Makale
Taşeron çalışma modelinde, işçiler asıl işveren personeli, kendi yöneticileri ve hizmet alanlar tarafından çeşitli psikolojik tacizlere maruz kalmaktadır. Bu yazıda, hukuki perspektifle alt işverenlikte karşılaşılan mobbing türleri, failleri ve hiyerarşik baskının çalışma ortamındaki tezahürleri detaylıca incelenmektedir.
Hukuki Açıdan Taşeron Sisteminde Mobbing Türleri ve Failleri
Günümüz çalışma hayatında giderek yaygınlaşan taşeron çalışma sistemi (alt işverenlik), iş hukukunun en tartışmalı ve karmaşık alanlarından birini oluşturmaktadır. Özellikle kamu ile özel sektörün bir arada bulunduğu çalışma ortamlarında, taşeron işçiler sıklıkla yapısal ve hiyerarşik sorunlarla yüzleşmek zorunda kalmaktadır. İş hukukunda mobbing (psikolojik taciz); bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak düşmanca, ahlak dışı ve sistematik bir şekilde uygulanan davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır. Taşeronluk sisteminin doğası gereği barındırdığı iş güvencesizliği ve çoklu yönetim yapısı, çalışanları mobbing eylemlerine karşı oldukça açık ve savunmasız bir hale getirmektedir. Bu karmaşık düzende, işçiler sadece kendi işverenlerinin değil, aynı zamanda asıl işverenin ve hatta hizmet sunulan üçüncü kişilerin de psikolojik tacizine maruz kalabilmektedir. Bu durum, hukuki açıdan mobbing faillerinin ve mobbing türlerinin tespiti ile işçi haklarının korunması noktasında çok boyutlu bir hukuki analiz yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
Taşeron Sisteminde Mobbing Faillerinin Hukuki Niteliği
Alt işverenlik ilişkisinin kurulduğu işyerlerinde, hukuki uyuşmazlıkların temelinde yatan en büyük problemlerden biri çoklu otorite yapısıdır. Taşeron işçiler, fiili çalışma ortamında birbirinden bağımsız birden fazla güç odağının doğrudan veya dolaylı denetimi altında kalmaktadır. Öncelikle, hukuken işçinin asıl muhatabı olan taşeron firma yöneticileri, amirleri ve sorumluları birinci derece failler olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci olarak, asıl işveren konumundaki kurumun kadrolu personeli ve idari kadrosu, işyerindeki hiyerarşik gücü kullanarak mobbing sürecinin bir parçası olabilmektedir. Nitekim uygulamada, kadrolu işçilerin taşeron işçilere yönelik üstünlük taslayıcı tavırları ve hukuka aykırı yönergeleri sıkça görülmektedir. Üçüncü bir fail grubu ise, kurumdan doğrudan hizmet alan üçüncü kişiler olmaktadır. Bu kişiler, taşeron işçinin işini kaybetme korkusunu bir baskı aracı olarak kullanarak, asılsız şikayetler ve tehditlerle psikolojik taciz sürecine aktif olarak katılabilmektedir.
Taşeron İşçilere Yönelik Başlıca Mobbing Türleri
İş Hukuku pratiğinde sıkça karşılaşıldığı üzere, taşeron sisteminde uygulanan mobbing, hedefe yönelik sistematik eylemler bütünü olarak şekillenmekte ve işçinin yasal haklarını fiilen kullanılamaz hale getirmektedir. Kişinin savunmasız bırakıldığı bu süreçte eylemler, ağırlıklı olarak statüsel ayrımcılık ve kesintisiz bir tehdit mekanizması üzerinden yürütülmektedir. Uygulamada taşeron işçilere yönelik gerçekleştirilen psikolojik taciz eylemleri, birbirinden farklı şekillerde tezahür ederek işyerindeki çalışma barışını temelden sarsmaktadır. Bu bağlamda, alt işverenlik sisteminde en sık karşılaşılan ve hukuki ihtilaflara doğrudan konu olan başlıca mobbing türleri belirli başlıklar altında kategorize edilebilmektedir.
- Ayrımcılık ve Damgalama: İşçilerin kadrolu personelden fiziksel ve imkansal olarak ayrıştırılması (örneğin; depo gibi havasız dinlenme odaları, şantiye adı verilen alt kat yemekhaneleri) ve üçüncü kişiler tarafından küçümseyici unvanlarla etiketlenmesi.
- Sürekli İstihdam Tehdidi: Yöneticiler ve asıl işveren personeli tarafından, yasal hak arayışlarında derhal tutanak tutma, iş çıkışı verme veya işten uzaklaştırma gibi idari yaptırımların bir baskı aracı olarak sistematik biçimde kullanılması.
- İtibar Suikastı: Çalışanın "sorunlu" veya "psikolojik problemleri olan" biri gibi asılsız ithamlarla çalışma arkadaşları nezdinde küçük düşürülmesi ve iftiraya maruz bırakılması.
- Sistematik Sessizleştirme: İşçinin en temel insani ve hukuki hakkı olan kendini ifade etme, sorgulama ve haksızlığa itiraz etme mekanizmalarının fiilen ortadan kaldırılarak itaate zorlanması.
Belirtilen bu hukuka aykırı eylemler, işçinin kişilik haklarına saldırı niteliği taşımasının yanı sıra, işverenin eşit davranma borcu ve işçiyi koruyup gözetme yükümlülüğünün açık bir ihlalidir. Taşeron işçinin, çalışma ortamında hem yatay hem de dikey hiyerarşi tarafından bu tür sistematik eylemlere maruz bırakılması, iş akdinin haklı nedenle feshine zemin hazırlayan temel unsurlardandır. Farklı güç odakları tarafından adeta kuşatılan alt işveren işçisi, sadece kendi yöneticilerine karşı değil, aynı zamanda asıl işverenin idari otoritesine karşı da hukuki dayanaktan yoksun bir boyun eğmeye zorlanmaktadır. Bu çok yönlü baskı, hukukun temel evrensel ilkelerinden olan insan onuruna yaraşır adil bir çalışma ortamı tesis etme gerekliliğini derinden zedelemektedir.