Anasayfa Makale İş Hukukunda Teminat Senetlerinin Geçerlilik...

Makale

İş hukukunda işverenlerin işçilerden aldıkları teminat senetlerinin geçerliliği hukuki sınırlara tabidir. Yargıtay içtihatları uyarınca bu senetler, işçinin işverene verdiği zarar, işçinin borcu ve yedinde kalan miktar ile sınırlı olarak kambiyo vasfını korur ve ancak bu sınırlar dahilinde geçerli kabul edilir.

İş Hukukunda Teminat Senetlerinin Geçerlilik Sınırları

İş sözleşmesi, doğası gereği işçinin işverene kişisel, hukuki ve ekonomik yönden bağımlı olduğu sürekli bir borç ilişkisidir. İş hukuku sistematiği içerisinde, sermayeyi elinde bulunduran işverenin ekonomik üstünlüğü karşısında, geçimini emeği ile sağlayan işçinin zayıf konumu son derece belirgindir. Bu zayıf konum ve yapısal eşitsizlik, işçiyi çoğu zaman işe girerken veya iş ilişkisi devam ederken işverenin dayattığı ağır sözleşme şartlarını kayıtsız şartsız kabul etmeye itmektedir. Günümüz uygulamalarında, işverenlerin ileride doğabilecek olası zararlarını güvence altına almak maksadıyla işçilerden açık veya belli bir rakamla doldurulmuş kambiyo senetleri aldıkları sıklıkla görülmektedir. Ancak, ticaret hukukunun kendine has katı şekilciliği ve bu senetlerin soyutluk ilkesi, iş hukukunun işçiyi koruyucu evrensel felsefesiyle doğrudan çatışmaktadır. Yargıtay, temelinde derin bir eşitsizlik barındıran bu çatışmayı dengelemek adına iş hukukunda alınan bu senetlerin geçerliliğine son derece katı sınırlar çizmiştir. Kambiyo senedi niteliğindeki bu evrakın geçerliliği, soyut hukuk kurallarından ziyade tamamen iş sözleşmesinin dinamiklerine ve somut maddi gerçekliğe indirgenmiştir. Senedin geçerliliğini koruması, yalnızca ve münhasıran işverenin ispatlanabilir, meşru sınırları kesin olarak çizilmiş zararlarına veya alacaklarına özgülenmiştir. Böylece işçinin ölçüsüz ve adaletsiz bir borç yükü altına sokulmasının önüne geçilmektedir.

Yargıtay İçtihatları Kapsamında Teminat Senedinin Sınırları

İş hukukunda alınan teminat senetlerinin geçerliliği noktasında Yargıtay, ticaret hukukundaki katı kuralları yumuşatarak tamamen işçi lehine yorum ilkesine dayalı özel bir içtihat geliştirmiştir. Kural olarak ticaret hukukunda bir senedin yalnızca teminat kaydı içermesi, onun doğrudan doğruya geçersiz sayılmasına veya vasfını yitirmesine sebep olmazken, iş hukukunda karşılaştığımız durum ciddi bir farklılık arz eder. Yargıtay'ın uzun yıllara dayanan yerleşik uygulamalarına göre, işçi ve işverenin taraf olduğu bir iş ilişkisinde, başlangıçta işe girerken veya iş ilişkisi çeşitli dinamiklerle devam ederken bazı iş kollarında işverenin teminat amacı ile işçiden senet alması oldukça yaygın ve bilinen bir uygulamadır. Bu senedin teminat amaçlı olduğunun tespit edilmesi halinde, senedin geçersizliğine veya geçerliliğine dair kesin sınırlar anında devreye girer. Bu sınırlar, tek geçim kaynağı kendi emeği olan işçinin ekonomik mahvına yol açabilecek sınırsız ve belirsiz bir borç altına girmesini engellemek amacıyla mahkemelerce hassasiyetle belirlenmiştir. Yargıtay, işverenin işçiden üstün durumunu kullanarak aldığı teminat senedinin geçerliliğini üç ana kriter ile net biçimde kısıtlamıştır:

  • İşçinin İşverene Verdiği Doğrudan Zarar: İşin ifası sırasında işçinin kusurlu eylemleri neticesinde işverenin malvarlığında meydana gelen somut, hesaplanabilir ve ispatlanabilir maddi eksilmelerdir.
  • İşçinin Borcu: İşverenin, aralarındaki güven ve iş ilişkisi içerisinde işçiye avans niteliğinde veya şahsi bir borç olarak tahsis ettiği, belgelerle sabit olan nakdi tutarlardır.
  • İşçinin Yedindeki Miktar: İşçiye görevi ve mesleği icabı emanet edilen, fiilen yönetimi kendisine bırakılan, fakat işverene iade edilmeyip işçinin uhdesinde haksız yere kalan para veya mallardır.

Belirlenen bu üç ana geçerlilik sınırının dışına çıkılması, teminat senedinin işçi aleyhine ağır ve haksız bir sonuç doğurmasını temelden engeller. Eğer işverenin senedin üzerinde yazan yüksek meblağ kadar kanıtlanabilir, meşru bir alacağı bulunmuyorsa, senet yalnızca bu üç kalemden doğan ve karşılığı olan miktar kadar geçerli kabul edilir. Söz konusu sınırları aşan ve karşılıksız kalan fazla kısım için senedin hukuki geçerliliği tamamen ortadan kalkar. Bu durum, senedin ticaret hukukundaki soyutluk ilkesinden tamamen uzaklaşarak bütünüyle iş sözleşmesinin maddi temellerine, işin ifa şekline ve zararın mahiyetine bağlanması anlamına gelir. İşveren, senet üzerindeki rakam her ne büyüklükte olursa olsun, ancak ve ancak işçinin iş akdinin ifası sırasında sebep olduğu kusurlu eylemleri veya kendisine tevdi edilen değerleri iade etmemesi gibi somut vakıalara dayanmak zorundadır. Aksi takdirde, işverenin elindeki senet geçerliliğini yitirecek ve işçiyi haksız yere borçlandırma yeteneğini kaybedecektir. Bu katı sınırlamalar, mahkemeler nezdinde adaleti sağlamanın yanı sıra işverenin senedi bir tehdit, sindirme veya haksız bir yaptırım aracı olarak kullanmasının da kesin surette önüne geçmeyi amaçlar.

İşçinin Borcu Çerçevesinde Senedin Geçerliliği

İşverenlerin, karşılıklı güvene dayanan iş ilişkisi içerisinde işçiye avans vermesi veya borç niteliğinde ödemeler yapması, günümüz çalışma hayatında sıkça karşılaşılan, olağan bir durumdur. Özellikle evlilik masrafları, sağlık sorunları, araç veya konut alımı gibi anlık ve yüksek maliyetli harcamalar söz konusu olduğunda, işçinin işverenden toplu bir meblağ halinde borç aldığı görülmektedir. İşveren de kullandırdığı bu ekonomik kaynağı güvence altına almak maksadıyla işçiden senet talep edebilmektedir. Yargıtay kararlarına ve yerleşik iş hukuku içtihatlarına göre, iş hukukunda alınan bu tür senetlerin geçerli kabul edilebileceği ilk hukuki sınır işçinin borcu kalemidir. İşveren, işçiye gerçekten ve fiilen bir borç tahsis etmişse, alınan teminat senedi yalnızca işçiye kullandırılan bu borç tutarı ile sınırlı olmak üzere işlevini korur. Şayet senedin üzerinde yer alan meblağ, işçiye verilen gerçek borç miktarını fahiş oranda aşıyorsa veya faiz adı altında haksız eklentiler barındırıyorsa, senedin borcu aşan kısmı tamamen geçersiz sayılacak ve işçi aleyhine hiçbir hukuki sonuç doğurmayacaktır.

Burada hukuki açıdan dikkat edilmesi gereken en kritik husus, işverenin ticari faaliyetleri kapsamında işçiye verdiği bu borcu usulüne uygun, somut ve kesin delillerle ortaya koyabilme yükümlülüğüdür. Her ne kadar işçinin zorunlu ve haklı ihtiyacı kapsamında makul bir avans verilmesi kanuni bir düzenlemeye dayansa da, olağan avans sınırlarını veya aylık maaşı aşan yüksek miktarlı borçlanmalarda işverenin süreci ispatlaması zaruridir. İşverenin bu bedeli fiilen ödediğini ticari defterleri, banka hesap dökümleri, havale dekontları veya her iki tarafın ıslak imzasını taşıyan geçerli makbuzlar ile şüpheye yer bırakmayacak şekilde kayıt altına almış olması gerekir. Şayet işçi ile işveren arasında gerçek, hukuken geçerli bir borç ilişkisi bulunuyor ve bu durum resmi belgelerle harfiyen destekleniyorsa, söz konusu teminat senedi geçerli bir hukuki güvence aracı olarak asli işlevini görür. İşçi, almış olduğu bu borcu kendi iradesiyle iade edene kadar veya yapılan yazılı anlaşmalar doğrultusunda maaşından düzenli olarak mahsup edilene kadar senet, verilen borç tutarı kadar geçerliliğini sürdürür.

İşverene Verilen Zarar ve Eğitim Masrafları

İş ilişkisinin en temel unsurlarından biri olan sadakat ve özen borcu gereğince işçi, kendisine verilen işi ifa ederken işverenin malvarlığına, ticari itibarına ve işletmesine herhangi bir şekilde zarar vermemekle katı bir biçimde yükümlüdür. Ancak, örneğin nakliye işi yapan bir tır şoförünün ağır trafik kuralı ihlali nedeniyle şirkete yüklü idari para cezaları kesilmesine sebep olması, bir iş kazası veya dikkatsizlik sonucu yüksek maliyetli şirket araçlarının veya teknolojik ekipmanların hasar görmesi, yahut işçinin ağır kusuru ile zimmete para geçirme, hırsızlık ve benzeri vakıaların yaşanması durumlarında işverenin doğrudan doğruya ciddi bir zararı doğmaktadır. İş hukukunda teminat senetlerinin geçerlilik sınırlarından ikincisi ve belki de en sık karşılaşılanı olan işverenin zararı kavramı, tam olarak bu tür kusurlu durumları kapsar. İşveren, işçinin kusuru oranında kendi ticari malvarlığında meydana gelen bu somut eksilmeyi teminat senedi üzerinden meşru bir şekilde tazmin edebilir. Fakat senet, üzerinde yer alan afaki tutarlarla değil, yalnızca uğranılan bu doğrudan, kanıtlanabilir ve somut maddi zarar miktarı ile sınırlı olmak üzere geçerlilik taşır.

İşverenin zararı kavramının uygulamada geniş yorumlandığı ve sıkça uyuşmazlık konusu olduğu alanlardan bir diğeri de işçiye çalışma süresi içinde sağlanan mesleki eğitim ve lisans kurs masraflarıdır. Günümüzde işverenler, işçinin mesleki kapasitesini ve işe katma değerini artırmak amacıyla dışarıdan yüksek bedeller mukabilinde özel eğitimler aldırabilmekte ve yapılan bu yatırımın karşılığında işçiden belli bir süre sadakatle çalışma taahhüdü talep etmektedir. İşçinin kararlaştırılan bu süre dolmadan, herhangi bir haklı nedene dayanmaksızın keyfi olarak işten ayrılması durumunda, işverenin yapmış olduğu bu kalifiye eğitim harcaması da Yargıtay içtihatlarında geçerli bir zarar kapsamında değerlendirilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, senedin geçerliliğinin üzerindeki rastgele doldurulmuş fahiş miktarlara göre belirlenmemesidir. Geçerlilik; bizzat faturalandırılan gerçek ve somut eğitim masrafının, işçinin çalışmayı taahhüt ettiği toplam süre ile fiilen çalışmadan ayrıldığı sürenin adil bir şekilde oranlanması sonucu bulunacak bakiye zarar tutarı ile sınırlıdır. Belirlenen bu oransal ve nesnel gerçek zararın aşılması halinde, senet üzerindeki fazla kısımlar iş hukuku normları karşısında kesinlikle geçersiz sayılır.

Cezai Şart ve İhbar Tazminatı Kalemlerinin Senede Etkisi

İş hukukunda senetlerin geçerlilik sınırları doktrin ve yargı kararları ışığında tartışılırken, iş sözleşmelerine özel maddeler olarak konulan cezai şart ile kanundan doğrudan doğan götürü tazminat niteliğindeki tazminatların hukuki durumu özel bir ehemmiyet taşır. Yargıtay'ın bu konudaki genel eğilimi ve temel yaklaşımı, bu senetlerin işlerliğini mutlak surette somut ve ispatlanabilir maddi zarar kıstası ile sınırlamak yönündedir. Ancak güncel iş sözleşmelerinde tek taraflı veya nadiren karşılıklı olarak belirlenen son derece yüksek cezai şart bedelleri, işverenin fiili ve somut bir zararı hiç olmasa dahi salt sözleşmeye aykırılık gerekçesiyle talep edilebilir bir alacak kalemi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Yargıtay'ın konuya ilişkin güncel kararlarında, özellikle yüksek maliyetli eğitim giderleri veya işletmenin ticari sırlarını koruyan rekabet yasağına aykırılık gibi spesifik durumlarda, cezai şart bedellerinin işçi aleyhine fahiş olması halinde Türk Borçlar Kanunu gereğince ciddi hakkaniyet indirimleri uygulanarak teminat senedinin geçerlilik sınırının önemli ölçüde daraltıldığı açıkça görülmektedir. Senedin hukuki geçerliliği, işçinin korunması ilkesi gereği bütünüyle cezai şartın üst sınırına göre değil, makul, adil ve tamamen zarar eksenli bir değerlendirmeye göre tayin edilir.

İhbar tazminatı da iş hukukunun doğası gereği, önceden haber verilmeksizin yapılan bildirimsiz fesih hallerinde kanun gereği ortaya çıkan ve zarar ispatı gerektirmeyen götürü bir tazminat türüdür. İşe girerken alınan teminat senedinin, sadece işçinin ihbar sürelerine uymadan işi aniden bırakması halinde doğacak bu tazminatın tahsili amacıyla hızlı bir araç olarak kullanılıp kullanılamayacağı meselesinde, yargı kararları işçi lehine dar yorumu benimseme eğilimindedir. İş hukukundaki hakim görüşe göre senedin geçerlilik alanı, işçinin salt ihbar önellerine uymaması gibi nispeten şekli ihlaller üzerinden kesinlikle genişletilmemelidir; çünkü bu uygulamanın esas alınış felsefesi ve meşruiyeti fiili, ispatlanabilir ve somut maddi zararların güvence altına alınmasına dayanmaktadır. Aksi yöndeki geniş yorumlamalar, işverenin işçi üzerinde senedi adeta bir Demokles kılıcı gibi kullanmasına ve nihayetinde işçinin anayasal bir hak olan özgür çalışma hürriyetinin ağır şekilde engellenmesine neden olacaktır. Bu bağlamda, zarar şartı aranmayan götürü nitelikteki tazminatların geçerlilik sınırları içerisinde sıradan bir alacak gibi değerlendirilmesi, iş hukukunun işçiyi koruyan temel evrensel felsefesiyle bağdaşmadığından, senet ancak mahkemece ispatlanmış somut zararlar çerçevesinde sınırlı bir geçerliliği sürdürebilir.

İşçinin Yedindeki Miktar Kriteri

İş ilişkisinin sağlıklı bir biçimde ifası, işletmenin niteliğine ve pozisyonun gerekliliklerine bağlı olarak bazı durumlarda işçiye doğrudan doğruya yüksek meblağlı nakdi değerlerin veya kıymetli ayni varlıkların teslim edilmesini zorunlu kılar. İş hayatındaki uygulamalara bakıldığında; özellikle veznedar, perakende kasiyeri, sahada sıcak satış yapan dağıtım personeli, tahsilat görevlisi veya plasiyer unvanıyla çalışan işçilere, işveren tarafından satışı yapılmak üzere yüksek değerli ticari ürünler, lüks şirket araçları veya müşterilerden tahsil edilen yüklü nakit meblağlar fiilen emanet edilmektedir. İşverenin mülkiyetinde olan ancak işçinin fiili hakimiyetinde bulunan bu değerli varlıkları olası suiistimallere karşı güvence altına alma ihtiyacı, iş hukukunda işe girişte teminat senedi alınmasının hukuken meşru görülen temel rasyonellerinden birini oluşturmaktadır. Yargıtay, güven esasına dayalı bu tür riskli görevlerde çalışan işçilerden alınan teminat senetlerinin geçerlilik sınırını işçinin yedindeki miktar kriteri olarak açıkça belirlemiştir. Bu kritik kavram, işçiye işi gereği dürüstlük kuralı çerçevesinde teslim edilen malın veya müşteriden tahsil ettiği paranın ne kadarını yasal süreler içinde işverene iade etmediğini, yani haksız olarak kendi uhdesinde tuttuğunu ifade eder.

Emanet ilişkisine dayanan bu durumlarda senedin geçerliliğini muhafaza edebilmesi için işverenin, işçiye tam olarak hangi tarihte ne kadar mal teslim ettiğine dair irsaliyeli fatura ve envanter kayıtlarını ile işçi tarafından sahada yapılan tahsilatların resmi dökümlerini tereddüde mahal vermeyecek şekilde açıkça ortaya koyması yasal bir zorunluluktur. Bizzat resmi kayıtlarla işçinin yedinde kaldığı kesin olarak tespit edilen net miktar kadar, söz konusu teminat senedi hukuken geçerli bir güvence belgesi olarak işverenin meşru alacağını tahsil etmesine hukuki zemin hazırlar. Fakat işverenin salt şüpheye veya afaki beyanlara dayanarak iddia ettiği kasa açığı veya stok eksikliği; objektif muhasebe kayıtları, karşılıklı imzalanmış mutabakat metinleri veya banka tahsilat makbuzları ile bağımsız şekilde doğrulanmazsa, senedin bu soyut bedel üzerinden geçerli olduğu kesinlikle ileri sürülemez. Bu nedenle işçinin yedindeki miktar sınırı, sadece işvereni koruyan bir araç değil; aynı zamanda senedin haksız yere fahiş bedellerle doldurulmasını ve gerçek dışı, şişirilmiş alacak talepleriyle zayıf konumdaki işçinin maddi ve manevi açıdan mağdur edilmesini kökünden engelleyen adil bir hukuki güvence mekanizmasıdır.

Modern çalışma hayatında ve iş ilişkisinde, sermayedar işverenin işletme alacaklarını olası risklere karşı haklı olarak güvence altına alma ihtiyacı ile hukuki ve ekonomik yönden bağımlı olan işçinin zayıf konumunun istismar edilmesini önleme gibi iki temel amaç arasında son derece hassas, korunması gereken bir denge bulunmaktadır. Yargıtay'ın uzun yıllar içinde süzülerek oluşturduğu köklü içtihatlar, teminat senetlerinin ticaret hukukundaki o mutlak, acımasız ve soyut gücünü, tamamen iş hukuku prensipleri doğrultusunda törpüleyip daraltarak bu hayati dengeyi sağlam surette kurmuştur. İşçilerden alınan bu nevi belgelerin geçerliliği; kağıt üzerindeki soyut ve şekli bir bedele değil, bizzat işçinin kusuruyla sebep olduğu kanıtlanabilir somut bir zarara, kayıtlara geçmiş gerçek bir borca veya haksız olarak kendi yedinde tuttuğu maddi bir değere sıkı sıkıya bağlanmıştır. Çizilen bu net hukuki sınırlar aşıldığı anda, senetler işçi yönünden tamamen geçersizleşmekte ve hukuki kabiliyetini derhal kaybetmektedir. Sonuç itibarıyla, iş sözleşmesinin adeta zorunlu ve ayrılmaz bir parçası haline getirilen bu senetlerin geçerliliği, yalnızca inkar edilemez maddi vakıaların sınırları içinde kabul görmektedir. İş hukukunun emredici ve koruyucu normları, teminat senedi kisvesi altındaki fahiş borçlandırmalara karşı işçinin ekonomik, kişisel ve psikolojik varlığını koruyan en aşılmaz ve hukuki kalkan konumundadır.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: