Makale
Eğitim sektöründe öğretmenlerin veliler ve öğrenciler tarafından maruz kaldığı psikolojik taciz eylemleri, yasal çerçevede mobbing olarak tanımlanmaktadır. Bu makale, kanunlar ve genelgeler ışığında öğretmenlere yönelik gerçekleştirilen tehdit, hakaret, asılsız şikayet ve siber zorbalık gibi eylemlerin hukuki boyutunu incelemektedir.
Eğitimde Mobbing Eylemlerinin Hukuki Analizi
Eğitim kurumları, çalışma hayatında psikolojik taciz veya bilinen adıyla mobbing vakalarının sıklıkla görüldüğü alanların başında gelmektedir. Mevzuatımızda özellikle 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu kapsamında iş yerinde yıldırma kavramı açıkça ifade edilmiştir. Bununla birlikte, 2011/2 sayılı İş Yerinde Psikolojik Tacizin Önlenmesi konulu Genelge ile bu durum resmi olarak tanınmış ve yasaklanmıştır. Hukuki açıdan bir eylemin yıldırma olarak nitelendirilebilmesi için TBMM raporlarında da belirtildiği üzere davranışların süreklilik içermesi ve en az altı ay devam etmesi gerekmektedir. Öğretmenlerin yalnızca meslektaşlarından değil; veliler ve öğrenciler gibi hizmet alanlardan da sistematik saldırılara maruz kalması, hukuki değerlendirmeye tabi tutulması gereken ciddi bir ihlaldir.
Öğretmenlere Yönelik Psikolojik Taciz Eylemleri
Bir hukukçu perspektifiyle yaklaşıldığında, öğretmenlere yönelik veli ve öğrenci kaynaklı eylemlerin sınırları oldukça geniştir. Araştırmalara ve hukuki uyuşmazlıklara konu olan yıldırma davranışları arasında; telefon aramaları veya mesaj uygulamaları üzerinden yapılan sürekli rahatsız etme eylemleri, açıkça tehdit edilme ve hakarete uğrama gibi doğrudan suç teşkil eden fiiller yer almaktadır. Ayrıca, velilerin öğretmenlerin mesleki yeterliliğini sorgulayarak öğretmenlik onurunu zedelemeye yönelik haksız ithamları da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu fiiller, bireyin kişisel alanına yapılan bir saldırı olmakla kalmayıp spesifik suçları da oluşturabilecek niteliktedir. Sistematik bir biçimde yürütülen bu tarz yıpratma politikaları, hukuken öğretmeni çalışma ortamından soyutlamayı hedefleyen kasıtlı bir psikolojik şiddet süreci olarak kabul edilmektedir.
Asılsız Şikayetler ve İftira Eylemlerinin Hukuki Boyutu
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve hukuki bir silah olarak istismar edilen bir diğer yöntem ise asılsız şikayetlerdir. Veliler veya öğrenciler tarafından Milli Eğitim Müdürlüklerine, Kaymakamlıklara veya CİMER gibi kurumlara yapılan gerçeğe aykırı şikayetler, öğretmeni yasal prosedürlerle boğmayı amaçlayan bir yıldırma taktiğidir. Hukuk sistemimizde anayasal bir hak olan şikayet hakkının, kötüye kullanma kastıyla asılsız bir şekilde iftira niteliğinde uygulanması, hukuki korumadan yararlanamaz. Velilerin hiçbir haklı gerekçe olmadan, yalnızca öğretmeni görevden aldırmak veya mesleki itibarını sarsmak amacıyla başlattıkları her türlü asılsız şikayet süreci, doğrudan kasıtlı mobbing eylemi halini almaktadır. Bu tür uydurma iddialar, hukuken kişinin şeref ve haysiyetine yönelik ağır bir saldırıdır.
Dijital Platformlarda Siber Yıldırma (Siber Mobbing)
Günümüzde fiziksel sınırları aşarak dijital ortama taşınan eylemler, siber yıldırma kavramını hukuk dünyasına sokmuştur. Teknolojik araçların yaygınlaşmasıyla birlikte, öğretmenler mesai saatleri dışında bile veliler ve öğrenciler tarafından iletişim kanalları üzerinden rahatsız edilmektedir. Sosyal medya platformları veya elektronik postalar aracılığıyla gerçekleştirilen ısrarlı takip, mesaj atma, sosyal medyada sahte hesaplar üzerinden karalama kampanyaları yapma gibi eylemler siber mobbingin en belirgin türleridir. Siber ortamda gerçekleşen bu saldırılar, zamandan ve mekandan bağımsız olması nedeniyle etki alanı çok daha yüksek ve kalıcı zararlar bırakan hukuki ihlallerdir. Teknolojik ağlar üzerinden yapılan bu ihlaller, faillerin kendilerini gizleyebilmeleri sebebiyle hukuken çok daha ağır bir dijital istismar biçimidir.
Eğitimi Sabote Etme ve Otoriteyi Sarsmaya Yönelik İhlaller
Öğretmenlerin mesleki alanlarına yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaller, sınıf içi düzeni bozmayı ve eğitim hakkını engellemeyi amaçlayan somut fiillerden oluşmaktadır. Bir hukukçu olarak incelediğimizde, bu eylemler sadece öğretmenin şahsına değil, aynı zamanda kamu hizmetinin sağlıklı yürütülmesine de yapılmış birer saldırıdır. Kaynaklarda yer alan temel mesleki alana yönelik yıldırma eylemleri şu şekilde sıralanmaktadır:
- Öğrenci tarafından dersi bilinçli olarak sabote etme ve ders işlenmesini engelleme girişimleri.
- Sınıf içinde öğretmene karşı gelerek mesleki otoriteyi sarsmaya çalışma.
- Velilerin, öğretmenin ders işleyişine, not verme düzenine veya ödev sistemine yetkisi olmadığı halde müdahale ederek iş öğretme çabası.
- Veliler tarafından koridorlarda bekleyerek veya kapıdan bakarak sınıfın sürekli gözetlenmesi.
Bu tür sistematik hareketler, çalışanın görevini yerine getirmesini zorlaştırmakla kalmayıp, hukuken korunan güvenli çalışma ortamı hakkının da doğrudan ihlali anlamına gelmektedir.