Anasayfa Makale Aristoteles'te Siyasal Hayvan Ve Polis: Hayvan...

Makale

Aristoteles'in insanı "siyasal hayvan" olarak tanımladığı felsefesinde polis, insanın doğasını bulduğu en yetkin topluluktur. Bu makale, Antik Yunan'da insanı diğer canlılardan ve "canlı araç" sayılan kölelerden ayıran bu devlet anlayışını, modern hayvan hakları hukuku perspektifiyle ve eleştirel bir yaklaşımla analiz etmektedir.

Aristoteles'te Siyasal Hayvan Ve Polis: Hayvan Hakları Perspektifi

Aristoteles’in felsefesi, hukukun ve toplumun insanı diğer canlılardan nasıl ayırdığının felsefi temellerini oluşturur. İnsanı "siyasal bir hayvan" (zoon politikon) olarak tanımlayan Aristoteles, onu ereksel (teleolojik) hiyerarşinin en tepesine yerleştirir. Bu yapı içinde "polis" (kent devleti), sadece yaşanılan bir yer değil, insanın "iyi yaşamak" hedefine ulaştığı nihai ve doğal bir gayedir. Bir hayvan hakları avukatı olarak bu antik çerçeveye baktığımızda, insan dışı canlıların tarihsel süreçte neden hukuki öznellikten dışlandığının derin köklerini açıkça görebilmekteyiz. Aristoteles, arılar veya karıncalar gibi bazı canlıların sürü halinde yaşama gibi ilkel bir toplumsal içgüdüye sahip olduğunu kabul etse de, adaleti tartışmak ve siyasal bir topluluk kurmak için gerekli olan "dil" (konuşma becerisi) yetisinin sadece insanda bulunduğunu savunur. Bu keskin ayrım, insan dışındaki canlıları ve hatta "canlı araç" olarak görülen köleleri yalnızca insan amaçlarına hizmet eden birer eşya konumuna indirgemiştir. hayvan hakları hukuku, günümüzde halen bu köklü felsefi ayrımcılığın yarattığı hukuki engellerle mücadele etmektedir.

Teleolojik Yaklaşım Ve Siyasal Hayvan Kavramının Hukuki Temelleri

Aristoteles fiziğinde temel ilke olan ereksellik (teleoloji), her şeyin nihai bir amaca doğru ilerlediğini öngörür. İnsanın doğasının tamlığa ve yetkinliğe ulaştığı son aşama ise polistir. hayvan hakları hukuku perspektifinden değerlendirildiğinde, bu durum katı bir hukuki-felsefi ikilik yaratmaktadır. İnsanlar, polis içinde yaşamak üzere tasarlanmış siyasal varlıklar iken, diğer hayvanların varoluş amacı yalnızca soylarını devam ettirmek ve hayatta kalmakla sınırlandırılmıştır. Aristoteles, doğanın hiçbir şeyi boşuna yapmadığını belirterek, insana siyaset yapması, iyi ile kötüyü ayırması için "dil" ve konuşma yetisi verildiğini vurgular. İnsan dışı hayvanlar bu siyasal iletişim aracından yoksun kabul edildikleri için polis alanının ve dolayısıyla adalet kavramının tamamen dışında bırakılmışlardır. Hayvan hukuku pratiğinde, hayvanların temel haklardan mahrum bırakılmasının ardındaki tarihsel gerekçenin tam olarak bu felsefi dışlama olduğunu görmekteyiz. polis sadece "benzerler" ve siyasal eşitler arasında bir topluluktu; bu da hayvanları sadece birer araç statüsüne mahkum etmiştir.

Polis İçinde "Canlı Araçlar" Ve Dışlanan Varlıklar

Aristoteles’in polis düzeni, yalnızca özgür ve eşit yurttaşların siyasal alana aktif katılımı üzerine inşa edilmiştir. Ancak bu siyasal topluluğun varlığını sürdürebilmesi, dışlanan diğer varlıkların sömürülmesine dayanıyordu. Nitekim Aristoteles, köleleri açıkça "canlı araç" olarak sınıflandırmıştır. Aynı mantık silsilesiyle, hayvanlar da içsel değerlerinden koparılarak yalnızca siyasal hayvan olan insanın ihtiyaçlarına hizmet eden araçlar konumuna itilmiştir. Uzman bir hayvan hakları avukatı olarak bu yapıyı incelediğimizde, "canlı araç" kavramının, modern hukuk sistemlerinde hayvanlara atfedilen ve günümüzde aşılmaya çalışılan "eşya statüsünün" en net felsefi temeli olduğunu saptayabiliriz. Aristoteles için bir varlığın değer görmesi, onun polis içindeki siyasal işlevine bağlıdır. Doğası gereği (hayvanlar) veya statüsü gereği (köleler) siyasal alana katılamayanlar, haklara layık özneler olarak görülmemiştir. Bu antik hukuki ve siyasi mimari, "zoon politikon" tanımının insan dışı bedenlerin sömürülmesini nasıl meşrulaştırdığını ve yurttaşların "iyi yaşamını" sağlamak adına nasıl araçsallaştırıldığını açıkça gözler önüne sermektedir.

Siyasal Dostluk Ve Hayvanların Hukuki Statüsü

Aristoteles düşüncesinde polisin ve devletin temel harcı adaletten ziyade "siyasal dostluk" (philia) olarak kabul edilir. siyasal dostluk; uzlaşma (konsensüs), eşitlik ve ortak faydanın birlikte aranması ilkelerine dayanır. Yurttaşlar, kendi bireysel çıkarlarını bir kenara bırakarak polisin bütününün refahı için hareket etme erdemini gösterirler. Ancak bu siyasal erdem ve dostluk çemberi, sadece rasyonel siyasal kararlar alabilen yurttaşlara açıktır. İnsan dışı varlıkların Aristotelesçi anayasal ve siyasal düzenden dışlanmasının temel nedenleri şu şekilde özetlenebilir:

  • Dil ve İkna Yoksunluğu: Hayvanların, siyasal müzakere ve uzlaşı için elzem olan konuşma (lexis) yetisine sahip olmamaları.
  • Siyasal Eylem (Praxis) Eksikliği: Sadece hayatta kalma güdüsüyle hareket etmeleri ve polisin inşasına yönelik eylemsellikten uzak olmaları.
  • ortak fayda Bilincinin Olmaması:** Siyasal dostluğun temeli olan "öteki benlikleri" düşünme ve ortak iyiye yönelme kapasitelerinin bulunmadığı varsayımı.

Bu katı sınırlar, modern hayvan hakları teorisinin yıkmaya çalıştığı türcü hukuki engellerin ilk ve en güçlü felsefi duvarlarını temsil etmektedir. polisin hukuki düzeni, sadece yurttaşların birbirinin dostu olduğu varsayımıyla örülmüş, diğer tüm canlıları bu koruma kalkanının dışında, kullanıma hazır birer nesne olarak bırakmıştır.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: