Makale
Okullarda yöneticilerin makamlarından aldıkları gücü öğretmenler üzerinde bir baskı, tehdit ve psikolojik şiddet aracına dönüştürmesi, eğitim ortamını zedeleyen ciddi bir hukuki ihlaldir. Bu yazımızda, yönetsel yetkinin kötüye kullanımı ve tehdit yoluyla uygulanan mobbingin okul iklimi üzerindeki etkilerini hukuki bir perspektifle inceliyoruz.
Okullarda Yönetsel Gücün Kötüye Kullanımı ve Tehdit
Okullarda eğitim kalitesinin sağlanması ve olumlu bir çalışma ikliminin sürdürülebilmesi, okul yöneticilerinin hukuka uygun davranmasıyla doğrudan ilişkilidir. Ancak uygulamada, okul müdürlerinin hiyerarşik konumlarından kaynaklanan yönetsel gücü, öğretmenler üzerinde bir baskı ve tahakküm aracı olarak kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Bir okul yöneticisinin yetkisini aşarak psikolojik şiddet, yıldırma ve tehdit gibi eylemlere başvurması, sadece idari kuralların değil aynı zamanda temel hukuk prensiplerinin de açık bir ihlalidir. Bu eylemler, öğretmenlerin motivasyonunu, işe bağlılıklarını ve kuruma duydukları güveni temelden sarsmaktadır. Yöneticilerin, farklı görüşlere sahip oldukları için veya kendi aldıkları kararları sorgusuz uygulatmak amacıyla makamın gücünü kullanması, yasal açıdan görevi kötüye kullanma niteliği taşır. Eğitim kurumlarında sıkça rastlanan yönetsel gücün istismarı, personeli sindirmeye yönelik bir korku iklimi yaratmakta ve nihayetinde çalışma barışını ortadan kaldırmaktadır.
Yönetsel Gücün Tehdit ve Baskı Aracına Dönüşmesi
Eğitim kurumlarında yöneticiler, konumlarının verdiği yetkiyi zaman zaman öğretmenlerin haklarını kısıtlamak veya onları belirli eylemlere zorlamak için bir tehdit unsuru olarak kullanabilmektedir. Örneğin, bir öğretmenin yüksek lisans yapma hakkını kullanmak amacıyla ders programında düzenleme talep etmesi karşısında, yöneticinin "seneye bu programı bulamazsın" şeklinde açık veya örtülü tehditlerde bulunması gücün kötüye kullanımıdır. Benzer şekilde, müdür yardımcılığı sınavını kazanarak atanmak isteyen liyakat sahibi eğitimcilerin, okul müdürü tarafından aranarak baskıcı ve yıldırma politikalarıyla vazgeçirilmeye çalışılması, yöneticinin kendi kişisel istekleri doğrultusunda kamu gücünü istismar etmesi anlamına gelmektedir. Karar süreçlerinde veya resmi toplantılarda farklı fikir beyan eden öğretmenlerin haksız soruşturmalarla korkutulması ve cezalandırma söylemlerinin bir silah gibi kullanılması, despotik bir yönetim anlayışının ve hukuka aykırı tahakkümün en net örneklerindendir.
İletişim Sürecinde Psikolojik Şiddet ve Hakaret
Yönetsel gücün kötüye kullanımının en yıkıcı yansımalarından biri de, yöneticilerin iletişim sürecinde başvurdukları sözel saldırganlık ve kaba tutumlardır. Okul idarecilerinin, hiyerarşik üstünlüğüne dayanarak öğretmenlere karşı hakaret ve aşağılayıcı kelimeler sarf etmesi, onları öğrencilerin veya diğer personelin yanında rencide ederek küçük düşürmesi ağır bir ihlaldir. Dersteyken sınıfa girip bir öğretmene yönelik tehditkâr ve baskıcı ifadelerle saldırılması, doğrudan psikolojik şiddet ve mobbing kapsamına girmektedir. Ayrıca, yöneticinin bir öğretmeni odasına saygılı bir şekilde davet etmek yerine hizmetli aracılığıyla ayağına çağırtarak üstünlük kurmaya çalışması, mesleki itibara ve onura yönelik bir saldırıdır. Yöneticilerin iletişim esnasında emir kipleri kullanması ve korkutma amacı taşıyan etik dışı yönetsel üsluplar benimsemesi, çalışma ortamını yaşanmaz hale getirmektedir.
Aşırı Denetim ve Sistematik Yıldırma Eylemleri
Okul yöneticilerinin yetki sınırlarını aşan baskıcı klasik denetim anlayışı, yönetsel gücün kişisel bir silaha dönüştürülmesinin bir diğer boyutudur. Kurumsal yönetim hakkı, öğretmeni sürekli olarak gözetim altında tutan bir sistematik eziyet ve yıldırma eylemine tahvil edilemez. Yöneticilerin ders esnasında koridorlarda gezerek sınıfları dinlemesi, derse kısacık bir süre geç kalan öğretmeni öğrencilerin gözü önünde azarlaması veya okul hizmetlileri üzerinden öğretmenler hakkında istihbarat toplaması, çalışma barışını ihlal eden eylemlerdir. Süreklilik arz eden bu tarz korkutma ve tahakküm eylemleri, hukuk sisteminde psikolojik taciz olarak adlandırılmaktadır. Okullarda karşılaşılan bu güç zehirlenmesi eylemleri, sadece kurumun verimini düşürmekle kalmayıp, personelin psikolojik bütünlüğünü ve mesleki aidiyetini de onarılamaz biçimde zedelemektedir.
Yönetsel gücün kötüye kullanımı bağlamında okullarda en sık rastlanan tehdit ve baskı unsurları şu şekilde özetlenebilir:
- Yasal hakların kullanımını aba altından sopa göstererek ve üstü kapalı tehditlerle engellemeye çalışmak.
- Farklı sendikal veya siyasi görüşe sahip öğretmenleri haksız soruşturmalar açmakla korkutmak.
- İdari kadro atamalarında liyakatli ve yetkin adayları psikolojik baskı yoluyla süreçten çekilmeye zorlamak.
- Öğrenci veya velilerin bulunduğu ortamlarda eğitimcileri rencide edici, aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadelerle azarlamak.
- Öğretmenleri kontrol altında tutmak amacıyla öğrenciler veya yardımcı personeller üzerinden gizli istihbarat toplamaya çalışmak.