Anasayfa Makale Kişisel Verilere Ekonomik Hak Yaklaşımı ve...

Makale

Anglo-Amerikan hukuk sisteminde kişisel veriyi mülkiyet veya fikri mülkiyet nesnesi olarak ticari bir meta şeklinde konumlandıran ekonomik hak yaklaşımı, büyük teknoloji şirketleri karşısında bireyi savunmasız bıraktığı ve insan onurunu zedelediği gerekçeleriyle veri hukuku uzmanlarınca ciddi şekilde eleştirilmektedir.

Kişisel Verilere Ekonomik Hak Yaklaşımı ve Eleştiriler

Hukuk sistemlerinde kişisel verilerin korunması amacına yönelik çeşitli doktriner tartışmalar yürütülmektedir. Bu tartışmaların merkezinde yer alan ve özellikle Anglo-Amerikan hukuk sisteminde (Common Law) ağırlık kazanan ekonomik hak yaklaşımı, veriyi insan kişiliğinin ayrılmaz bir uzantısı olmaktan ziyade, kişinin malvarlığının bir parçası olarak değerlendirmektedir. Bu hukuki perspektif, bireylere ait verileri mülkiyet hakkı ve fikri mülkiyet hakkı çerçevesinde iki ayrı başlıkta ele alarak, kişisel veriyi bağımsız bir ürün, yani ticari bir meta statüsüne yerleştirmektedir. Yaklaşımın temel savunusu, veri sahiplerinin kendi verilerini bir bedel karşılığında büyük işletmelerin kullanımına sunabileceği ve bu durumun veri işleyen teşebbüsler nezdinde bir maliyet artışı yaratarak rıza dışı veri işlemeyi dolaylı yoldan engelleyeceği fikrine dayanmaktadır. Ancak günümüz veri ekonomisi ve büyük teknoloji şirketleri (Big Tech) gerçeği karşısında bu teorik savunu, veri sahibinin menfaatlerini korumada oldukça yetersiz kalmakta ve hukuki açıdan ciddi riskler barındırmaktadır.

Ekonomik Hak Yaklaşımının Temel Dinamikleri

Ekonomik hak yaklaşımı, kişisel veriyi satılabilir ve devredilebilir bir mülkiyet nesnesi olarak görür. Bu teoriye göre, verinin ekonomik bir değer olarak kabul edilmesi durumunda veri sahipleri, haklarını bedelsiz olarak veri işleyen teşebbüslerin kullanımına sunmama eğiliminde olacaktır. Dolayısıyla, kişisel verilerin belirli bir bedel karşılığında ticari dolaşıma sokulması, veri toplayan şirketler açısından ciddi bir finansal maliyet doğuracaktır. Teoriyi savunanlar, ortaya çıkacak bu maliyet artışının, işletmeleri daha az veri toplamaya iteceğini ve bireylerin açık rızası olmadan kişisel verilerin işlenmesi faaliyetlerinin piyasa dinamikleriyle engelleneceğini ileri sürmektedir. Ne var ki, hukuki pratiğe bakıldığında verinin salt malvarlığı değeri olarak kodlanması, verinin niteliği gereği içerdiği insani unsurları tamamen göz ardı etmektedir.

Mülkiyet Perspektifine Yöneltilen Hukuki Eleştiriler

Kişisel verinin dar anlamda mülkiyet veya fikri mülkiyet çerçevesinde değerlendirilerek ticari bir meta haline getirilmesi, veri koruma hukukunun temel gayesiyle açıkça çelişmektedir. Veri koruma rejimlerinin asıl amacı, bireyin malvarlığını büyütmek değil; özel hayatın gizliliği, bilgi mahremiyeti ve en temelde insan onurunu korumak üzerine kuruludur. Hukuk doktrininde bu durum, genellikle oy verme hakkı ile kıyaslanarak açıklanmaktadır. Nasıl ki oy verme hakkına ticari bir değer yüklenip mülkiyet konusu yapıldığında bireyin serbest seçim hakkı ortadan kalkarsa, kişisel verilerin mülkiyetleşmesi de benzer bir tahribat yaratır. Bireylere cinsel kimlik, dini inanç ve biyometrik veri gibi özel nitelikli kişisel verileri üzerinde bir menfaat karşılığında serbestçe tasarrufta bulunma yetkisi verilmesi, yasal güvence altındaki hakların içinin boşaltılması anlamına gelmektedir.

Büyük Teknoloji Şirketleri (Big Tech) ve Pazarlık Gücü

Ekonomik hak yaklaşımının uygulamadaki en zayıf noktası, veri sahibi olan birey ile veri toplayan şirketler arasındaki devasa ekonomik güç eşitsizliğini tamamen hesaba katmamasıdır. Günümüzde küresel çapta faaliyet gösteren ve veri işleme yetenekleri muazzam olan büyük teknoloji şirketleri (Big Tech), dijital hizmetlerini son kullanıcılara sunarken genellikle genel işlem şartları içeren standart üyelik sözleşmeleri dayatmaktadır. Bu dijital platform sözleşmeleri, sıradan kullanıcılar tarafından müzakere edilme imkanı olmaksızın, salt hizmetten yararlanabilmek adına mecburen kabul edilmektedir. Herhangi bir pazarlık gücüne ve teknik donanıma sahip olmayan bireylerin, küresel teknoloji devleri karşısında kendi kişisel verileri için hakkaniyetli bir bedel üzerinde anlaşabilmesi piyasa gerçekliğinden son derece uzaktır. Aşağıdaki tabloda, hukuki bir statü olarak ekonomik hak yaklaşımının veri sahibi bireyler ile dev teknoloji şirketleri arasındaki ilişkiye yansımaları açıkça özetlenmiştir.

Karşılaştırma Kriteri Veri Sahibi (Birey) Büyük Teknoloji Şirketleri (Big Tech)
Pazarlık Gücü Zayıf ve müzakere imkanından yoksun Küresel düzeyde baskın ve belirleyici
Sözleşme Şartları Genel işlem şartlarına mecburi tabi Standart metinleri tek taraflı dayatan
Ekonomik Menfaat Hakkaniyetli bedel elde etmesi imkansız Veri hakimiyeti ile devasa kar marjı
Hukuki Koruma Metalaşma sonucu korumasız konumda Mülkiyet devriyle hukuki riskten azade

Veri Ekonomisi Gerçekliği ve Sonuç

Küresel teknoloji devlerinin pazardaki ekonomik varlığını sürdürebilmesi, büyük ölçüde kişisel veriler üzerinde kurdukları mutlak hakimiyete dayanmaktadır. Bu nedenle, bireylere verileri üzerinde mülkiyet temelli mutlak bir kontrol ve devir hakkı tanınmasının, veri akışını kesintiye uğratarak dijital ekonomiyi olumsuz etkileyebileceği yönünde neoklasik iktisat temelli karşı eleştiriler de bulunmaktadır. Ancak hukuki bir perspektifle yaklaşıldığında; verinin alınıp satılabilen bir değere dönüştürülmesi, bireyi veri piyasasında bir insan olmaktan çıkarıp sıradan bir alıcı veya satıcı konumuna indirgemektedir. Sonuç itibarıyla, kişisel verileri ticari bir varlık olarak kabul eden ekonomik hak yaklaşımı, zayıf durumdaki tüketiciyi devasa veri işleyen teşebbüslerin inisiyatifine terk etmekte ve bireyin temel hak ve özgürlüklerinin metalaştırılarak istismar edilmesine zemin hazırlamaktadır.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: