Anasayfa Makale Hayvanların Hukuki Statüsü Ve Tarihsel Gelişimi

Makale

Hayvanların Hukuki Statüsü Ve Tarihsel Gelişimi

Hayvanların hukuki statüsü, Roma Hukuku'ndan günümüze uzanan süreçte "eşya" kavramından "kısmi hukuk öznesi" kavramına doğru evrilmektedir. Bu makale, hayvan hakları bağlamında yaşanan uluslararası gelişmeleri, eşya statüsüne yönelik doktrin tartışmalarını ve Türk hukukundaki mevcut durumu uzman bir avukat perspektifiyle detaylıca incelemektedir.*

Hayvanların hukuki statüsü, hukuk sistemlerinin en çok tartışılan ve zamanla değişime uğrayan konularından birini teşkil etmektedir. Tarihsel olarak Roma Hukuku geleneğinden beslenen birçok hukuk sisteminde hayvanlar, hukuki nitelikleri itibarıyla "taşınır bir eşya" olarak kabul edilegelmiştir. Ancak modern hukuk ve etik anlayışının gelişmesiyle birlikte, hayvanların sadece birer nesne olmadığı, acı çekebilen ve korunması gereken varlıklar olduğu gerçeği hukuk dünyasında yankı bulmuştur. Tıp tarihinin en eski dönemlerinden, örneğin M.Ö. 400'lü yıllarda yazılan Corpus Hippocraticum'dan veya Galen'in anatomik incelemelerinden bu yana hayvanlar insanlığın gelişiminde rol oynamış olsa da, onlara tanınan hukuki değer çok daha yakın bir tarihte şekillenmeye başlamıştır. Özellikle 1970'li yıllarda başlayan toplumsal farkındalık hareketleri, hayvanların hukuki statüsünün eşya olmaktan çıkarılması gerektiği yönündeki doktrinel tartışmaların temelini atmış ve hayvan hakları hukuku adında yepyeni ve dinamik bir disiplinin doğmasını sağlamıştır.

Hayvan Hakları Hareketinin Doğuşu Ve Uluslararası Metinler

Hayvanların hukuki statüsünün eşya olmaktan çıkarılmasına yönelik en önemli dönüm noktalarından biri, 1975 yılında Avustralyalı filozof Peter Singer tarafından kaleme alınan "Hayvan Özgürleşmesi" adlı eserdir. Bu eser, küresel çapta bir hayvan hakları hareketini başlatarak toplumsal duyarlılığın artmasını ve hayvanların refahına yönelik yasal düzenlemelerin tartışılmasını sağlamıştır. hayvan hakları alanındaki bu uyanış, uluslararası hukuk düzleminde de somut karşılıklar bulmuştur. Nitekim hayvan hakları Derneği tarafından hazırlanan ve 15 Ekim 1978 tarihinde Paris'te ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Deklarasyonu, bu alandaki temel uluslararası belgelerden biridir. Söz konusu deklarasyon, hayvanlara karşı her türlü zalimliği, onlara gereksiz yere acı, ıstırap ve endişe veren her türlü eylemi açıkça yasaklayarak, genetik müdahalelerin refahı tehlikeye atmamasını vurgulamış ve hayvan refahının gözetilmesini ahlaki bir zorunluluk olarak hukuk dünyasına sunmuştur.

Avrupa Ülkelerinde Eşya Statüsünün Terki

Hayvan Hakları Evrensel Deklarasyonu'nun kabul edilmesinin ardından, hayvanların salt bir "eşya" olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği meselesi Avrupa hukuk öğretisinde ve yasama organlarında derinlemesine tartışılmaya başlanmıştır. Bu felsefi ve hukuki uyanış sonucunda, birçok modern Kıta Avrupası ülkesi medeni kanunlarında devrim niteliğinde değişikliklere gitmiştir. Hukuki statü reformuna öncülük eden ve kanunlarında hayvanların eşya veya nesne olmadığı yönünde açık yasal düzenlemeler ihdas eden başlıca devletler şunlardır:

  • Almanya
  • Fransa
  • Avusturya
  • İsviçre

Bu ülkelerde gerçekleştirilen kanuni değişiklikler, hayvanlara bağımsız bir hukuki değer atfetmiş ve onların sistem içerisindeki yerini cansız bir nesne olmaktan kesin surette ayırmıştır. Hukuk sistemlerinin bu yönde evrilmesi, hayvanları sadece eşya hukuku kurallarına tabi olmaktan kurtarmış ve onlara özgü daha korumacı bir hukuki zemin oluşturulmasına olanak tanımıştır.

Türk Hukukunda Hayvanların Mevcut Durumu Ve Doktrin

Türk hukuku bağlamında hayvanların hukuki statüsü değerlendirildiğinde, Kıta Avrupası'ndaki reformist adımların mevzuatımıza henüz doğrudan yansımadığı görülmektedir. Ülkemiz mevzuatında, medeni kanun özelinde hayvanların eşya olmadığına dair açık bir yasal değişiklik yapılmamıştır. Bu durum, kanunun sadece lafzı ile dar bir yorum yapıldığında, hayvanların mevcut hukuki düzenlemelerimiz uyarınca halen "taşınır eşya" statüsünde kabul edilebileceği sonucunu doğurmaktadır. Doktrinde hayvanların hukuki statüsünün eşya olmadığına ilişkin özel ve sarih yasal düzenlemelerin Türk hukuk sisteminde bulunmaması, hayvan hakları uzmanları ve hukukçular tarafından haklı bir şekilde eleştiri konusu yapılmaktadır. Mevzuatımızın güncel ihtiyaçlara ve evrensel hayvan hakları standartlarına tam anlamıyla entegre olabilmesi için bu yönde bir kanunlaştırma çalışmasının elzem olduğu hukuki bir gerçektir.

Diğer yandan, sadece medeni hukuk kuralları ve eşya statüsü üzerinden yapılacak bir değerlendirme Türk hukukunu tam olarak yansıtmayacaktır. Nitekim 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu başta olmak üzere, mevzuatımız hayvanlara yönelik çeşitli koruyucu hükümler içermekte ve onlara belirli haklar tanımlamaktadır. Öğretideki güncel tartışmalar da bu ikili yapıya odaklanmaktadır. Kanun koyucunun hayvanları koruyan ve onlara zarar verilmesini yasaklayan özel normlar ihdas etmesi sebebiyle, hayvanların hukuken sadece "eşya" olarak görülemeyeceği, ancak hak ve fiil ehliyetine sahip tam bir "kişi" olarak da kabul edilemeyeceği vurgulanmaktadır. Bu çerçevede, tıp hukuku ve hayvan hakları kesişimindeki güncel doktrin görüşleri, hayvanları eşya ile kişi arasında farklı bir yerde konumlandırarak onları "kısmi hukuk öznesi" olarak tanımlamayı önermektedir. Bu yenilikçi hukuki nitelendirme, hayvanların haklarının daha etkin korunması adına atılması gereken adımların temelini oluşturmaktadır.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: