Anasayfa Makale Mal Paylaşımında Milletlerarası Yetki ve...

Makale

Yabancılık unsuru taşıyan evliliklerin sona ermesiyle gündeme gelen mal rejiminin tasfiyesi, yetkili mahkemenin tespiti ve esasa uygulanacak hukukun belirlenmesi bağlamında özellikli hukuki sorunlar barındırır. Bu makale, milletlerarası yetki kuralları, kanunlar ihtilafı ve mal paylaşımı uyuşmazlıklarının hukuki boyutunu analiz etmektedir.

Mal Paylaşımında Milletlerarası Yetki ve Uygulanacak Hukuk

Globalleşen dünyada, birden fazla ülkeyle hukuki bağlantısı olan evliliklerin sayısındaki artış, bu evliliklerin sona ermesi durumunda mal varlıklarının paylaşımı konusunda karmaşık hukuki uyuşmazlıkları beraberinde getirmektedir. Eşler arasındaki hukuki ilişkilerin yabancılık unsuru barındırması, mal rejiminin tasfiyesine yönelik davalarda hakimin doğrudan kendi iç hukukunu uygulaması yerine milletlerarası özel hukuk kurallarını işletmesini zorunlu kılar. Bir hukuki uyuşmazlığın kanunlar ihtilafı kurallarına tabi olabilmesi için öncelikle yabancılık unsurunun tespit edilmesi gerekir. Taraflardan birinin yabancı uyruklu olması, eşlerin mutad meskenlerinin veya müşterek milli hukuklarının farklı ülkelerde bulunması ya da tasfiyeye konu evlilik mallarının yurtdışında yer alması gibi durumlar uyuşmazlığa yabancılık unsuru katar. Bu bağlamda, tasfiye sürecine geçilmeden evvel çözülmesi gereken iki temel sorun ortaya çıkmaktadır: Davanın hangi ülke mahkemelerinde görüleceğine ilişkin milletlerarası yetki meselesi ve davanın esasına hangi ülke hukukunun uygulanacağının tayini. Türk hukuku perspektifinden bakıldığında, bu tür davalarda hem yetkili mahkemenin tespiti hem de uyuşmazlığın esasına tatbik edilecek olan kanunun belirlenmesi, usul ve esas hukuku kurallarının son derece titiz ve detaylı bir şekilde değerlendirilmesini gerektiren, uzmanlık odaklı bir hukuki faaliyettir.

Mal Rejimi Tasfiyesinde Milletlerarası Yetkili Mahkeme

Yabancılık unsuru taşıyan mal rejiminin tasfiyesine yönelik davalarda Türk mahkemelerinde dava açıldığı takdirde, öncelikle Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kapsamında mal rejiminin tasfiyesine ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili mahkemeyi özel olarak belirleyen bir kural bulunmadığından, genel kural niteliğindeki düzenlemelere müracaat edilir. İlgili kanun maddesi uyarınca, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder. Bu nedenle Türk hakimi, iç hukukumuzdaki usul kurallarına göre yetkili mahkemeyi saptamak durumundadır. Ancak mal rejiminin tasfiyesine yönelik uyuşmazlıklarda genel usul kurallarından ziyade Türk Medeni Kanunu içerisinde özel bir yetki kuralı ihdas edilmiştir. Bu yasal düzenlemeye göre, boşanma veya evliliğin iptali durumlarında mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetkili mahkeme, boşanma davasında yetkili olan mahkemedir. Boşanma davalarındaki yetki ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesi olarak belirlenmiştir. Diğer hâllerde ise genel yetki kuralı gereğince davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkili olacaktır.

Yetkili mahkemenin tayininde üzerinde durulması gereken en kritik hususlardan biri, mal rejiminin tasfiyesine yönelik yetki kurallarının kesin yetki niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Uygulamada sıkça tartışılan bu konuda, yüksek yargı içtihatları doğrultusunda mal rejimi tasfiyesi davalarındaki yetkinin kesin yetki olmadığı açıkça kabul edilmektedir. Söz konusu davalarda mal varlıkları bir bütün halinde tasfiyeye konu olur ve davanın neticesinde ayni bir hakka değil, nakdi bir alacak hakkına karar verilir. Bu sebeple, tasfiyeye konu mal varlığının içerisinde taşınmaz malların bulunması, usul hukukumuzdaki taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu kuralının bu davalarda uygulanmasını gerektirmez. Mahkemelerin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan örneğin katılma alacağı talepli davalarda taşınmazın aynına yönelik bir hüküm kurmayıp yalnızca şahsi bir alacak hakkına hükmetmesi sebebiyle, taşınmazın başka bir şehirde veya ülkede olması mahkemenin yetkisini ortadan kaldırmaz. Davalı taraf usulüne uygun ve süresinde bir ilk itiraz olarak yetki itirazında bulunmadığı sürece, mahkeme kendiliğinden yetkisizlik kararı veremez.

