Anasayfa Makale Fiziksel Şiddet ve Sosyal İzolasyon: Kentsel...

Makale

Kentsel dönüşüm süreçlerinde mülk sahiplerini tahliyeye zorlamak amacıyla uygulanan fiziksel müdahaleler ve komşuluk bağlarını zedeleyen sosyal izolasyon taktikleri, ciddi hak ihlalleridir. Bu makalede, yaşam alanlarının kasıtlı olarak yaşanmaz hale getirilmesi ve toplumsal bağların koparılması hukuki bir perspektifle incelenmektedir.

Fiziksel Şiddet ve Sosyal İzolasyon: Kentsel Dönüşümde Fiili Mobbing

Kentsel dönüşüm süreçleri, hukuki düzlemde bir uzlaşma ve yenileme prosedürü olarak tasarlanmış olsa da, uygulamada mülk sahiplerini taşınmaya zorlayan kasıtlı eylemler bütününe dönüşebilmektedir. Dönüşüm alanlarında hukuki süreçlerin tıkanması veya yavaşlaması durumunda, hukuka aykırı şekilde fiziksel şiddet ve sosyal izolasyon taktikleri devreye sokulmaktadır. Özellikle yaşam alanlarının altyapı hizmetlerinden mahrum bırakılması, çevre kirliliği yaratılması ve komşuluk ilişkilerinin zedelenmesi, rızanın zorla üretilmesi amacını taşımaktadır. Mülkiyet hakkı ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı gibi temel anayasal hakların açıkça ihlal edildiği bu durumlar, kentsel dönüşüm alanlarındaki yıldırma politikalarının eylemsel temelini oluşturur. Bir hukuk devleti ilkesi gereği, idarenin veya geliştirici şirketlerin fiziksel hareketliliği kısıtlayıcı ve toplumsal bağları parçalayıcı fiilleri, salt bir idari işlem değil, aynı zamanda haksız birer fiil niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda, mahalle düzeyinde sistematik olarak uygulanan çevresel bozulma ve insan ilişkilerinin manipülasyonu, hukuki koruma mekanizmalarının işletilmesini zorunlu kılan ağır hak ihlalleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Mahallenin Fiziksel Yapısına Yönelik Sistematik Saldırılar

Kentsel dönüşüm süreçlerinde rıza üretimini hızlandırmak amacıyla başvurulan en yaygın hukuka aykırı yöntemlerden biri, alanın kasıtlı olarak yaşanmaz hale getirilmesidir. Henüz tahliye işlemleri tamamlanmamışken bina yıkımlarına başlanması, alanda molozların uzun süre bırakılması ve temel altyapı hizmetlerinin kesilmesi, sakinler üzerinde bir tür fiziksel şiddet ortamı yaratmaktadır. Mahalledeki yıkıntıların temizlenmemesi, çöp konteynerlerinin toplatılması ve asbest tehlikesinin ortaya çıkması, güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının açıkça gasp edilmesidir. Uygulamada idare, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında kendisine tanınan yetkileri, elektrik, su ve doğalgaz gibi temel hizmetlerin kesilmesi yoluyla bir cezalandırma aracı olarak kullanabilmektedir. Yasal çerçevede tahliyeyi kolaylaştırması öngörülen bu tür idari yetkiler, ölçülülük ilkesine aykırı kullanıldığında fiziksel düzensizlik yaratmakta ve barınma hakkını fiilen ortadan kaldırmaktadır.

Düzensizliğin Bir Aracı Olarak Güvenlik İhlalleri ve İzolasyon

Fiziksel mekan üzerinden uygulanan baskıların en tehlikeli sonuçlarından biri, alanda suç unsurlarının artmasına zemin hazırlanmasıdır. Binaların yıkılmadan boş bırakılması, pencerelerinin sökülmesi ve mahalle bekçilerinin geri çekilmesi gibi eylemler, boşalan yapıların çeşitli suç unsurları veya yasadışı yerleşimciler tarafından işgal edilmesine neden olmaktadır. Bu fiili durum, mahallenin güvenlik zafiyeti yaşamasına yol açarak, orada ikamet etmeye devam eden direnişçi sakinlerin fiziksel hareketliliklerini kısıtlamaktadır. Karanlık sokaklar, yıkıntı alanları ve güvensiz çevre, özellikle yaşlı, çocuklu ve engelli bireylerin toplumsal hayattan izole olmasına sebebiyet vermektedir. Hukuki açıdan, kamu otoritelerinin güvenliği sağlama yükümlülüğünü kasten ihmal etmesi, bariz bir yapısal şiddet göstergesidir. İdarenin koruma sağlama yükümlülüğünü bilerek yerine getirmemesi, idari eylemsizlik nedeniyle hizmet kusuru doğurur ve oluşan zararlardan dolayı kusursuz sorumluluk ve tazminat yükümlülüğünü gündeme getirir.

Sosyal İlişkilerin Manipülasyonu ve Toplumsal Parçalanma

Fiziksel eziyetlerin yanı sıra, mahalle sakinlerini yalnızlaştırmak için uygulanan sosyal izolasyon stratejileri, bu sürecin en yıkıcı sivil boyutlarındandır. İnsan ilişkilerinin manipülasyonu, komşuları birbirine düşman ederek sosyal bağları parçalama amacı güder. Süreci yöneten aktörler, "parçala ve yönet" taktiği ile bazı sakinleri mahalle önderi sıfatıyla yanlarına çekerek diğer mülk sahipleri üzerinde komşu ve akraba baskısı kurmaktadırlar. Dönüşüme ikna olmayan kişilerin toplum nezdinde etiketlenerek damgalanması, bu bireylerin mahalle içinde dışlanmasına ve sosyal olarak yalnızlaştırılmasına yol açmaktadır. Kişilik haklarına yönelik bu tür itibar suikastları ve ayrımcı söylemler, hukuki düzlemde ayrımcılık yasağının açık bir ihlali olarak değerlendirilebilir. Aile içi çatışmalara kadar varan bu suni gerilimler, dayanışma kültürünü yıkarak kolektif hukuki hak arama hürriyetini ve örgütlenme yeteneğini derinden sarsmaktadır.

Kentsel Dönüşümde Fiziksel ve Sosyal Şiddet Eylemleri

Hukuki değerlendirmeler ışığında, kentsel dönüşüm alanlarında sıklıkla rastlanan ve uyuşmazlıklara konu olabilecek fiziksel şiddet ve sosyal izolasyon eylemlerini bir liste halinde sınıflandırabiliriz:

  • Temel ihtiyaçların kesilmesi: Yıkım süreci tamamlanmadan elektrik, su ve doğalgaz hizmetlerinin idari yaptırım aracı olarak kasıtlı şekilde sonlandırılması.
  • Fiziksel tehlike yaratılması: İş güvenliği tedbirleri alınmaksızın molozların kaldırılmaması, asbest riski oluşturulması ve sokak aydınlatmalarının iptal edilmesi.
  • Kamusal alanların tahribatı: Mahallelinin sosyalleştiği toplanma merkezlerinin yıkılarak bir araya gelme ve örgütlenme hakkının engellenmesi.
  • Güvenlik zafiyeti oluşturulması: Boşaltılan evlere kapı ve pencereler sökülerek girilmesinin kolaylaştırılması, asayiş sorunlarına bilerek alan açılması.
  • Dışlama ve ayrımcılık: Anlaşmaya yanaşmayan mülk sahiplerinin sosyal bilgi akışından ve karar alma mekanizmalarından kasıtlı şekilde dışlanması.
4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: