Anasayfa Makale Çocuk İşçi Sözleşmelerinde Ehliyet ve Yaptırımlar

Makale

Çocuk İşçi Sözleşmelerinde Ehliyet ve Yaptırımlar

Çocuk işçi sözleşmelerinde ehliyet, şekil ve hukuki yaptırımların işleyişini inceleyen bu makale; geçersizlik hallerinin ileriye dönük sonuçlarını, yasal temsilcinin rolünü, işverenin yükümlülüklerini ve ihlallerde devreye giren idari, cezai ve hukuki sorumluluk süreçlerini mevzuat ve içtihatlar ışığında detaylı bir biçimde ele almaktadır.

İş hukuku, irade özerkliğinin bir yansıması olan sözleşme özgürlüğü ilkesini temel almakla birlikte, zayıf tarafı koruma gayesiyle bu özgürlüğe çok önemli ve aşılması güç sınırlar getirmektedir. Ekonomik ve sosyal açıdan işverene bütünüyle bağımlı olan işçinin gözetilmesi, çalışma hukukunun en asli varlık nedenlerinden biridir. Bu koruma ihtiyacı, fiziksel ve ruhsal gelişimini henüz tamamlamamış, çevresel istismara ve sömürüye çok daha açık konumda olan çocuk işçiler söz konusu olduğunda daha da hayati bir kamu düzeni niteliği kazanmaktadır. Çalışma yaşamına yasal ya da yasadışı yollarla çok erken yaşlarda adım atan çocukların, gelişimlerine ve bedensel güçlerine uygun olmayan koşullarda çalıştırılması hem bireysel olarak ağır bedeller yaratmakta hem de toplumsal gelecek açısından telafisi imkansız sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle, hukuk sistemimiz çocukların taraf olduğu iş sözleşmelerinin kurulmasından sona ermesine kadar geçen tüm aşamaları emredici kurallara bağlamış, ehliyet ve şekil şartlarını kendine has bir rejimle düzenlemiştir. Ayrıca, bu emredici kuralların ihlali durumunda ortaya çıkacak idari, cezai ve hukuki yaptırımlar öngörülerek, kuralsız çalıştırma biçimlerinin bütünüyle ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

Çocuk İşçilerin Sözleşme Yapma Ehliyeti

Türk hukuk sisteminde kişilerin hak ehliyeti ve fiil ehliyeti olmak üzere birbirinden ayrı değerlendirilen iki temel ehliyet türü bulunmaktadır. Hak ehliyeti her insanın doğumuyla birlikte kazandığı doğal ve kapsayıcı bir ehliyetken, fiil ehliyeti kişinin kendi iradi davranışlarıyla hukuki sonuçlar doğurabilme ve borç altına girebilme yeteneğidir. Türk Medeni Kanunu uyarınca bir kişinin tam fiil ehliyetine sahip olabilmesi için ergin olması, kısıtlı olmaması ve ayırt etme gücüne sahip bulunması zorunludur. İş sözleşmesinin hukuken geçerli biçimde kurulabilmesi de tarafların bu ehliyete sahip olmasına doğrudan bağlıdır. On sekiz yaşını doldurmamış çocuklar, kural olarak tam ehliyetli olmadıkları için onların taraf olacağı iş sözleşmeleri farklı güvence mekanizmalarına tabidir. Henüz ayırt etme gücünden yoksun olan çocuklar hukuk düzeninde "tam ehliyetsiz" statüsünde kabul edilirler ve yaptıkları sözleşmeler kesin olarak geçersizdir; bu bağlayıcılığı olmayan durum yasal temsilcinin sonradan onay vermesiyle dahi geçerli hale getirilemez.

Ayırt etme gücüne sahip olan ancak henüz erginliğe ulaşmamış küçükler ise yasal kategoride "sınırlı ehliyetsiz" grubunda yer almaktadırlar. Sınırlı ehliyetsizlerin kendi fiilleriyle ve imzalarıyla hukuki borç altına girebilmeleri, kural olarak yasal temsilcilerinin yani veli veya vasilerinin rızasına bağlanmıştır. Bir çocuk işçinin taraf olduğu iş sözleşmesi, yasal temsilcinin izni olmadan fiilen akdedilmişse, bu hukuki işlem başlangıç aşamasında askıda geçersiz konumundadır. İşveren attığı imzayla sözleşmeyle bağlı hale gelirken, küçük işçi yasal temsilcisinin icazeti verilene kadar herhangi bir edimle bağlı tutulamaz. Yasal temsilci bu iş sözleşmesine sonradan açık veya örtülü biçimde icazet verirse işlem baştan itibaren hukuken geçerli hale gelir; icazet verilmemesi ve reddedilmesi durumunda ise sözleşme mutlak hükümsüzlük yaptırımıyla karşılaşır ve ortadan kalkar.

İş sözleşmelerinde işçinin edimi son derece kişisel ve bedensel bir karakter taşıdığı için, veli veya vasinin, küçüğün katılımı ya da rızası olmaksızın sadece kendi kararıyla onun adına bir iş sözleşmesi yapması hukuken son derece problemlidir. Çocuğun kendi serbest rızası dışında bir çalışma yükümlülüğü altına sokulması durumunda, bu husus iş sözleşmesinin çocuk tarafından derhal ve haklı sebeple sona erdirilmesi için yeterli bir zemin teşkil edecektir. Nitekim yasal temsilcinin kanundan doğan yönetim yetkisi, hiçbir koşulda çocuğun zorla veya rızası hilafına çalıştırılmasını meşrulaştırıcı bir araç olarak kullanılamaz. İş mevzuatı, sadece sözleşmenin kurulma aşamasında değil, çocuğun yaşına ve fiziksel kapasitesine göre hangi işlerde çalıştırılabileceğine dair de oldukça dar ve emredici sınırlar çizmiş, yasal temsilcinin rızası olsa dahi bazı tehlikeli işlerde çocuk çalıştırılmasını mutlak surette ve kamu düzeni gereği yasaklamıştır.

Sözleşmelerde Şekil Şartı ve Ücretin Korunması

Türk Borçlar Hukuku sisteminde sözleşmelerin kurulması kural olarak herhangi bir katı şekil şartına tabi tutulmamıştır; taraflar iradelerini sözlü, yazılı veya örtülü olarak diledikleri gibi açıklayabilirler. İş Kanunu da genel kural olarak iş sözleşmelerinin özel bir şekle bağlı olmadığını belirtmiş olsa da, özellikle zayıf tarafı korumayı amaçlayan bazı spesifik durumlarda yazılı şekil şartını zorunlu kılmıştır. Süresi bir yıl ve daha fazla olan belirli süreli iş sözleşmelerinin mutlak surette yazılı yapılması yasal bir gerekliliktir. Bunun yanı sıra, çocuk ve genç işçilerin çalıştırılma usullerini düzenleyen spesifik mevzuat, işverenlere bu süreçte çocukların veli veya vasisi ile yazılı iş sözleşmesi yapma yükümlülüğü getirerek süreci güvence altına almıştır. Şekil şartının öngörüldüğü durumlarda buna uyulmamasının genel yaptırımı, hukuk sistemimizde kural olarak geçersizliktir. Ancak iş sözleşmesinin salt şekle aykırılık nedeniyle tümüyle geçersiz sayılması, işçiyi koruma amacına ve sarf edilen emeğe ters düşebileceğinden, yargı uygulamalarında şekil eksikliğinin işverence ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması yasağı sınırları içinde titizlikle değerlendirilmektedir.

İş sözleşmesinin en temel unsuru ve işverenin asıl borcu olan ücret, çocuk işçiler söz konusu olduğunda anayasal ve yasal güvencelerle çok daha sıkı korunmaktadır. Çocuğun fiziksel kapasitesini zorlamasını önlemek amacıyla, çocuk ve genç işçilerin parça başı veya prim sistemi gibi salt çalışma hızına ve rekabete dayalı ücret sistemleriyle çalıştırılmaları açıkça yasaklanmıştır. Bu nedenle çocuk işçinin asıl ücretinin zaman esasına, yani günlük, haftalık veya aylık süreye göre belirlenmesi ve düzenli biçimde ödenmesi gerekmektedir. Öte yandan, belirli bir çalışan sayısını aşan işletmelerde tüm işçilerde olduğu gibi çocuk işçilerin de hak ettikleri ücretlerin bankalar aracılığıyla yasal kesintiler gösterilerek ödenmesi mecburi tutulmuştur. Çocuğun bir meslek veya sanat icra etmesine izin verildiği hallerde, kendi kişisel kazancı üzerinde tasarruf hakkına ve yönetim özgürlüğüne sahip olduğu, Türk Medeni Kanunu hükümleriyle de açıkça güvence altına alınmıştır.

Çocuk İşçi Sözleşmelerinde Geçersizlik Yaptırımı

Çocuk işçilerin korunmasına dair kanuni düzenlemeler, işverenlerin aksini kararlaştıramayacağı emredici hukuk kuralları niteliğindedir. Bir sözleşmenin emredici kanun hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına açıkça aykırı olması Türk Borçlar Kanunu kapsamında kesin hükümsüzlük (butlan) yaptırımı ile cezalandırılır. Normal şartlarda kesin hükümsüz bir sözleşme hukuk aleminde başlangıçtan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmaz ve tarafların birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade etmesi gerekir. Ancak iş sözleşmesinin sürekli bir borç ilişkisi doğurması ve işçinin zaten bedensel emeğini sarf etmiş olması nedeniyle, sözleşmenin baştan itibaren hiç yapılmamış gibi geçersiz sayılması iş hukukunun işçiyi koruma ve emeği üstün tutma ilkesiyle doğrudan çelişir. Bu hak kaybını önlemek amacıyla, iş sözleşmesinin hükümsüzlüğünün geçmişe değil ileriye etkili olarak sonuç doğuracağı Yargıtay içtihatlarıyla ve yasal düzenlemelerle benimsenmiştir. Bu sayede çocuk işçi, yasaklı ve geçersiz bir sözleşmeyle çalışmış olsa dahi, fiilen emek harcadığı döneme ait ücret, sosyal sigorta primleri ve diğer işçilik alacaklarını işverenden talep etme hakkını kesinlikle kaybetmez.

Geçersizlik kavramı, bazı spesifik durumlarda hukuki işlemin tamamını değil, yalnızca emredici normlara aykırı olan sorunlu kısmını etkileyebilir; borçlar hukukunda buna kısmi geçersizlik denilmektedir. Örneğin, mevzuatımızda çocuk işçilere çalışma süreleri açısından ciddi kısıtlamalar getirilmiş, dinlenme hakları genişletilmiş ve fazla çalışma yaptırılması mutlak surette yasaklanmıştır. Şayet bir çocuk işçi ile imzalanan sözleşmede, kanuni sınırları aşan uzun çalışma süreleri veya gece vardiyası gibi fazla çalışma yükümlülüğü öngörülmüşse, sözleşmenin yalnızca yasalara aykırı olan bu kısmı geçersiz sayılırken sözleşmenin bütünü geçerliliğini korumaya devam eder. Ortaya çıkan bu hukuki sözleşme boşluğu, ilgili kanunlardaki emredici ve kısa iş süreleri ile tamamlanarak sorun çözülür. Bu esnek mekanizma, iş sözleşmesini olabildiğince ayakta tutarak çalışan çocuğun yasal haklardan en üst düzeyde yararlanmasını sağlama ve sözleşmenin tamamen iptal edilerek çocuğun sistem dışı, güvencesiz kalmasını engelleme amacı taşımaktadır.

İş Sağlığı ve Güvenliği İhlallerinin Hukuki Sonuçları

İşverenin kanunlardan doğan en önemli yasal yükümlülüklerinden biri, faaliyette bulunulan işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak için gerekli tüm fiziki tedbirleri eksiksiz almak ve işçiyi gözetme borcu kapsamında onun beden ile ruh bütünlüğünü her türlü tehlikeden korumaktır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, yaş küçüklüğü, fiziksel gelişim evresi ve tecrübesizlik nedeniyle işyeri risklerine karşı daha açık ve zayıf konumda bulunan çocuk işçiler için, çalışma ortamı risk değerlendirmesi ve sağlık gözetimi gibi hayati tedbirlerin çok daha hassas şekilde uygulanmasını emretmektedir. İşverenin kanuni önlemleri almaması veya kusurlu bir biçimde eksik alması neticesinde bir iş kazası meydana gelirse yahut çocuk zehirli maddelerden ötürü meslek hastalığına yakalanırsa, işveren doğacak yıkıcı zararlardan dolayı hukuki sorumluluktan asla kaçınamaz. Bu tür üzücü durumlarda zarar gören çocuk işçi veya hak sahipleri, işverenden Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca maddi tazminat (tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması vb.) ve yaşanan şiddetli ruhsal sarsıntıların bir nebze hafifletilmesi maksadıyla manevi tazminat talep edebilirler. İş kazasının ölümle sonuçlandığı en ağır vakalarda ise ölenin yakınları, destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkına doğrudan sahip olmaktadırlar.

Öte yandan, iş sağlığı ve güvenliği risklerinin ve kazaya davetiye çıkaran ortamların fiilen bulunduğu durumlarda çocuk işçinin zarara uğramasını beklemeden derhal başvurabileceği önleyici hukuki yollar da yasal mevzuatımızda açıkça yer almaktadır. İşyerinde yaşamı tehdit eden ciddi ve yakın bir tehlike oluştuğunda, işçinin ilgili kurula veya doğrudan işverene başvurarak gerekli teknik tedbirlerin alınmasını talep etme ve bu hayati tehlike giderilene dek yasal olarak çalışmaktan kaçınma hakkı bulunmaktadır. Kaçınılan ve iş görülmeyen bu haklı süre zarfında işçinin ücreti ve sözleşmeden doğan diğer parasal hakları işveren tarafından hiçbir kesintiye uğramaksızın ödenmeye devam eder. Bununla birlikte, idarece öngörülen çalışma koşullarının ısrarla uygulanmaması veya iş sağlığı ve güvenliği risklerinin tehlike oluşturacak şekilde kalıcı biçimde sürmesi durumlarında çocuk işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle ve derhal feshetme hakkına sahiptir.

İdari ve Cezai Yaptırım Mekanizmaları

Çocuk emeğinin sömürüsünü önlemeye yönelik kuralların ihlali, sadece işçiye ödenecek hukuki tazminat sorumluluğunun çok ötesinde idari para cezası ve faaliyetin men edilmesi gibi kamu gücüyle doğrudan desteklenen yaptırımlara bağlanmıştır. İş Kanununda belirtilen asgari çalışma yaşına, fiziksel gelişimi bozan gece çalıştırma yasaklarına veya dinlenme sürelerine riayet etmeyen işverenlere çalışma müfettişlerince tespit üzerine idari para cezaları uygulanır. Benzer şekilde, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile İlköğretim ve Eğitim Kanunu kapsamında da eğitim çağındaki zorunlu okula gitmesi gereken çocukların yasalara aykırı biçimde fabrikalarda veya hizmet sektöründe çalıştırılması durumunda yetkili idareler tarafından çeşitli oranlarda idari para cezaları kesilmektedir. İş sağlığı ve güvenliği kapsamında ise, tehlikeye açık ve özel politika gerektiren gruplar kategorisindeki çocuk işçiler için işyerine özgü risk değerlendirmesi yapmayan veya periyodik hekim sağlık gözetimlerini aksatan işletmeler idari para cezaları ile cezalandırılır. Hayati tehlike oluşturan teknik ve yapısal güvenlik ihlalleri tespit edildiğinde ise işyerinin bir bölümünde veya tamamında tehlike geçene kadar işin durdurulması kararı verilebilmektedir.

Çocukların hukuka aykırı biçimde istismar edilerek çalıştırılması belirli ağırlık düzeylerine ulaştığında Türk Ceza Kanunu kapsamında doğrudan çeşitli suç tiplerini oluşturmaktadır. Bu boyuttaki ihlallerde işverenlerin karşılaşabileceği başlıca cezai yaptırımlar şunlardır:

  • Çocukların çaresizliğinden ve yoksulluğundan faydalanarak onları ücretsiz veya açık bir şekilde orantısız düşük ücretle çalıştırmak iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunu oluşturur.
  • Çocukları iradeleri dışında zorla çalıştırmak, sömürerek hizmet ettirmek veya esarete tabi kılmak amacıyla tedarik edip sevk etmek, insan ticareti suçu kapsamında değerlendirilir ve ağır yaptırımlar içerir.
  • İşveren tarafından yasal iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması neticesinde meydana gelen engellenebilir kazalarda çocuğun yaralanması, taksirle yaralama suçunu doğrudan gündeme getirir.
  • Gerekli teknik ve idari tedbirlerin kasten veya ihmalen alınmamasına bağlı olarak ölümcül iş kazaları yaşanması durumunda sorumlular, taksirle öldürme suçundan dolayı hapis cezası ile yargılanırlar.
  • Tehlikeli, ağır ve yasaklı iş kollarında yasal yaş koşullarını taşımayan çocukların tüm kurallara aykırı çalıştırılması, olası bir kazada işverenin kusurunun ağırlığını artırarak yargılamada bilinçli taksir hükümlerinin işletilmesine sağlam bir zemin hazırlar.

Çocuk işçiliğinin engellenmesi ve var olduğu alanlarda dahi hukuki normlar çerçevesinde katı biçimde denetlenerek sınırlandırılması, yasal düzenlemelerin sadece kâğıt üzerinde kalmamasına ve idari teftiş mekanizmalarının etkin bir şekilde işlemesine bağlıdır. Gerek Türk Borçlar Kanunu gerekse İş Kanunu bünyesindeki geçersizlik, maddi ve manevi tazminat ile haklı fesih hükümleri, iş yargılaması pratiğinde daima zayıf konumdaki işçi yararına yorumlanarak olası mağduriyetler telafi edilmeye çalışılmaktadır. Ancak, çocukların bedensel ve zihinsel bütünlüğünün geri döndürülemez biçimde korunması yalnızca ihlal sonrası başlayan hukuki tazminat süreçlerine bırakılmamalıdır; bu ihlaller en başından caydırıcı nitelikte idari para cezaları, sürekli ve habersiz iş müfettişi teftişleri ve ihlalin boyutuna göre ceza hukuku yaptırımlarıyla güçlü bir biçimde engellenmelidir. Toplumun en savunmasız kesimi olan çocukların sağlığının ve onurunun iş yaşamında gözetilmesi, sadece teknik bir iş hukuku problemi değil, devredilemez temel bir insan hakları ve kamu düzeni meselesidir.

10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: