözleşmesi taraf ülkeler arasında özel bir yardımlaşma anlaşması işlevi görse de, sözleşmenin katı bir yaptırım veya sıkı denetim mekanizması bulunmamaktadır. Taraf devletler, kendilerine iletilen uluslararası adli yardımlaşma taleplerini ulusal egemenlik veya kamu düzeni gibi gerekçeler öne sürerek reddetme hakkına sahiptir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir