Makale
Başkasına Ait Gerçek Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 245. maddesinin birinci fıkrası, uygulamada sıkça karşılaştığımız gerçek bir banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunu düzenlemektedir. İlgili yasal düzenlemeye göre, başkasına ait bir banka veya kredi kartını, hukuka uygun veya aykırı her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, cezai yaptırımla karşı karşıya kalacaktır. Bu suç tipiyle kanun koyucu, temelde bireylerin malvarlığı değerlerini güvence altına alırken, aynı zamanda kartlı ödemeler sistemine duyulan güveni de korumayı amaçlamıştır. Eski yasa döneminde hırsızlık, dolandırıcılık veya güveni kötüye kullanma gibi geleneksel malvarlığı suçları kapsamında değerlendirilmeye çalışılan bu ihlaller, yeni ceza kanunu ile birlikte bağımsız ve özel bir suç tipi haline getirilerek uygulamadaki hukuki tartışmalar büyük ölçüde sonlandırılmıştır.
Suçun Maddi ve Manevi Unsurları
Gerçek kartların kötüye kullanımı suçunun oluşabilmesi için öncelikle suça konu olan banka veya kredi kartının başkasına ait olması ve fail tarafından bir şekilde elde bulundurulması veya ele geçirilmesi gerekmektedir. Kanun koyucu, kartın elde ediliş biçimi hususunda herhangi bir ayrım yapmayarak, kartın sahibinin rızasıyla alınmasıyla, yolda bulunmasıyla ya da hukuka aykırı yollarla ele geçirilmesi arasında suçun unsurları bakımından bir fark gözetmemiştir. Suçun maddi unsurunu oluşturan temel hareket, kartın mağdurun hukuken geçerli rızası olmaksızın kullanılması veya kullandırılmasıdır. Önemle belirtmek gerekir ki, Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarında da vurgulandığı üzere, bu suçun işlenmesi için kartın fiziki varlığının kullanılması şart değildir; karta ait şifre ve numara gibi bilgilerin internet veya telefon üzerinden kullanılması da yasal unsurların oluşması için yeterlidir. Suçun manevi unsuru ise genel kasttır, yani failin eyleminin haksızlık teşkil ettiğini bilmesi ve bu eylemi bilerek, isteyerek gerçekleştirmesidir.
Netice Unsuru Olarak Haksız Yararın Sağlanması
Bu suç, eylem teşebbüs aşamasında kalmadığı sürece, eylemi gerçekleştiren failin kendisine veya başkasına maddi bir yarar sağlaması ile tamamlanmış olur. Başka bir deyişle, gerçek kartların kötüye kullanılması suçu, neticesi itibarıyla tipik bir zarar suçudur ve elde edilen yararın doğrudan maddi nitelikte olması şarttır. Hukuka aykırı yararın failin veya onun belirlediği bir üçüncü kişinin fiili hâkimiyet alanına girmesi ya da bu değer üzerinde tasarruf imkânının doğması ile suç sübut bulur. Örneğin, mağdurun kredi kartından failin hesabına elektronik ortamda para transferi yapıldığında, fail bu parayı fiziken ATM'den çekmemiş olsa dahi üzerinde tasarruf imkânı doğduğu için suç tamamlanmış kabul edilir. Buna karşılık, failin hukuka aykırı ele geçirdiği kart bilgileriyle sipariş ettiği ticari eşyanın kargo aşamasında yakalanması veya siparişin iptal edilmesi gibi spesifik durumlarda, fail henüz haksız yarar üzerinde fiili hâkimiyet kuramadığından eylemi suça teşebbüs kapsamında değerlendirilecektir.
Şahsi Cezasızlık ve Cezada İndirim Sebepleri
Bilişim hukuku ve ceza hukuku kesişiminde özellik arz eden bu suç tipinde, yasa koyucu failler ile mağdurlar arasındaki belirli akrabalık ilişkilerini şahsi cezasızlık sebebi olarak kabul etmiştir. Suçun sadece gerçek banka veya kredi kartları üzerinde gerçekleştirilebilen bu fıkrası için, eylemin aşağıdaki kişilerin zararına işlenmesi durumunda ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmayacağı belirtilmiştir:
- Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,
- Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın,
- Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin.
Bu yasal akrabalık dereceleri dışındaki kişilerin maddi zarara uğradığı hallerde şahsi cezasızlık kurumu uygulanamaz. Bununla birlikte, yasa koyucu malvarlığına karşı suçlarda kabul ettiği etkin pişmanlık hükümlerinin bu suç için de kıyasen değil doğrudan geçerli olmasını öngörmüştür. Failin, azmettirenin veya yardım edenin, suç tamamlandıktan sonra bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı tamamen veya mağdurun onayıyla kısmen gidermesi durumunda, zararın tahsil edildiği yargılama evresine göre sanık hakkında verilecek cezada indirim yapılmaktadır.