Makale
Eşlerin evlilik birliği içerisindeki ekonomik geleceklerini belirleyen mal rejimi sözleşmeleri, kanunun öngördüğü sıkı şekil ve içerik kurallarına tabidir. Makalede, mal rejimi anlaşmalarının hukuki niteliği, yapılma şekilleri ve sözleşme sınırları uzman perspektifiyle incelenmektedir.
Evlilikte Mal Rejimi Sözleşmesi: Şartları, Kapsamı ve Yasal Sınırları
Aile hukuku pratiğinde eşlerin evlilik birliği süresince sahip oldukları malvarlıklarının hukuki statüsünü belirleyen en temel enstrümanlardan biri mal rejimi sözleşmesidir. Türk Medeni Kanunu, eşler arasında kural olarak yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmasını öngörmekle birlikte, taraflara belirli sınırlar dahilinde kendi ekonomik ilişkilerini düzenleme imkanı tanımıştır. Bu düzenleme yetkisi, tarafların evlenmeden önce veya evlilik birliği devam ederken yapabilecekleri resmi anlaşmalar vasıtasıyla kullanılmaktadır. Hukuk düzenimizde sözleşme serbestisi kural olarak geniş bir alana yayılmış olsa da, aile kurumunun ve zayıf konumda kalabilecek eşin ekonomik menfaatlerinin korunması amacıyla mal rejimlerine ilişkin anlaşmalar sıkı kurallara bağlanmıştır. Bir aile hukuku uzmanı gözüyle bakıldığında, eşlerin tabi olacakları kuralları önceden belirleyebilmeleri hukuki güvenliği sağlamakta, muhtemel uyuşmazlıkların çözümünde öngörülebilirlik yaratmaktadır. Ancak bu anlaşmaların geçerli olabilmesi, kanun koyucu tarafından emredici olarak düzenlenen şekil, ehliyet ve içerik kısıtlamalarına harfiyen uyulmasına ve sınırların titizlikle gözetilmesine sıkı sıkıya bağlıdır.
Mal Rejimi Sözleşmesinin Kapsamı ve Hukuki Niteliği
Türk Medeni Kanunu uyarınca mal rejimi sözleşmesinin konusu, mevcut mal rejiminin değiştirilmesi, tamamen kaldırılması veya kanunda yer alan seçimlik mal rejimlerinden birinin kabul edilmesine yöneliktir. Hukukumuzda genel borçlar hukuku ilişkilerinden farklı olarak, aile hukukunda tipe bağlılık ilkesi katı bir biçimde geçerlidir. Bu kural gereğince, taraflar sadece kanunda sınırlı sayıda açıkça sayılmış olan mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimlerinden birini seçebilirler. Eşlerin veya nişanlıların kendi aralarında kanunda tanımlanmamış özel bir mal rejimi yaratamayacakları gibi, farklı rejimlerin özelliklerini bir araya getirerek kendilerine has karma bir yapı da oluşturamazlar. Eşler, yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla sadece seçtikleri mal rejiminin kanunda açıkça izin verilen esnek hükümlerini kendi ekonomik gerçekliklerine ve menfaatlerine uygun olarak özgürce şekillendirme hakkına sahiptirler.
Mal rejimi sözleşmelerinin hukuki niteliği doktrinde sıklıkla tartışmalı bir konu olmakla birlikte, bu sözleşmelerin malvarlığı üzerinde yarattığı doğrudan etkiler hukuki değerlendirmelerde büyük önem taşımaktadır. Örneğin, edinilmiş mallara katılma rejiminden mal ortaklığı rejimine geçişi öngören bir sözleşme, mülkiyet durumunda doğrudan ayni bir etki yaratacağından genellikle bir tasarruf işlemi olarak nitelendirilmektedir. Zira mal ortaklığı rejimine geçilmesiyle birlikte eşlerin önceden kişisel veya edinilmiş nitelikteki malvarlıkları doğrudan elbirliği mülkiyetine dönüşebilmektedir. Buna karşın, diğer seçimlik mal rejimleri arasındaki geçişlerin doğrudan bir ayni hak değişikliği yaratmadığı istisnai durumlarda ise borçlandırıcı işlem vasfı daha çok ağır basmaktadır. Hukuk uygulamaları bağlamında bakıldığında, mal rejimi sözleşmesi sadece basit bir hukuki seçim beyanı değil, eşlerin karşılıklı ekonomik geleceklerini kalıcı biçimde güvence altına aldıkları köklü bir irade beyanıdır.
Sözleşmenin Tarafları ve Yapılma Zamanı
Mal rejimi sözleşmesi yapma yetkisi yasa tarafından münhasıran evli eşlere ve evlenme hazırlığı içinde olan nişanlılara tanınmıştır. Taraflar bu çok önemli sözleşmeyi evlenmeden önceki bir dönemde, tam evlenme başvurusu esnasında veya evlilik birliğinin resmi olarak kurulmasından sonraki herhangi bir aşamada akdedebilirler. Nişanlılık döneminde yapılan sözleşmeler, hukuki nitelikleri itibarıyla geciktirici şarta bağlı işlemler olarak değerlendirilir ve ancak geçerli bir resmi evliliğin kurulmasıyla birlikte hukuki hüküm ve sonuç doğurmaya başlarlar. Tarafların herhangi bir sebeple evlenmekten son anda vazgeçmeleri veya aralarındaki evliliğin kurulamaması durumunda, nişanlılık aşamasında yapılmış olan mal rejimi sözleşmesi kendiliğinden hükümsüz hale gelir ve taraflar üzerinde hiçbir yasal bağlayıcılığı kalmaz. Bu özellik, hukukun evlilik akdine ve aile birliğinin kurulmasına verdiği temel önemin ve ciddiyetin bir yansımasıdır.
Evlilik birliği aktif olarak devam ederken yapılan mal rejimi sözleşmelerinde de tarafların sözleşmeyi belirli bir vadeye veya şarta bağlama hakları hukuken bulunmaktadır. Sözleşmenin geleceğe yönelik bir şarta veya zamana bağlanmasında genel bir hukuki kabul bulunmakla birlikte, uygulayıcılar açısından en çok tartışılan hususlardan biri sözleşmenin geçmişe etkili olarak yapılıp yapılamayacağıdır. Kanunun ilk yürürlük tarihinde tanınan istisnai bir yıllık geçiş süresi haricinde, genel kural olarak eşlerin geçmişe etkili bir şekilde sözleşme yapmaları, özellikle iyiniyetli üçüncü kişi konumundaki alacaklıların menfaatlerini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle oldukça riskli bulunmaktadır. Bu nedenle yeni yapılan bir sözleşme, kural olarak yetkili noterde usulüne uygun akdedildiği an itibarıyla hukuki geçerlilik kazanır ve ancak bu tarihten itibaren tarafların yeni edinimlerini kapsama altına alır.
Mal Rejimi Sözleşmesinde Geçerlilik Şartları: Şekil ve Ehliyet
Mal rejimi sözleşmelerinin geçerliliği, kanunda son derece katı ve emredici şekil şartlarına bağlanmıştır. İleride yaşanabilecek uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlamak ve tarafların iradelerini şüpheye hiçbir yer bırakmayacak biçimde koruma altına almak amacıyla, bu sözleşmeler noter huzurunda mutlak surette düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmak zorundadır. Evlenmeden önce evlendirme memurluğuna yapılabilecek bildirim ise sadece ve sadece kanundaki üç seçimlik rejimden birinin ismen seçilmesiyle sınırlı tutulmuştur. Evlendirme memurları, yasal rejimin detaylarına dair özel düzenlemeleri içeren veya karmaşık oran değişiklikleri barındıran kompleks bir mal rejimi sözleşmesini kabul ve tasdik etme yetkisine sahip değildir. İçeriğinde spesifik ve detaya inen anlaşmalar barındıran tüm sözleşmelerin tek hukuki adresi mutlak surette noterliklerdir. Kanunun açıkça öngördüğü bu resmi şekle uyulmadan taraflar arasında hazırlanan adi yazılı anlaşmalar ise doğrudan geçersiz kabul edilmektedir.
Sözleşme kurabilmenin en temel unsuru olan ehliyet kuralları, aile hukukunun kendine has hassas dinamikleri çerçevesinde çok özel olarak ele alınmıştır. Bir kişinin geçerli bir mal rejimi sözleşmesi akdedebilmesi için her şeyden önce asgari bir ayırt etme gücü bulunması şartı aranmaktadır. Ayırt etme yeteneğinden tamamen yoksun, hukuken tam ehliyetsiz kişilerin yapacakları anlaşmalar hiçbir şekilde geçerli kabul edilemez. Sınırlı ehliyetsiz konumunda olan, ayırt etme gücüne sahip küçükler veya fiil ehliyeti kısıtlanmış erginler ise, bu ciddi sözleşmeyi ancak ve ancak yasal temsilcilerinin (veli veya vasi sıfatına sahip kişilerin) resmi onayı ve imzası ile yapabilirler. Kısıtlılar bakımından olaya yaklaşıldığında buna ek olarak vesayet makamının izni de hukuki bir zorunluluktur. Mal rejimi seçimi veya mevcut rejimin değiştirilmesi doğrudan kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, eşlerin bu işlemi bizzat yapmaları esastır, dolayısıyla sırf bu amaca yönelik vekaletname ile temsilci aracılığıyla doğrudan sözleşme kurulamaz.
Kanunun açık ve net bir şekilde öngördüğü ehliyet veya şekil şartlarından herhangi birine riayet edilmemesi durumunda ortaya çıkacak en ağır hukuki yaptırım, işlemin baştan itibaren kesin hükümsüz olmasıdır. Gerek yetkili noterlikte resmi şekilde yapılmamış olması gerekse işlem sırasında ayırt etme gücünden yoksun bir eş tarafından imzalanmış olması, bu sözleşmeyi doğduğu andan itibaren ölü ve geçersiz kılar. Sözleşmenin içerdiği bu kesin hükümsüzlük hali, üzerinden uzun zamanın geçmesiyle veya tarafların sonradan vereceği hür bir onayla kesinlikle düzelmez. Ancak tam ehliyetli ve ayırt etme gücüne haiz eşlerin, tamamen serbest iradeleriyle, noter vasıtasıyla yaptıkları usulüne uygun sözleşmeler, aile mahkemelerinin önüne gelen muhtemel mal paylaşımı uyuşmazlıklarda tarafların niyetini yansıtan temel ve kesin bir ispat aracı olarak en önemli rolü oynamaktadır.
Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Sözleşme Özgürlüğünün Sınırları
Borçlar hukukunun kalbini ve felsefesini oluşturan sözleşme özgürlüğü ilkesi, aile hukuku kuralları söz konusu olduğunda kanun koyucu tarafından kamu düzeni, ailenin ekonomik bütünlüğü ve zayıf eşin korunması mülahazalarıyla ciddi ölçüde daraltılmıştır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin temel bir yasal mal rejimi olması, bu rejimin emredici nitelikte kurallarla dolu olduğu anlamına gelse de, kanun yasa koyucu eşlere belirli konularda esnek hareket etme imkanı tanımayı da ihmal etmemiştir. Eşler, bu sistemi tamamen reddedip radikal bir kararla mal ayrılığına geçmek zorunda kalmadan, katılma rejimi sınırları içinde kalarak bazı malvarlığı değerlerinin hukuki kaderini en baştan tayin edebilirler. Ancak sahip olunan bu tayin hakkı, tarafların kendi aralarında diledikleri her varlığı sınırsızca ve keyfi olarak kişisel mal kategorisine sokabilecekleri yönünde geniş bir anlam taşımamaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun ilgili spesifik hükümleri uyarınca, eşlerin resmi bir sözleşme ile kendi aralarında yapabilecekleri iki temel yasal kategori değişikliği bulunmaktadır. Bunlardan ilki, eşlerden birinin bir mesleğin icrası veya ticari bir işletmenin düzenli faaliyeti sebebiyle kullanmak zorunda olduğu edinilmiş malların doğrudan kişisel mal sayılacağının kararlaştırılmasıdır. Bu düzenleme kurgusu, ticari veya mesleki yaşamın bütünlüğünü, evliliğin ileride sona ermesi halinde yaşanabilecek tasfiye riskine karşı güvence altına alma amacı güder. İkincisi ve çokça karşılaşılanı ise, kanun gereği normalde edinilmiş mal sayılan ve ortak havuza giren kişisel malların gelirlerinin, taraflar arası sözleşme ile doğrudan kişisel malvarlığı grubuna dahil edilmesidir. Örneğin, eşlerden birine aileden miras kalan evin kira getirisinin sözleşme yoluyla edinilmiş mal havuzundan tamamen çıkartılarak salt o eşin kişisel malı haline getirilmesi, modern uygulamada eşlerin en sık başvurduğu hukuki yöntemlerden birini oluşturmaktadır.
Katılma Alacağı Oranının Sözleşme İle Belirlenmesi
Yasal mal rejiminin temel adalet kurgusunda, evlilik süresince elde edilen kazanımlar sonucunda her bir eşin diğerinin artık değeri üzerinde tam olarak yarı yarıya hakkı bulunduğu öngörülmüş olsa da, eşler yapacakları sözleşme ile bu oransal dengeyi kendi dinamiklerine göre baştan değiştirebilirler. Katılma alacağı üzerinde yasanın sunduğundan farklı bir esasın veya oranın belirlenmesi kanunen mümkündür. Örneğin eşler, bu oranın tamamen kaldırılmasını veya üçte bir, dörtte bir gibi birbirinden farklı kesirlere tabi tutulmasını karşılıklı olarak kararlaştırabilirler. Ancak kanun koyucu, bu özgürlüğe son derece kritik ve aşılamaz bir sınır çizmiştir: Yapılacak hiçbir oran değişikliği veya feragat anlaşması, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının kanundan doğan saklı paylarını hiçbir surette ihlal edemez. Aksi bir uygulamanın varlığı, eşin vefatı sonrası terekenin paylaşımı sırasında söz konusu çocukların haklı tenkis talepleriyle karşılaşılmasına doğrudan yol açar.
Eşlerin sözleşme ile artık değer ve oranlamaya ilişkin olarak kendi aralarında yapabilecekleri spesifik ve yasal düzenlemeler, yasanın katı çerçevesinin tanıdığı esneklik sınırları içerisinde şu şekilde sıralanabilir:
- Her iki eş için yasal eşit orandan farklı, ancak kendi içinde eşit nitelikte yepyeni bir paylaşım oranı belirleme.
- Sadece eşlerden birine ait edinilmiş mallara yönelik tek taraflı ve spesifik bir oran değişikliği yapma.
- Erkek ve kadın eşin gelir farklılıkları veya mesleki riskleri gözetilerek birbirlerinden tamamen farklı katılma oranları tayin etme.
- Artık değere klasik oran üzerinden değil, önceden kararlaştırılmış ve sözleşmeye yazılmış maktu bir parasal bedel üzerinden katılmayı esas alma.
- Evlilik süresince aktif çalışma, evde çocuk bakma veya uzun süreli işsiz kalma durumlarına endeksli değişken oranlı bir sistem oluşturma.
- Mal rejiminin mutlak surette ölüm dışındaki diğer hukuki sebeplerle (boşanma, mahkeme kararıyla iptal vb.) sona ermesi ihtimaline binaen özel ve kısıtlayıcı paylaşım şartları koyma.
Sözleşme Kapsamında Aile Konutu ve Diğer Düzenlemeler
Yasal mal rejiminin eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi durumunda, sağ kalan eşin evlilik süresince alıştığı yaşam standartlarını koruyabilmesi adına kanun tarafından sağlanan ev eşyası ve aile konutu üzerindeki ayni hak talepleri de mal rejimi sözleşmelerinin önemli bir konusunu oluşturabilir. Eşler, evlilik esnasında yapacakları bu sözleşme vasıtasıyla sağ kalan eşe ileride tanınacak olan yasal mülkiyet, intifa veya oturma hakkını diledikleri gibi sınırlandırabilir, çok daha farklı şartlara bağlayabilir veya eğer isterlerse tamamen ortadan kaldırabilirler. Ancak böylesi ağır bir sınırlama veya kaldırma işleminin sadece ölen eşin tek taraflı bir vasiyetnamesi veya ölüme bağlı tasarrufuyla yapılması kanunen mümkün olmadığından, bu hususun mutlaka her iki eşin ortak iradesini yansıtan resmi bir mal rejimi sözleşmesi marifetiyle tesis edilmesi hukuki bir zorunluluktur. Aksi takdirde sağ kalan eşin konut üzerindeki yasal koruması aynen devam edecektir.
Öte yandan aile hukukumuz, çok sıkı şekle tabi tutulan mal rejimi sözleşmesi dışında, tarafların evlilik birliği içerisinde adi yazılı formda da yapabilecekleri bazı esnek anlaşmalara da cevaz vermiştir. Türk Medeni Kanunu uyarınca, paylı mülkiyete tabi bir malvarlığında eşlerden birinin diğer eşin açık rızası olmadan hiçbir şekilde tasarruf edemeyeceği kuralı, taraflar arasında önceden yapılacak yazılı bir rızadan feragat anlaşmasıyla hukuken bertaraf edilebilir. Benzer şekilde, bir eşin diğerine ait kişisel malın korunmasına veya ciddi şekilde iyileştirilmesine ivazsız olarak yaptığı katkıdan doğan değer artış payı alacağına yönelik yasal haklardan tamamen feragat edilmesi veya bu pay oranının istenildiği gibi değiştirilmesi de mümkündür. Bu türden anlaşmalar noter onayına veya resmi şekle bağlı olma şartı aranmaksızın, taraflar arasında yapılacak basit bir yazılı anlaşmayla tam olarak geçerli kılınabilmektedir.
Sonuç itibarıyla, mal rejimi sözleşmeleri eşlerin ekonomik birlikteliklerini kendi özgün ihtiyaçlarına ve kariyer planlarına göre detaylıca dizayn etmelerine olanak tanıyan son derece güçlü birer hukuki araçtır. Ancak bu sözleşme yapma özgürlüğü, Borçlar Kanunu'ndaki mutlak ve geniş irade serbestisinden çok farklı olarak, Medeni Kanun'un aileyi koruyan katı ve emredici kurallarıyla net bir şekilde sınırlandırılmıştır. Yapılacak bir sözleşmenin hukuken tam geçerliliği; mutlak surette yetkili noterliklerde öngörülen resmi onay veya düzenleme şekline uyulmasına, eşlerin ayırt etme gücü ve hukuki ehliyet şartlarının eksiksiz sağlanmasına ve kanunun hiçbir şekilde izin vermediği karma veya yasa dışı modellerden kesinlikle uzak durulmasına bağlıdır. Hukuki sınırların bilerek veya bilmeyerek dışına çıkılarak akdedilen sözleşmelerin ileride telafisi imkansız kesin hükümsüzlük riski taşıması, eşlerin bu tür ciddi mali yapılandırmalarda adımlarını atmadan evvel mutlaka uzman bir aile hukuku avukatından profesyonel danışmanlık almalarını zaruri kılmaktadır.