Anasayfa/ Makale/ Kayıt Dışı İstihdam ve Yapısal Mobbing Hukuku

Makale

Göçmen işçilerin yasal statüden yoksun bırakılarak kayıt dışı çalıştırılması, çalışma sürelerinin uzunluğu ve sosyal güvencesizlik gibi unsurlar, hukuk sisteminde yapısal mobbingin temelini oluşturur. Bu durum, işverenin sistematik sömürüsünü hukuki bir zeminden uzaklaştırarak işçi haklarının ihlal edilmesine yol açmaktadır.

Kayıt Dışı İstihdam ve Yapısal Mobbing Hukuku

Ülkemizde giderek artan göç dalgaları, işgücü piyasasında kayıt dışı istihdam oranlarını ciddi biçimde artırmış ve hukuki korumadan yoksun devasa bir çalışan kitlesi yaratmıştır. Özellikle göçmen işçilerin yasal oturum veya çalışma izni olmaksızın istihdam edilmesi, onları işveren karşısında tamamen savunmasız hale getirmektedir. Bu savunmasızlık hali, bireyler arası klasik çekişmelerden ziyade, sistemin bizzat kendisinden kaynaklanan yapısal mobbing kavramını hukuk literatürümüze taşımaktadır. Yasadışı göçmen statüsündeki bireylerin, idari mercilere başvuramaması, işverenlerin bu durumu bir tahakküm aracı olarak kullanmasına zemin hazırlamaktadır. Çalışma hayatında asgari standartların kasıtlı ve sürekli olarak ihlal edilmesi, güvencesizlik ve yasal hak arama hürriyetinin fiilen ortadan kalkması, hukuki açıdan sistematik bir sömürü mekanizmasıdır. Dolayısıyla, ağır şartlarda ve sosyal güvenceden yoksun çalıştırma pratiği, yalnızca idari bir mevzuat ihlali değil, aynı zamanda çalışma barışını ve işçi onurunu zedeleyen bütünleşik bir yapısal sorun olarak değerlendirilmelidir.

Yapısal Mobbingin Temeli Olarak Kayıtsız İstihdam

İş hukuku uygulamasında, işçinin sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmaması başlı başına ağır bir hak ihlalidir. Mevcut sosyolojik veriler, göçmen işçilerin neredeyse tamamının yasal kayıtlara dâhil edilmeksizin çalıştırıldığını, bunun da işverenler açısından maliyetleri düşüren haksız bir avantaj olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Ancak bu durum, işçi açısından sürekli bir hukuki güvencesizlik hali yaratmaktadır. İşçinin, resmi makamlarca tespit edilmesi halinde idari yaptırımlarla karşılaşacağı korkusu, onu en temel yasal haklarını dahi talep edemez hale getirmektedir. İşverenin bu çaresizliği bilerek işçiyi standart dışı koşullarda çalışmaya mecbur bırakması, yapısal mobbingin temelini oluşturur. İşverenler, resmi denetimlerin yetersizliğinden faydalanarak göçmen emeğini tamamen güvencesiz bir şekilde tahakküm altına almaktadır. Bu durum, işçiyi sürekli bir itaat sarmalına hapseden, onun yasal bir özne olmasını engelleyen sistemsel bir kusurdur. Kısacası, kayıt dışı çalıştırma pratiği, hukukun koruyucu işlevini bertaraf ederek işçiyi kaderine terk etmektedir.

Aşırı Çalışma Süreleri ve Sistematik Sömürü

Yapısal mobbing, yalnızca yasal kayıt dışılıkla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda insani sınırları aşan uzun çalışma saatleri ile de kendisini somutlaştırmaktadır. Araştırma verileri, bahsi geçen işçilerin büyük bir çoğunluğunun günlük on bir ile on iki saat arasında, haftanın ise en az altı günü çalıştırıldığını göstermektedir. Yasal mevzuatta belirlenen azami çalışma sürelerinin fahiş biçimde aşılması ve bu aşım karşılığında herhangi bir dengeleme yapılmaması, işçi emeğinin yapısal gaspı anlamına gelmektedir. İşçilerin resmi bir statüden yoksun olmaları, bu ağır çalışma şartlarına itiraz etmelerini imkânsız kılmaktadır. Yüksek çalışma saatleri ve yetersiz dinlenme süreleri, işçinin bedensel bütünlüğünü tahrip eden kalıcı bir sömürü mekanizması oluşturur. Sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı sağlama yükümlülüğü bulunan işverenin, sırf işçinin kayıtsız statüsüne güvenerek onu tükenmişliğe sürüklemesi, hukukun himaye etmeyeceği açık bir sömürü ve yapısal tahakküm halidir.

  • Güvencesiz çalıştırma: İşçinin sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmeyerek yasal korumalardan tamamen mahrum bırakılması.
  • Aşırı çalışma yükü: Mevzuatın emredici hükümlerine aykırı biçimde günlük on iki saate varan çalışma düzeninin dayatılması.
  • İdari yaptırım tehdidi: İşçinin yasal statüsüzlüğünün, onun üzerinde sürekli bir itaat mekanizması kurmak amacıyla kullanılması.

Hukuki Değerlendirme ve Çözüm Yolları

Çalışma hayatında maruz kalınan bu yapısal sorunların çözümü, yalnızca işverenlerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar elzemdir. Kayıt dışı istihdamın önüne geçilmesi ve sistemsel sömürünün engellenmesi için, devletin çalışma hayatına yönelik denetim mekanizmalarını etkin bir şekilde işletmesi hukuki bir zorunluluktur. İş hukuku bağlamında, çalışma izinlerinin kolaylaştırılması ve yasadışı statünün işçinin sömürülmesi için bir mazeret olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Hukuk sistemi, işçinin uyruğuna bakılmaksızın, salt emeğin korunması ilkesi üzerinden hareket etmekle mükelleftir. İşverenlerin, yabancı işgücünü savunmasız görerek yasal mevzuatı dolanmaları karşısında son derece caydırıcı idari ve cezai yaptırımlar uygulanmalıdır. Aksi takdirde, görünmez bir kitle üzerinde uygulanan bu sistematik sömürü, çalışma barışını derinden sarsmaya devam edecektir. Etkin bir hukuki koruma, ancak işçi haklarının evrenselliği ilkesinin çalışma hayatının her alanına tavizsiz bir biçimde yansıtılmasıyla mümkün hale gelecektir.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: