Makale
İş mahkemelerinin iş yükünü hafifletmek ve uyuşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek amacıyla getirilen dava şartı arabuluculuk kurumu, bireysel iş hukukunda işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda mahkemeye başvurmadan önce tüketilmesi gereken zorunlu bir hukuki süreçtir. Bu makale, söz konusu sürecin kapsamını ve sonuçlarını incelemektedir.
Bireysel İş Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk
Hukuk sistemlerinde uyuşmazlıkların en geleneksel çözüm yolu mahkemeler aracılığıyla gerçekleştirilen yargılama faaliyeti olsa da, bu yöntemin uzun sürmesi, yıpratıcı olması ve yüksek maliyetler içermesi gibi dezavantajları, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine olan yönelimi artırmıştır. Gelişen hukuki ihtiyaçlar doğrultusunda, özellikle iş hukukunda uyuşmazlıkların yargı yoluna intikal etmeden barışçıl, hızlı ve kesin bir şekilde çözümlenmesi büyük bir hedef haline gelmiştir. Türk iş hukukunda da bu amaca hizmet etmek üzere 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile önemli bir yasal reforma imza atılmış ve bireysel iş uyuşmazlıklarının çok büyük bir kısmı için arabuluculuk kurumu zorunlu bir başvuru yolu hüviyetine kavuşturulmuştur. İşçi ve işveren arasındaki ilişkilerin kendine has ekonomik ve sosyal dinamikleri, uyuşmazlıkların sadece katı bir hukuki zeminde değil, aynı zamanda tarafların menfaatleri doğrultusunda kazan-kazan ilkesiyle çözülmesini gerektirmektedir. Bu müessese, tarafların kendi çözümlerini özgür iradeleriyle üretmesine olanak tanırken, yargının iş yükünü hafifletme, gizliliği sağlama ve bozulan sosyal ilişkileri onararak toplumsal barışa doğrudan katkı sağlama gibi temel işlevleri de bünyesinde barındırmaktadır.
Dava Şartı Arabuluculuğun Kapsamı ve Hukuki Niteliği
Bireysel iş uyuşmazlıkları, işçi ile işverenin ferdi olarak taraf oldukları iş sözleşmesinden kaynaklanan ve genellikle hak uyuşmazlığı niteliği taşıyan sorunlardır. İş ilişkisinin kurulmasından sona ermesine kadar geçen süreçte talep edilen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti ile kötü niyet ve ayrımcılık tazminatları bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hukuk sistemimizde 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe giren yasal düzenlemelerle birlikte, bu tür uyuşmazlıklarda doğrudan yargı yoluna başvurulması imkanı kısıtlanmış ve kanunda sayılan talepler için mahkeme öncesi arabulucuya başvurulmuş olması katı bir dava şartı olarak düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemenin temelinde, yargılama faaliyetinin haricinde uyuşmazlıkların tarafların rızasına dayalı, daha esnek ve hızlı yöntemlerle çözümlenmesi amacı yatmaktadır. Ayrıca bu uygulamanın, Anayasal güvence altında olan ve adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri sayılan makul sürede yargılanma ilkesinin hayata geçirilmesine doğrudan hizmet ettiği aşikardır. Bu durum, kişilerin mahkemeye gitme hakkını kesinlikle ortadan kaldırmaz, sadece dava açılmadan önce yasal olarak tüketilmesi gereken mecburi bir ön müzakere aşaması ihdas eder.
