Makale
Çalışma yaşamında kadın liderlerin karşılaştığı mobbing eylemleri, cinsiyet temelli önyargılarla beslenen ve kadın yöneticilerin otoritesini sarsmayı hedefleyen sistematik psikolojik şiddet türleridir. Bu eylemler, dışlanma, yetkinliğin sorgulanması ve fikirlerin görmezden gelinmesi gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır.
Kadın Liderlere Yönelik Mobbing Eylemlerinin Analizi
Dünya nüfusunun neredeyse yarısını kadınlar oluşturmasına rağmen, çalışma yaşamında ve özellikle üst yönetim kademelerinde kadınların yer alma oranı oldukça düşüktür. Yönetim basamaklarında karşılaşılan bu görünmez engeller, "cam tavan" olarak adlandırılmakta ve kadın liderlerin önünde ciddi bir bariyer oluşturmaktadır. Kadın yöneticiler, sadece bu yapısal eşitsizliklerle değil, aynı zamanda çalışma hayatında psikolojik şiddet olarak tanımlanan mobbing eylemleriyle de yoğun bir şekilde karşı karşıya kalmaktadır. Toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının da etkisiyle kadınlar, iş ortamında daha açık birer mobbing hedefi haline gelmektedir. Hukuki bir perspektifle değerlendirildiğinde, kadın liderlere yöneltilen bu sistematik baskı eylemleri, doğrudan çalışma barışını ve eşitlik ilkesini ihlal eden niteliktedir. Mobbing, sadece bireysel bir uyuşmazlık değil, aynı zamanda ataerkil kurumsal kültürün kadınları yönetim süreçlerinden dışlamak amacıyla kullandığı bir psikolojik yıldırma aracı olarak karşımıza çıkmaktadır.
İş Ortamında Karşılaşılan Temel Mobbing Eylemleri
Kadın liderlere yönelik gerçekleştirilen mobbing eylemleri, genellikle hedef alınan kişinin sistematik bir biçimde dışlanması, küçük düşürülmesi ve iş ortamında yalnızlaştırılması şeklinde tezahür etmektedir. Hukuki uyuşmazlıklara da sıklıkla konu olan bu eylemler, kadının mesleki yetkinliğinin sürekli olarak sorgulanması ve yönetsel kararlarının ciddiye alınmaması boyutlarına ulaşabilmektedir. Özellikle erkek egemen sektörlerde yönetici olarak kabul görme sürecinde kadınlar çok daha sert bir dirençle karşılaşmaktadır. Erkek çalışanların veya diğer üst yöneticilerin, kadın liderleri muhatap almak istememesi, yönetim toplantılarında kadın yöneticilerin sözlerinin kasıtlı olarak kesilmesi ya da ileri sürdükleri fikirlerin sistematik biçimde görmezden gelinmesi, mobbingin en yaygın ve yıkıcı biçimleri arasında yer almaktadır. İş yaşamındaki bu tür eylemler, bir yöneticinin otoritesini zayıflatmaya yönelik bilinçli ve sistematik saldırılar olarak hukuki anlamda psikolojik taciz unsurunu oluşturmaktadır.
Somut Mobbing Eylemlerinin Sınıflandırılması
Hukuk uygulamaları ve iş hayatındaki uyuşmazlıklar bağlamında, kadın liderlere yönelik olarak gerçekleştirilen somut mobbing eylemlerini belirli başlıklar altında sınıflandırmak mümkündür. Bu psikolojik şiddet türleri, genellikle süreklilik arz eden ve hedefteki kişinin mesleki kimliğini aşındırmayı amaçlayan sistematik fiillerden oluşur. Kadın yöneticilerin sıklıkla maruz kaldığı bu dışlayıcı ve yıpratıcı fiilleri şu şekilde sıralayabiliriz:
- Toplantılar sırasında kadın yöneticilerin sözlerinin kasıtlı olarak kesilmesi.
- Kurumsal iletişim süreçlerinde kadın liderleri muhatap almaktan kaçınılması.
- Alınan kararların ve mesleki yetkinliğin sürekli olarak sorgulanması.
- Kadın yöneticilerin ileri sürdüğü mesleki fikirlerin sistematik biçimde görmezden gelinmesi.
- İş ortamında dışlanma, izole edilme ve yalnızlaştırılma politikalarının uygulanması.
- Yöneticinin kurumsal otoritesini zayıflatmaya ve sarsmaya yönelik bilinçli davranışlar sergilenmesi. Bu eylemler, hukuki açıdan değerlendirildiğinde çalışanın kişilik haklarına, mesleki onuruna ve eşit işlem görme hakkına yönelik açık ve sistematik birer saldırı niteliği taşımaktadır.
Cinsiyet Temelli Mobbing ve Cinsel Taciz
Çalışma yaşamında kadın yöneticilere yöneltilen mobbing eylemleri, kimi zaman doğrudan doğruya cinsiyetçi bir karakter taşıyabilmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerine dayalı önyargılar, kadınların liderlik yeteneklerine dair yaygın yanlış inançları besleyerek mobbing eylemlerinin zeminini hazırlamaktadır. İş hayatında kadınların, sadece cinsiyetlerinden dolayı cinsel taciz gibi ağır ihlallere maruz kalması da bir mobbing türü ve şiddet eylemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Birtakım erkek çalışanların, kadınları birer rakip veya yönetici olarak görmek yerine iş yaşamında onları birer seksüel obje olarak değerlendirebilmesi, bu tür cinsiyetçi sözlü ve fiziksel yaklaşımları tetiklemektedir. Çalışanların bir diğer çalışana cinsel açıdan hakaret veya tehdit etmesi, taciz edildiğini hissettirmesi ve cinsiyetçi sözler sarf etmesi, hukuken doğrudan doğruya kişilik haklarına saldırı teşkil eden psikolojik şiddet ve taciz eylemleri kapsamında değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, cinsiyet ayrımcılığı ile mobbingin kesiştiği noktalarda, uygulanan şiddetin boyutları kadın yöneticiler için çok daha ağırlaşmaktadır.
Kadın Liderin Otoritesini Sarsmaya Yönelik Davranışlar
Kadın liderlerin yöneticilik vasıflarına ve sahip oldukları kurumsal yetkilere karşı sergilenen eylemler, doğrudan doğruya liderin otoritesini zayıflatmaya yöneliktir. Araştırma bulguları da göstermektedir ki, çalışma ortamında gerek üstlerden gerekse eşit statüdeki veya ast konumundaki iş arkadaşlarından gelen baskılar, kadın liderin otoritesini zayıflatmaya yönelik sistematik davranışlar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yönetim pozisyonlarına kadın atanmasını sınırlayan "doğal lider erkektir" şeklindeki kültürel kalıp yargılar, atanan kadın yöneticilere karşı kurum içinde haksız bir direnç oluşmasına sebep olabilmektedir. İşyerinde amir, eşiti veya astları tarafından gerçekleştirilen bu eylemler arasında, verilen direktiflerin mesnetsizce sorgulanması veya otoritesini hiçe sayan tutumlar geliştirilmesi yer alır. Bu tür psikolojik yıldırma eylemleri, mobbingin ispatı noktasında önemli somut veriler sunmakla birlikte, hiyerarşik yapının işleyişini bozarak kadının çalışma ortamındaki yasal yönetim hakkını fiilen engellemeyi amaçlayan hukuka aykırı fiiller bütünüdür.