Evlilik Mallarına Esasa Uygulanacak Hukukun Tespiti

Yabancılık unsuru taşıyan hukuki uyuşmazlıklarda davanın esasına hangi hukukun uygulanacağı, mahkemenin yetkisi kesinleştikten sonra ele alınması gereken en temel aşamadır. Hukuki uyuşmazlığın mal rejiminin tasfiyesine yönelik olması hâlinde ilgili yasal düzenleme devreye girer. Bu düzenlemeye göre evlilik malları hakkında eşlere sınırlı bir irade serbestisi tanınarak, subjektif bağlanma noktaları üzerinden hukuk seçme imkânı verilmiştir. Eşler, evlenme anındaki mutad mesken hukuklarından veya evlenme anındaki milli hukuklarından birini evlilik mallarına uygulanacak hukuk olarak açık bir şekilde seçebilirler. Bu seçim hakkı, evlilik öncesinde yapılabileceği gibi evlilik devam ederken de kullanılabilir. Söz konusu hukuk seçimi sözleşmesinin geçerliliği, şekil ve ehliyet yönünden belirli şartlara tabidir. Mal rejimine ilişkin hukuk seçimi sözleşmelerinde özel bir şekil şartı öngörülmediğinden, sözleşme yapıldığı ülkenin şekil şartlarına veya esasa uygulanacak hukukun şekil kurallarına uygun yapılmışsa geçerli kabul edilir. Ehliyet bakımından ise, eşlerin fiil ve hak ehliyeti kendi milli hukuklarına tabidir ve bu çerçevede değerlendirilmesi zorunludur.

Taraflarca evlilik mallarına uygulanacak hukuka dair açık ve geçerli bir seçimin yapılmadığı hâllerde, uyuşmazlığın esasına tatbik edilecek hukuk, kanunda hiyerarşik sıraya bağlanmış olan objektif bağlanma noktalarına göre belirlenir. İlgili yasal mevzuatta yer alan bu hiyerarşik sıralama şu şekildedir:

  • Eşlerin evlenme anındaki müşterek milli hukuku
  • Evlenme anındaki müşterek mutad mesken hukuku
  • Müşterek hukukun bulunmaması hâlinde Türk hukuku
  • Evlenmeden sonra edinilen yeni müşterek hukuk (üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyla)

Kanun koyucu, evlilik mallarına ilişkin uyuşmazlıkların aile hukuku karakterinin ağır basması sebebiyle tarafların evlenmeden sonra edindikleri yeni müşterek hukuka da atıf yapmıştır. Hukuk seçiminin bulunmadığı varsayımında, hakimin önüne gelen davada yabancılık unsurunu resen dikkate alması ve yukarıdaki listelenmiş objektif bağlanma kurallarını katı bir sırayla işleterek yetkili hukuku saptaması zorunludur.

Taşınmazların Tasfiyesi ve Hukuki Nitelendirme Çatışması

Evlilik mallarının tasfiyesinde hukuki nitelendirme yapılırken karşılaşılan en büyük handikaplardan biri, tasfiyeye konu mal varlığının taşınmazlardan oluşması durumunda uygulanacak hukukun saptanmasıdır. İlgili yasal mevzuatta, malların tasfiyesinde taşınmazlar için bulundukları ülke hukukunun uygulanacağına dair bir kural mevcuttur. Ancak bu kuralın lafzı, uygulamada zaman zaman yanılgılara ve çelişkili mahkeme kararlarına yol açmaktadır. Zira Türk hukukunda yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde kural, ayni tasfiye değil nakdi tasfiye yöntemidir. Eşler evlilik birliği içerisinde edinilen mal varlıkları üzerinde ayni bir hak iddia etmek yerine, bu malların sürüm değeri üzerinden hesaplanacak bir alacak hakkı talep ederler. Dolayısıyla, nakdi alacak talepli bir mal rejimi tasfiyesi davasında, tasfiyeye konu taşınmazın yurtdışında bulunması, doğrudan taşınmazın bulunduğu ülke hukukunun uygulanmasını gerektirmez. Uyuşmazlığa, eşlerin tabi olduğu genel mal rejimi hukuku (müşterek milli hukuk veya mutad mesken hukuku) uygulanmalı ve alacak miktarı bu hukuk dairesinde hesaplanmalıdır.

