Anasayfa/ Makale/ Fikri Mülkiyet Hukukunda Eser ve Sahiplik

Makale

Fikri mülkiyet hukukunda eser kavramının hukuki unsurları ile sahiplik statüsünün nasıl kazanıldığı büyük öneme sahiptir. Bu makalede, FSEK kapsamında fikri ürünün eser sayılma şartları, tekil ve iştirak halinde sahiplik ile yasal karineler uygulamaya dönük uzman bir avukat perspektifiyle incelenmektedir.

Fikri Mülkiyet Hukukunda Eser ve Sahiplik

Bilişim ve teknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte fiziki emeğin yerini giderek fikri emeğin alması, ortaya çıkan ürünlerin hukuken korunması ihtiyacını doğurmuştur. Fikri mülkiyet hukuku, temel olarak insanın zihinsel çabası sonucunda dış dünyaya yansıyan soyut değerleri koruma altına almaktadır. Bir fikri ürün, üzerinde somutlaştığı maddi eşyadan tamamen bağımsız bir hukuki statüye ve korumaya sahiptir. Ancak her zihinsel çaba ürünü doğrudan hukuki korumadan yararlanamaz. Bir ürünün telif mevzuatı kapsamında korunabilmesi için kanunun belirlediği mutlak sınırların içinde yer alması ve belirli hukuki unsurları bünyesinde barındırması gerekmektedir. Uzman bir bilişim hukuku avukatı perspektifiyle değerlendirildiğinde, eser kavramının temel sınırlarının doğru çizilmesi ve eser sahipliği statüsünün net bir şekilde belirlenmesi, ileride doğabilecek fikri mülkiyet odaklı ticari ve hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi açısından hayati bir işlev görmektedir.

FSEK Kapsamında Eser Kavramı ve Unsurları

Kanun koyucu, eser kavramını yasal mevzuatımızda açıkça tanımlamıştır. Buna göre eser; sahibinin hususiyetini taşıyan ve kanunda tahdidi olarak sayılan eser türlerinden birine giren her nevi fikir ve sanat mahsulüdür. Hukuk uygulamalarında bir ürünün eser sayılabilmesi için iki temel unsurun mutlaka birlikte bulunması şarttır. Bunlardan ilki sübjektif unsur olarak adlandırılan, eserin sahibinin hususiyetini taşıması zorunluluğudur. Yargıtay kararlarında da istikrarlı bir biçimde vurgulandığı üzere hususiyet, eserin zihinsel çabanın bir ürünü olması, bağımsız bir yaratıcılık vasfı taşıması ve orijinal bir üslup barındırmasıdır. İkinci temel şart ise objektif unsur olup, eserin kanunda sınırlı sayıda sayılan biçimlerden birine dâhil olarak dış dünyada somutlaşmasıdır. Sadece düşünce ve tasarı aşamasında kalan, henüz dış dünyada tecessüm etmeyen hiçbir soyut fikir, hukuki koruma şemsiyesi altına giremez.

Kanun Tarafından Korunan Eser Türleri

Sadece sahibinin hususiyetini taşıması bir ürünün doğrudan eser sayılması için yeterli kabul edilmemekte; ürünün aynı zamanda kanunda öngörülen hukuki kategorilerden birine kesin olarak dâhil olması zorunlu tutulmaktadır. Eser türleri, kanun metninde dört ana başlık altında sınırlı sayıda düzenlenmiştir. Ayrıca kanunun ilgili maddesinde yer alan işlenme ve derleme eserler de, asıl esere bağımlı olmakla birlikte kendi içinde bağımsız bir eser gibi hukuki korumadan yararlanırlar. Hukuken kabul edilen bu temel eser kategorileri şu şekildedir:

  • İlim ve Edebiyat Eserleri: Her türlü bilgisayar programları, dil ve yazı ile ifade olunan metinler, bedii vasfı olmayan teknik çizimler ile sözsüz sahne eserleri.
  • Musiki Eserleri: Estetik değere sahip olan her türlü sözlü ve sözsüz müzikal besteler.
  • Güzel Sanat Eserleri: Estetik iddia taşıyan yağlı boya tablolar, heykeller, mimarlık eserleri, fotoğrafik eserler ve her türlü grafikler.
  • Sinema Eserleri: Birbiriyle doğrudan ilişkili hareketli görüntüler dizisinden oluşan ve elektronik araçlarla gösterilebilen filmler.
  • İşlenmeler ve Derlemeler: Başka bir özgün eserden istifade edilerek oluşturulan ve işleyenin hususiyetini yansıtan tercümeler veya hukuki standartlara uygun veri tabanları.

Hukuki Bağlamda Eser Sahipliği Kavramı

Fikri hukuk alanında eser sahibi, en temel tanımıyla o eseri bizzat meydana getiren kişidir. Sistematiğimize göre, eser sahipliği sıfatının kazanılması için resmi makamlara başvuru yapılmasına, idari bir onaya veya sicile tescil edilmesine gerek bulunmamaktadır. Eserin dış dünyada tecessüm ederek yaratılması anından itibaren, yaratma gerçeği ilkesi gereği sahiplik statüsü kendiliğinden doğmaktadır. Hatta yaş küçüklüğü veya temyiz kudretinin yokluğu dahi, hukuken korumaya değer bir eser meydana getirildiği takdirde bu sıfatın kazanılmasına engel teşkil etmemektedir. Bilişim hukuku ve kurumsal uygulamalarda ticari şirketlerin durumu sıkça ihtilaf konusu olmaktadır. Fikri ürün yaratmak insana özgü zihinsel bir meziyet kabul edildiğinden, tüzel kişiler doğrudan ve ilk elden eser sahibi sıfatını kazanamazlar. Şirketler, ancak işveren statüsünde veya sözleşmeler yoluyla kullanma yetkilerini devralarak belirli hakların tarafı konumuna gelebilirler.

Birden Fazla Kişinin Eser Sahipliği ve Karineler

Bir eser birden çok gerçek kişi tarafından meydana getirildiğinde, bu kişilerin esere yaptıkları fikri katkı biçimlerine göre hukuki statüleri şekillenmektedir. Eseri meydana getiren kısımlar birbirinden ayrılabiliyor ve her bir pay kendi başına bağımsız bir hususiyet taşıyorsa birlikte eser sahipliği doğar ve her birey kendi kısmının sahibi sayılır. Ancak tarafların katkıları ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin asıl sahibi onu vücuda getirenlerin oluşturduğu o birliktir ve bu hukuki duruma iştirak halinde eser sahipliği denilmektedir. Diğer taraftan, telif uyuşmazlıklarında ispat yükünü kolaylaştıran eser sahipliği karinesi devreye girmektedir. Yayımlanmış bir eser nüshasında adını veya bilinen müstear adını kullanan kişi, aksi ispat edilene dek yasal olarak o eserin mutlak sahibi sayılmaktadır. Eserin tamamen isimsiz yayımlandığı istisnai durumlarda ise, gerçek sahibi ortaya çıkana dek yayımlayan veya eseri çoğaltan kişi hukuki hakları kullanmaya kanunen yetkilidir.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: