Makale
Eğitim kurumlarında meslektaşlar arası yatay mobbing, öğretmenlerin onurunu zedeleyen ciddi bir hukuki sorundur. Kıdem farkına dayalı tahakküm, dışlama ve mesleki gelişimi engelleme eylemleri, çalışma barışını bozan ve hukuki yaptırım gerektiren psikolojik şiddet halleri olarak değerlendirilmelidir.
Eğitim Kurumlarında Yatay Mobbing: Öğretmenler Arası Psikolojik Şiddet
İş hukukunda mobbing, genellikle hiyerarşik bir yapıda üstten asta doğru gerçekleşen bir eylem olarak algılansa da, aynı hiyerarşik seviyedeki çalışanlar arasında meydana gelen yatay mobbing de oldukça yaygın ve yıkıcı bir psikolojik şiddet türüdür. Özellikle eğitim kurumlarında, sınıf öğretmenleri ve branş öğretmenleri arasında gözlemlenen bu durum, çalışma barışını temelden sarsan bir nitelik taşımaktadır. Öğretmenler arası ilişkilerde gözlemlenen mesleki dayanışma eksikliği, yerini psikolojik taciz ve dışlama eylemlerine bıraktığında, durum salt bir iletişim problemi olmaktan çıkarak hukuki bir uyuşmazlık zeminine taşınır. Eğitimcilerin birbirlerine karşı sergiledikleri küçümseme, alay etme veya mesleki yetkinliği sorgulama gibi eylemler, mağdurun kişilik haklarına saldırı teşkil eder. Bu tür ihlaller, sadece mağdurun mesleki tatminini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda hukuki koruma talep etme hakkını da doğurur. Bir mobbing avukatı perspektifiyle yaklaşıldığında, öğretmenler arasındaki bu sistematik saygısızlık ve yıpratma politikalarının, işyeri dokunulmazlığı ve insan onuruna yaraşır çalışma hakkı çerçevesinde titizlikle incelenmesi gerekmektedir.
Yatay Mobbingin Eğitim Kurumlarındaki Görünümleri
Öğretmenler arasında yaşanan yatay mobbing, genellikle açık bir saldırıdan ziyade örtülü ve sistematik eylemler bütünü olarak karşımıza çıkar. Ortak kullanım alanlarının kullanımı sırasında ortaya çıkan tahammülsüzlükler ve meslektaşa yönelik sert tepkiler, psikolojik şiddetin ilk kıvılcımları olabilmektedir. Zümre toplantılarında ortak karar alma süreçlerinin sabote edilmesi, kurada çıkan görevlere karşı agresif tutumlar sergilenmesi ve evrakların masaya fırlatılması gibi eylemler, çalışma ortamındaki psikolojik güvenliği ihlal eder. Ayrıca, bir öğretmenin idari bir görev veya yetkisi olmadığı halde, bu durumu başka bir meslektaşına karşı bir tahakküm aracı olarak kullanması, sınır ihlali ve hadsizlik olarak nitelendirilir. Hukuki açıdan bu tür eylemler, işyerinde eşit işlem borcunun ve karşılıklı saygı yükümlülüğünün açık bir ihlalidir ve sistematik nitelik kazandığında mobbing davasına konu edilebilir.
Kıdem Farkına Dayalı Psikolojik Baskı ve Ayrımcılık
Yatay mobbingin eğitim kurumlarındaki en belirgin yansımalarından biri, kıdem farkına dayalı psikolojik baskıdır. Tecrübeli öğretmenlerin, mesleğe yeni başlayan genç meslektaşlarına yönelik öğrenecek çok şeyin var şeklindeki küçümseyici söylemleri, mesleki dayanışma yerine hiyerarşik bir baskı ortamı yaratır. Aynı unvana sahip çalışanlar arasında kıdemin bir psikolojik üstünlük aracı olarak kullanılması, eşitlik ilkesine aykırıdır. Öte yandan, genç öğretmenlerin de tecrübeli öğretmenlere karşı yaşa dayalı ayrımcı söylemlerde bulunması, yani dinozorluk yakıştırmalarıyla mesleği bırakmalarını telkin etmesi aynı derecede ağır bir psikolojik taciz eylemidir. Bu tür yaş ve kıdem odaklı ayrımcı muameleler, kişinin mesleki onurunu zedeleyerek işyerindeki huzur ve sükunu bozar. Hukuk uygulamalarında, meslektaşlar arasındaki bu tarz rencide edici ve dışlayıcı beyanlar, doğrudan mobbing eyleminin ispatında güçlü deliller olarak değerlendirilir.
Mesleki Gelişimi Engelleme ve İtibar Zedeleyici Eylemler
Öğretmenler arası ilişkilerde gözlemlenen bir diğer hukuki ihlal boyutu, meslektaşın gelişimini engelleme ve hırs odaklı çatışmalardır. Bir öğretmenin, öğrencileri veya kendi mesleki gelişimi için attığı yenilikçi adımların diğer zümre öğretmenleri tarafından kendini daha iyi göstermeye çalışmak ithamıyla sorgulanması ve eleştirilmesi, mağdur üzerinde ciddi bir psikolojik baskı oluşturur. Başarıyı takdir etmek yerine meslektaşı izole etme, onun yenilikçi uygulamalarını baltalama ve mesleki itibarını zedeleme amacı taşıyan bu eylemler, çalışma hakkının özüne müdahale niteliğindedir. Öğretmenler arasında rekabetin yıkıcı bir boyuta ulaşarak sistematik bir yıldırma politikasına dönüşmesi, mağdur öğretmenin iş performansını ve ruh sağlığını olumsuz etkiler. İş hukuku bağlamında, bireyin kariyer gelişiminin ve mesleki tatmininin meslektaşları tarafından kasıtlı olarak baltalanması, mobbing iddialarının temel dayanaklarından birini oluşturur.
Hukuki Boyutuyla Yatay Mobbing Kriterleri
Öğretmenler arası yatay mobbing vakalarının hukuki bir zeminde değerlendirilebilmesi için eylemlerin belirli özellikleri taşıması gerekir. İş yerinde her yaşanan anlık tartışma psikolojik taciz sayılamayacağından, ihlallerin süreklilik arz etmesi ve kasıtlı olması büyük önem taşır. Bu bağlamda, meslektaşlar arasında gözlemlenen yatay mobbingin başlıca görünümleri şunlardır:
- Ortak materyallerin ve sınıf alanlarının kullanımında çalışma arkadaşına sürekli ve kasıtlı zorluk çıkarılması.
- Meslektaşın projelerinin ve eğitime dair kararlarının zümre toplantılarında sistematik olarak değersizleştirilmesi.
- Yaş veya mesleki kıdem öne sürülerek eşitlik ilkesini zedeleyen, dışlayıcı ve küçümseyici ifadeler kullanılması.
- Ortak çalışmalarda sergilenen agresif tavırlarla meslektaşın sindirilmeye ve pasifize edilmeye çalışılması.
Bu eylemlerin mağdurun kişilik haklarına zarar vermesi ve çalışma ortamını çekilmez kılması durumunda, hukuk düzeninin koruyucu mekanizmaları çerçevesinde hukuki süreç başlatılarak psikolojik şiddetin önüne geçilmesi mümkündür.