Arabuluculuğun zorunlu başvuru yolu olduğu uyuşmazlıkların kapsamı kanun koyucu tarafından sınırları belirli bir çerçevede çizilmiştir. Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı, tazminatı ve feshin geçersizliğine dayalı işe iade talepleriyle açılan davalarda arabulucuya başvurulması zorunludur. Dahası, hukuki süreçte yaşanan tereddütleri gidermek amacıyla yapılan güncel yasal değişikliklerle birlikte, bu alacak ve tazminatlarla ilgili olarak başlatılan icra takiplerine yönelik itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları da bu mecburiyet kapsamına dahil edilmiştir. Uygulamaya dair sınırların iyi çizilmesi büyük önem taşır; zira iş kazasından veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile rücu davaları bu zorunlu kapsamın tamamen dışında bırakılmıştır. Bu istisnai davaların niteliği gereği kusur oranlarının ve maluliyet durumlarının tespitinde uzman tıp kurullarının ve teknik bilirkişilerin değerlendirmesine ihtiyaç duyulması, sürecin iradi bir müzakereden ziyade yargısal bir tespiti gerektirmesinden kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde, sosyal güvenlik hukukunu ilgilendiren hizmet tespiti davaları da kamu düzenine ilişkin oldukları için arabuluculuğa elverişli görülmemiş ve bütünüyle kapsam dışında tutulmuştur.
Bu zorunlu yöntemin iş hukukunun temel ilkelerinden olan "işçinin korunması" felsefesiyle ne ölçüde bağdaştığı hukuki doktrinde yoğun olarak tartışılan konuların başında gelmektedir. İş ilişkisinde ekonomik ve sosyal olarak güçlü olan işveren karşısında işçinin yapısal olarak zayıf konumda bulunması, arabuluculuk görüşmelerinde işçinin yasal haklarından kolayca feragat etmesi riskini doğurabileceği yönünde haklı eleştiriler almıştır. Ancak yasa koyucu, sadece arabuluculuğa başvuru aşamasını zorunlu kılarak sürece devam etme, müzakereleri sürdürme ve nihayetinde bir anlaşmaya varma hususlarını tamamen tarafların serbest iradesine bırakmıştır. Taraflar, önerilen şartlarda uzlaşamadıkları veya masadaki teklifleri adil bulmadıkları takdirde görüşmeleri diledikleri an sonlandırıp, mahkeme nezdinde haklarını aramakta tamamen özgürdürler. Dolayısıyla kurulan sistem, uyuşmazlıkların çözümünü taraflara mutlak surette dayatan ve yargı yolunu kapatan bir mekanizma değil, aksine taraflara devlet yargısına gitmeden önce eşit şartlarda masada anlaşma ve uyuşmazlığı en az maliyetle tasfiye etme fırsatı sunan iradi bir sonuç mekanizması inşa etmeyi hedeflemiştir.
Arabuluculuğa Başvuru Süreci ve Arabulucunun Atanması
Dava şartı arabuluculuk sürecinin usulüne uygun şekilde ve doğru makamlar nezdinde başlatılması, ileride telafisi güç usuli hak kayıplarının önüne geçilmesi adına kritik bir ilk adımdır. Kanuni düzenlemelere göre başvuru, karşı tarafın yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki adliye arabuluculuk bürosuna, büronun henüz kurulmadığı yerlerde ise bu görevle özel olarak yetkilendirilen sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne yapılmalıdır. Başvuru sırasında doldurulan formlarda, uyuşmazlık konularının açıkça ve hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde ayrıntılı olarak belirtilmesi son derece mühimdir. Yargı kararları doğrultusunda, başvuru formunda işaretlenmeyen, açıkça talep edilmeyen veya görüşme tutanaklarına yansımayan bir alacak kalemi için dava şartının yerine getirilmediği kabul edilmekte ve bu kalemler için sonradan açılan dava doğrudan usulden reddedilmektedir. Bu nedenle, işçi veya işveren tarafından yapılan başvurularda kıdem, ihbar, fazla mesai veya yıllık izin gibi tüm spesifik alacak kalemlerinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde tek tek listelenmesi mutlak bir hukuki zorunluluk niteliği taşır.
Başvurunun eksiksiz olarak tamamlanmasının ardından, uyuşmazlığın çözümünde görev alacak arabulucunun belirlenmesi aşamasına geçilir. Kural olarak arabulucu, adalet komisyonu başkanlıklarına bildirilen uzmanlık listelerinden adliye arabuluculuk bürosu tarafından geliştirilen özel bir puanlama yöntemiyle sıradan atanır. Bu nesnel atama yöntemi, tarafsızlığı tam anlamıyla sağlamayı ve arabulucular arasında adil, şeffaf bir iş dağılımı yapmayı amaçlamaktadır. Ancak yasa koyucu, tarafların resmi sicile kayıtlı olan belirli bir arabulucunun ismi üzerinde ortaklaşa anlaşmalarına da imkan tanımıştır. Bu istisnai durumda, üzerinde anlaşılan arabulucu, adliye arabuluculuk bürosuna yazılı bir tutanakla bildirimde bulunularak o uyuşmazlık için özel olarak görevlendirilir. Görevlendirilen arabulucunun, uyuşmazlığın çözümünde hakim gibi hukuki bir değerlendirme yapmaktan ziyade, sistematik iletişim teknikleri kullanarak tarafların gerçek menfaatlerini ortaya çıkaran ve aralarındaki müzakereyi kolaylaştırarak kendi çözümlerini bulmalarını sağlayan bağımsız bir üçüncü kişi olduğu asla unutulmamalıdır.
Arabuluculuk Görüşmelerinin Yürütülmesi ve Tarafların Temsili
Görevlendirilen arabulucu, kendisine büro tarafından iletilen iletişim bilgilerini kullanarak taraflara ulaşır ve onları ilk toplantıya resmi olarak davet eder. Kanun, arabuluculuk sürecinin sürüncemede kalmasını önlemek ve hızlı bir şekilde tamamlanmasını temin etmek adına kesin süreler öngörmüştür. Arabulucu, kendisine yapılan görevlendirme tarihinden itibaren en geç üç hafta içinde başvuruyu sonuçlandırmakla yükümlüdür. Bu süre, taraflara ulaşılamaması veya görüşmelerin karmaşıklığı gibi zorunlu hallerin varlığı durumunda arabulucu tarafından en fazla bir hafta daha uzatılabilir. Toplamda en fazla dört haftalık bu yasal sürenin sonunda, tarafların ortak bir uzlaşmaya varamaması halinde arabuluculuk faaliyeti yasal olarak sonlandırılır. Görüşmeler sırasında arabulucu; aktif dinleme, yeniden çerçevelendirme ve taraflarla ayrı ayrı özel oturumlar yapma gibi uzmanlık gerektiren yöntemleri devreye sokarak tarafların birbirlerini doğru anlamalarını sağlamaya çalışır. Ancak tarafların kendi aralarında bir çözüm üretemediğinin ortaya çıkması halinde, arabulucunun tarafsızlığını zedelemeden makul çözüm önerileri sunma yetkisi de bulunmaktadır.
Arabuluculuk müzakerelerine katılım şekli ve toplantılardaki tutumlar, sürecin yasal sonuçları açısından son derece belirleyicidir. Taraflar bu görüşmelere bizzat katılabilecekleri gibi, kanuni temsilcileri veya özel yetkilendirilmiş avukatları aracılığıyla da iştirak edebilirler. Kanun koyucu, sürecin taraflarca ciddiye alınmasını sağlamak, uyuşmazlık çözümünü salt geçilmesi gereken şekli bir prosedür olarak görme eğilimini kırmak ve kötü niyetli geciktirmeleri önlemek amacıyla, ilk toplantıya katılmayan taraf aleyhine ağır yaptırımlar ihdas etmiştir. Buna göre, geçerli ve ispatlanabilir bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf, arabuluculuk faaliyetinin anlaşamama ile sona ermesi üzerine tutulacak son tutanak metninde açıkça belirtilir. Bu taraf, uyuşmazlık sonrasında mahkemede açılacak olan davada kısmen veya tamamen haklı çıksa dahi, yapılan yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulur ve lehine herhangi bir avukatlık ücretine hükmedilmez. Bu emredici düzenleme, tarafları iyi niyet kuralları çerçevesinde masaya oturmaya ve uzlaşma zeminini aktif olarak denemeye hukuken zorlayan en önemli mekanizmalardan biridir.
Arabuluculuk Ücreti, Masraflar ve Zamanaşımı Sürelerine Etkisi
Arabuluculuk sürecinin mali boyutu, müzakereler sonucunda tarafların anlaşma veya anlaşamama durumlarına göre yasal düzenlemeler çerçevesinde farklı usullerde karşılanır. Tarafların arabuluculuk faaliyeti neticesinde ortak bir uzlaşmaya varmaları halinde, aksi kendi aralarında açıkça kararlaştırılmamışsa, arabuluculuk ücreti her iki tarafça eşit oranda ödenir. Bu ücret, her yıl Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanarak güncellenen Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısmında yer alan nispi oranlara göre, üzerinde anlaşılan toplam bedel üzerinden hesaplanır ve bu miktar tarifede belirlenen iki saatlik maktu ücretten kesinlikle az olamaz. Sürecin her iki tarafın kazancına ve barışına hizmet eden bir felsefeye dayanması, maliyetin de eşit olarak üstlenilmesi prensibini desteklemektedir. Ancak uygulamada sıklıkla karşılaşıldığı üzere taraflar, müzakere serbestisi kapsamında bu ücretin yalnızca işveren tarafınca veya birbirinden tamamen farklı oranlarda ödeneceğini de iradi olarak sözleşmede kararlaştırabilirler.
Eğer yürütülen görüşmeler sonucunda taraflar anlaşamazlarsa, taraflara hiçbir şekilde ulaşılamaması veya toplantıya katılım sağlanamaması gibi nedenlerle süreç olumsuz olarak sonuçlanırsa, tarifede belirlenen iki saatlik arabuluculuk ücreti doğrudan Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Bakanlığın bu maliyeti üstlenmesindeki temel amaç, arabulucunun harcadığı asgari mesainin karşılıksız kalmasını önlemek ve kuruma olan güveni pekiştirmektir. Görüşmelerin fiilen iki saati aşması ve buna rağmen anlaşma sağlanamaması halinde ise, iki saati aşan kısma tekabül eden ücret taraflarca eşit şekilde ödenir. Anlaşmazlık durumunda Bakanlık veya taraflarca ödenen bu bedeller, daha sonra açılacak davada yargılama gideri olarak kaydedilir ve davanın sonunda haksız çıkan tarafa mahkemece yükletilir. Öte yandan, uyuşmazlığın arabuluculuğa taşınması işçilerin haklarının zaman aşımına uğramasını da kati surette engeller. Adliye arabuluculuk bürosuna başvurulduğu andan, sürecin bittiğini belgeleyen tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen yasal süre boyunca zamanaşımı süreleri durur ve hak düşürücü süreler kesinlikle işlemez.
Sürecin Sona Ermesi, Son Tutanak ve Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği
Arabuluculuk süreci; tarafların karşılıklı olarak uzlaşması, uyuşmazlık noktalarında anlaşamaması, taraflara iletişim vasıtalarıyla ulaşılamaması veya uyuşmazlığın yasal olarak arabuluculuğa elverişsiz olduğunun tespiti gibi çeşitli hukuki nedenlerle sona erer. Faaliyetin bu hallerden herhangi biriyle sona ermesiyle birlikte arabulucu, durumu tespit eden bağlayıcı bir tutanak düzenler. Eğer taraflar görüşmeler neticesinde anlaşamamışlarsa, düzenlenecek bu tutanağın aslının veya bizzat arabulucu tarafından onaylanmış geçerli bir örneğinin, mahkemede açılacak olan davanın dilekçesine mutlaka eklenmesi kanuni bir mecburiyettir. Aksi bir durumda mahkeme, davacı tarafa söz konusu belgeyi ibraz etmesi için kesin bir mehil verir; bu kesin süreye uyulmaması durumunda ise esasa girilmeksizin dava dilekçesi doğrudan usulden reddedilir. Bu durum, bireysel iş hukukunda arabuluculuğun sadece bir iyi niyet veya temenni safhası değil, davanın dinlenebilirliği için aşılması mecburi katı bir şekil şartı olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Görüşmelerin olumlu bir şekilde neticelenmesi ve tarafların talepleri üzerinde uzlaşması halinde ise, üzerinde mutabık kalınan tüm hususları detaylandıran kapsamlı bir anlaşma belgesi tanzim edilir. Bu belge, maddi hukuk bağlamında taraflar arasında kurulan geçerli bir sözleşme olmasının yanı sıra, usul hukuku açısından çok güçlü ve kesin sonuçlar doğurur. Taraflar, anlaşma belgesinde yer alan ve üzerinde uzlaştıkları hususlar hakkında artık hiçbir mahkemede yeniden dava açamazlar. Kanunda belirtilen istisnai alanlar dışında, oluşturulan anlaşma belgesinin bizzat taraflar, tarafları temsil eden avukatları ve süreci yöneten arabulucu tarafından birlikte imzalanması halinde, ayrıca bir mahkeme kararına veya icra edilebilirlik şerhi alınmasına hiçbir gerek kalmaksızın, söz konusu belge doğrudan ilam niteliğinde belge statüsü kazanır. Böylece alacaklı olan taraf, anlaşılan borcun vadesinde ifa edilmemesi halinde doğrudan mahkeme kararlarının icrasına özgü olan ilamlı icra takibi başlatma gücüne sahip olur. Bu pratik durum, arabuluculuğun iş hukukundaki en büyük avantajlarından biri olan yargısal kesinliğe ve adalete çok daha hızla ulaşılmasını temin eder.
İşe İade Taleplerinde Anlaşmanın Özel Şartları
Bireysel iş uyuşmazlıkları içerisinde her zaman özel ve hassas bir yere sahip olan işe iade taleplerinde, arabuluculuk anlaşma belgesinin hukuken geçerli olabilmesi için yasa koyucu son derece katı ilave şartlar getirmiştir. İş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine ve işe iade istemine dayanan başvurularda tarafların masada anlaşması durumunda; işçinin fiilen işe başlama tarihinin, boşta geçen süreye ilişkin ödenecek ücret ve diğer parasal hakların net miktarının ve işçinin işverence işe başlatılmaması ihtimaline binaen ödenmesi gereken iş güvencesi tazminatının parasal miktarının anlaşma belgesinde açıkça rakamsal olarak belirlenmiş olması zorunludur. Bu üç asli unsurun belgede eksik olması, şarta bağlanması veya yoruma açık şekilde belirsiz bırakılması, varılan anlaşmayı hukuken tamamen geçersiz kılacaktır. Bu sıkı yasal düzenleme, işçinin iş güvencesi kapsamındaki temel haklarının muğlak ifadelerle ortadan kaldırılmasını önlemekte ve zayıf konumda olan işçinin haklarının şüpheye yer bırakmayacak şekilde güvence altına alınmasına hizmet etmektedir.
Sonuç itibariyle, bireysel iş uyuşmazlıklarında yoğun olarak uygulanan dava şartı arabuluculuk müessesesi, işçi ve işveren arasındaki ihtilafları geleneksel yargı mekanizmasının hantal, uzun ve yıpratıcı doğasından kurtarmayı hedefleyen çağdaş bir çözüm modelidir. Bu sistem, taraflara kendi menfaatlerini bizzat koruyarak uyuşmazlıkları katı bir gizlilik içerisinde, süratle ve mahkemeye kıyasla çok daha düşük maliyetlerle tasfiye etme imkanı sunmaktadır. Ancak, hedeflenen bu yasal sistemin gerçek manada başarıya ulaşması; tarafların geleneksel çatışmacı dava kültürünü bir kenara bırakarak uzlaşma kültürünü içtenlikle benimsemelerine, sürecin dürüstlük kuralı çerçevesinde yürütülmesine ve hakkaniyete uygun çözümler üretebilen yetkin arabulucuların varlığına bağlıdır. İş hukukunun zayıfı koruyan emredici temel felsefesi ile arabuluculuğun eşitlik ve iradilik ilkeleri arasındaki hassas dengenin süreç boyunca özenle korunması, uygulamada ortaya çıkabilecek olası mağduriyetleri önleyecek ve kurumun çalışma hayatındaki sosyal barışa olan katkısını en üst düzeye çıkaracaktır.