Bahsi geçen kanun maddesindeki taşınmazların bulunduğu yer hukukunun uygulanacağı kuralı, yalnızca eşlerin ayni tasfiye talebinde bulunduğu istisnai durumlar için geçerlilik taşır. Örneğin; eşlerin paylı mülkiyetinde olan bir malın tamamının mülkiyetinin diğer eşin payının ödenmesi suretiyle istenmesi veya paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde aile konutunun özgülenmesi gibi ayni talepler söz konusu olduğunda, davanın konusunu oluşturan taşınmaz mallar için taşınmazın bulunduğu ülke hukuku devreye girer. Şayet bir nakdi alacak davasında, taşınmazların ayrıştırılarak her bir taşınmaza bulunduğu ülkenin hukukunun uygulanması yoluna gidilirse, mal rejiminin bir bütün olarak tasfiye edilmesi ilkesi ağır biçimde zedelenir. Farklı taşınmazlara farklı ülke hukuklarının uygulanması, mal paylaşımı mantığına aykırı sonuçlar doğuracağından, Türk hakimi yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlığı kendi iç hukukuna, yani lex fori ilkesine göre vasıflandırmalı ve ayni/nakdi talep ayrımına dikkat ederek hukuku tatbik etmelidir.

Yabancı Hukukun Doğrudan Uygulanması ve Atıf (Renvoi)

Yabancılık unsuru barındıran mal rejiminin tasfiyesi davalarında sıklıkla karşılaşılan yapısal sorunlardan bir diğeri, mahkemelerin yabancılık unsuruna ilişkin detaylı bir kanunlar ihtilafı analizi yapmaksızın doğrudan Türk maddi hukukunu uygulamasıdır. Hakim, Türk kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olduğu anlaşılan yabancı hukuku resen uygulamakla mükelleftir. Mal paylaşım davası bir alacak davası mahiyetinde dahi olsa, tarafların yabancı uyruklu olmaları veya müşterek ikametgahlarının yurtdışında bulunması gibi faktörler esasa uygulanacak hukuku kökten değiştirir. Yüksek yargı içtihatları, mahkemelerin bu konuda tarafların talebi olmasa dahi yabancı hukuku araştırması gerektiğini, yabancı hukuka ulaşılamaması veya uygulanamaması ihtimalinde ancak istisnai olarak Türk hukukuna dönülebileceğini vurgulamaktadır. Yabancı hukukun uygulanmasını es geçerek doğrudan iç hukuka yönelmek, bozma sebebi teşkil ettiği gibi uluslararası hukuki belirlilik ve güvenilirlik ilkelerine de açıkça aykırıdır.

Yetkili hukukun yabancı bir hukuk olarak tespit edilmesi durumunda atıf (renvoi) kurumunun işletilip işletilmeyeceği meselesi de büyük önem taşır. Türk milletlerarası özel hukukunda atıf teorisi, kural olarak yalnızca kişi hukuku ve aile hukuku ihtilaflarında kabul edilmiştir. Evlilik mallarının tasfiyesine yönelik davalar da ağırlıklı olarak aile hukuku karakteri taşıdığından, şayet taraflar açık bir hukuk seçimi yapmamışsa atıf kuralı uygulanmalıdır. Yani objektif bağlanma noktalarına göre tespit edilen yabancı ülkenin yalnızca maddi hukuk kuralları değil, kanunlar ihtilafı kuralları da dikkate alınır. Eğer yabancı ülkenin kanunlar ihtilafı kuralları uyuşmazlığın çözümü için başka bir ülkenin hukukunu (örneğin Türk hukukunu veya üçüncü bir devletin hukukunu) yetkili kılıyorsa, bu atıf kabul edilir ve o ülkenin maddi hukuk hükümleri uyuşmazlığa uygulanır. Ancak eşler uygulanacak hukuku bizzat sözleşme ile seçmişlerse, irade özerkliğine saygı gereği atıf kurumu işletilmez ve doğrudan seçilen hukukun maddi normları tatbik olunur.

Kamu Düzeni Müdahalesi ve Sınırları

Yabancılık unsuru taşıyan davalarda esasa uygulanacak yabancı hukuk kurallarının sınırını, kamu düzeni müdahalesi oluşturur. Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz ve gerekli görülen hâllerde Türk hukuku tatbik edilir. Ancak kamu düzeni kavramının son derece dar ve istisnai yorumlanması gerektiği unutulmamalıdır. Bir yabancı hukukun maddi kurallarının, Türk iç hukukundaki kurallardan farklı olması veya mal rejimine dair başka usuller benimsemesi, tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmez. Kamu düzeninin zedelendiğinden bahsedebilmek için, yabancı hukuk hükmünün Türk hukukunun dayandığı temel ahlak, adalet anlayışına ve anayasal temel hak ve özgürlüklere radikal bir biçimde ters düşmesi aranır.

Bu bağlamda, tarafların evlilik mallarına ilişkin mal ayrılığı, mal ortaklığı gibi farklı rejimlere tabi olmaları, hatta yabancı hukuk uyarınca kadına veya erkeğe daha farklı oransal haklar tanınmış olması peşinen Türk kamu düzenine bir tehdit olarak yorumlanmamalıdır. Hakimin görevi, yabancı hukukun hükmünü soyut olarak değil, somut olayda yaratacağı sonucun tahammül edilemez derecede adaletsiz olup olmadığını incelemektir. Ancak yabancı hukuktaki mal paylaşımı kuralları eşler arasında çok ağır ve orantısız bir eşitsizlik yaratarak temel insan hakları zeminini sarsıyorsa, bu noktada kamu düzeni devreye girer. Müdahale sonucunda, yabancı hukukun o spesifik hükmü saf dışı bırakılarak oluşan hukuki boşluk, Türk maddi hukuk kurallarıyla doldurulur ve uyuşmazlığın nihai çözümü bu adil denge çerçevesinde mahkeme tarafından sağlanır.

Milletlerarası Uyuşmazlıklarda Yargılama Sürecinin Şekillenmesi

Yabancılık unsuru barındıran mal paylaşım uyuşmazlıklarında usul ekonomisi ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde yargılama sürecinin doğru yapılandırılması zaruridir. Hakim, yetki ve görev bağlamında yaptığı değerlendirmenin ardından yabancı hukukun tespitine yönelik aktif bir araştırma sürecine girer. Bilhassa tarafların vatandaşı oldukları veya mutad meskenlerinin bulunduğu yabancı devletlerin aile hukuku mevzuatlarının, uzman bilirkişiler veya konsolosluklar aracılığıyla celp edilmesi yargılamanın seyrini şekillendirir. Hakimin sadece iç hukuktaki prosedürlerle yetinmeyip, gerektiğinde milletlerarası adli yardımlaşma sözleşmeleri kapsamında yabancı makamlarla yazışmalar yapması, davanın sağlıklı biçimde sonuçlanmasını sağlar. Bu araştırma sürecinin uzaması, mal rejiminin tasfiyesine yönelik alacak davalarının karmaşık yapısıyla birleştiğinde yargılamanın yıllara yayılmasına sebep olabilmektedir.

Bu aşamada taraflarca getirilen delillerin milletlerarası geçerliliği de ön plana çıkmaktadır. Yabancı resmi makamlar önünde tanzim edilen evlilik sözleşmeleri, mal rejimi seçim belgeleri veya mülkiyet evraklarının mahkemeye sunulabilmesi için apostil şerhi taşıması ve noter onaylı Türkçe yeminli tercümelerinin dosyaya ibrazı şarttır. Usulüne uygun şekilde dosyaya kazandırılmayan yabancı menşeli belgeler, mal paylaşımı sürecinde tarafların maddi gerçeği ispatlamasını olanaksız kılar. Özellikle yurtdışındaki banka hesap hareketlerinin, ticari şirket hisselerinin veya mal varlığı değerlerinin tespitinde, mahkemelerin yetki sınırları ötesindeki araştırmalarının ispat yükü bağlamında davacı ve davalı tarafın çabalarıyla desteklenmesi esastır. Kusursuz bir delil toplama ve doğru hukuki nitelendirme, nihai kararın istinaf ve temyiz süreçlerinde bozulmadan onanmasının yegâne teminatıdır.

Sonuç itibarıyla, yabancılık unsuru barındıran evliliklerde mal rejiminin tasfiyesine yönelik talepler, sıradan bir iç hukuk uyuşmazlığı gibi ele alınamaz. Davanın yürütüleceği mahkemenin milletlerarası yetkisi kesin yetki kurallarına değil, boşanma davasının dayandığı özel yetki şartlarına göre esnetilebilir bir yapı sergilerken, esasa uygulanacak hukukun belirlenmesi katı kanunlar ihtilafı silsilelerine dayanır. Hakim ve taraflar, uyuşmazlığın değer artış payı veya ayni mülkiyet aktarımı taleplerinden hangisini içerdiğini doğru analiz etmeli, taşınmazların durumu ile uygulanacak ülke hukukunu bu tasnif ışığında özenle ayrıştırmalıdır. Gerek yabancı hukukun tespiti ve atıf kurallarının işletilmesi, gerekse de kamu düzeni istisnasının son çare olarak değerlendirilmesi aşamaları, ancak mal rejimleri hukukuna ve devletler hususi hukukuna hakim uzman bir hukuki altyapıyla sağlıklı bir biçimde yürütülebilir. Aksi bir yaklaşım, tarafların mal varlıksal haklarının ciddi biçimde zedelenmesine ve adaletin tecellisinde telafisi güç hukuki hataların doğmasına sebebiyet verecektir.

10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: