Makale
Çalışma hayatındaki ihlaller, mukayeseli hukukta özel suç tipleriyle düzenlenirken; Türk Ceza Kanunu'nda çalışma hürriyeti aleyhindeki eylemler çeşitli diğer suç kipleriyle de koruma altına alınmıştır. Bu yazıda, mukayeseli hukuk uygulamaları ve TCK'daki ilgili diğer suçlar detaylı bir hukuki perspektifle ele alınmaktadır.
Mukayeseli Hukukta ve TCK'da Çalışma Hayatına Karşı Suçlar
Çalışma hayatında karşılaşılan hukuka aykırı fiillerin cezalandırılması, yalnızca temel iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçlarıyla sınırlı kalmamakta; Türk Ceza Kanunu (TCK) sistematiği içerisindeki diğer genel suç tipleriyle de sağlanmaktadır. Mukayeseli hukuk sistemlerine bakıldığında ise, bazı Avrupa ülkelerinin bu tarz eylemleri oldukça spesifik, bağımsız suç tipleri olarak düzenlediği görülmektedir. Uzman bir ceza avukatı perspektifiyle değerlendirildiğinde, çalışma ilişkileri içerisinde ortaya çıkan ihlallerin salt iş hukuku normlarıyla değil, ceza hukukunun geniş koruma kalkanıyla da güvence altına alındığı açıktır. Özellikle uluslararası boyutta emeğin sömürülmesini engellemek ve insan onurunu korumak maksadıyla, hem bölgesel düzeyde hem de ulusal yargı kararları ışığında çeşitli hukuki enstrümanlar geliştirilmiştir. Bu makalede, iş ortamındaki ağır hak ihlallerinin mukayeseli hukuktaki yeri ve hukukumuzdaki diğer suç kipleri kapsamındaki hukuki nitelendirmesi ele alınmaktadır.
Mukayeseli Hukuk Sistemlerinde Bağımsız Suç Düzenlemeleri
Mukayeseli hukuk uygulamaları incelendiğinde, çalışma ortamında işçinin onurunu zedeleyen fiillerin çeşitli ülkelerde doğrudan özel ceza normları ile korunduğu görülmektedir. Örneğin, Fransız Ceza Kanunu (m. 222-33-2) kapsamında bir kişinin haklarına, onuruna zarar veren ve mesleki geleceğini tehlikeye atan eylemler doğrudan bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Ayrıca, Fransız hukukunda emeğin sömürüsüne yönelik fiiller (m. 225-13) özel yaptırımlara bağlanmıştır. Benzer şekilde, Belçika Sosyal Ceza Kanunu (m. 119) çalışanların refahını zedeleyen ve psikolojik şiddet içeren eylemleri doğrudan cezalandıran kapsayıcı hükümler içermektedir. İsviçre Ceza Kanunu uygulamasında ise (m. 157), daha çok ekonomik bir yaklaşım benimsenerek mağdurun çaresizliği ve deneyimsizliğinin sömürülmesi, malvarlığına karşı işlenen suçlar kategorisinde değerlendirilmiştir. Uluslararası mahkemelerin bu konudaki tutumu, iş ilişkilerindeki güç dengesizliğinin haksız bir menfaat temini aracı olarak kullanılamayacağı yönünde birleşmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nda Çalışma Hayatına İlişkin Diğer Suçlar
Türk Ceza Kanunu kapsamında, iş ortamında gerçekleştirilen ağır ihlaller ve baskılar yalnızca spesifik çalışma suçlarıyla sınırlı değerlendirilmemekte; eylemin niteliğine göre farklı suç tiplerinin unsurları da oluşabilmektedir. Failin mağdura yönelik gerçekleştirdiği hukuka aykırı fiillerin ağırlığı ve sürekliliği, suçun vasfını doğrudan etkilemektedir. Hukuki açıdan bakıldığında, mağdurun insan onuruyla bağdaşmayan koşullara tabi kılınarak sistematik bir şekilde acı çekmesine veya aşağılanmasına neden olunması durumunda, eziyet suçunun (TCK m. 96) oluştuğu kabul edilmektedir. Yine benzer bir bağlamda, mağdurun ırk, din, cinsiyet gibi farklılıkları sebebiyle işe alınmasının engellenmesi veya olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasının önüne geçilmesi, doğrudan nefret ve ayrımcılık suçunu (TCK m. 122) meydana getirmektedir.
- İnsan Ticareti Suçu (TCK m. 80): Bireylerin çaresizliklerinden faydalanılarak zorla çalıştırılmaları, tüketen norm niteliği taşıyan bu suç kapsamında ağır ceza yaptırımlarına tabidir.
- Tehdit ve Cebir Suçları (TCK m. 106 ve 108): Çalışma ortamındaki temel uyuşmazlıklarda bağımsız araç fiil olarak gerçekleştirildiklerinde ayrıca cezalandırılırlar.
- Fiyatları Etkileme Suçu (TCK m. 237): İşçi ücretlerinin hileli yollarla artıp eksilmesine neden olunması, genel ekonomik düzeni koruyan bu suç tipini oluşturur.
İnsan Ticareti ve Eziyet Kapsamındaki İhlallerin Değerlendirilmesi
Çalışma ilişkilerinin en ağır ihlal biçimleri, genellikle kişilerin hürriyetlerinin tamamen ortadan kaldırıldığı ve insan onuruna aykırı ağır koşulların dayatıldığı durumlardır. Hukuk uygulamamızda, bir kimsenin çaresizliğinden veya bağlılığından faydalanılarak çalıştırılması hallerinde, eylemin salt bir iş uyuşmazlığı olmaktan çıkıp insan ticareti suçunun koruma alanına girdiği görülmektedir. Uluslararası sözleşmelere paralel olarak şekillenen bu hükümler uyarınca, mağdurun görünüşteki rızası dahi, hukuken geçersiz sayılmaktadır. Diğer taraftan, çalışana yönelik sistematik tahakküm, sürekli bir aşağılama ve bedensel veya ruhsal acı verme iradesi taşıyorsa, burada failin doğrudan eziyet suçu kapsamında yargılanması gerekecektir. Uzman bir ceza avukatının bakış açısıyla, somut olaydaki eylemlerin sürekliliği, failin kullandığı şiddetin boyutu ve mağdurun içinde bulunduğu psikolojik veya ekonomik zayıflık, uygulanacak ceza normunun belirlenmesinde en hayati ölçütlerdir.