Çocuğunuzun tuvalette, banyoda, uyurken veya ağlarken çekilmiş görüntülerinin sosyal medyada rızası dışında paylaşılması, onun gizli alanının ihlali olarak hukuki incelemeye esas oluşturabilecek bir eylem niteliğindedir. Her çocuğun ebeveynine karşı da bir mahremiyet hakkı bulunmakta olup, velayet hakkı sahibinin sadece kendi yararını veya psikolojik tatminini önceleyerek yaptığı bu tür paylaşımlar çocuğun özel hayatının gizliliğini zedeleyebilir.
Velayet hakkına sahip ebeveynlerden birinin, çocuğun psikolojik veya sosyal gelişimini olumsuz etkileyebilecek nitelikteki görüntülerini sürekli olarak paylaşması, çocuğun üstün yararı ilkesine aykırılık teşkil edebilecek bir eylemdir. Çocuğun da kendine ait bir özel yaşamı ve korunması gereken bir mahremiyeti bulunduğundan, ebeveynin ifade özgürlüğü bu noktada çocuğun menfaatleri lehine sınırlandırılabilmektedir.
Velayet hakkı size verilmiş olsa dahi, çocuğunuzun soyadını kendi soyadınızla değiştirebilmeniz için haklı nedenlerin varlığını kanıtlamanız gerekmekte olup, bu durum hukuki incelemeye esas oluşturabilecek bir süreçtir. Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda annenin, velayeti altındaki çocuğa kendi soyadını verme hakkı bulunduğu eşitlik ilkesi çerçevesinde kabul edilmekle birlikte, bu değişikliğin her zaman çocuğun üstün yararı ilkesine uygun olması aranmaktadır.
Çocuğunuza ait kişisel verilerin, yani fotoğraf ve görüntülerinin ticari bir kazanç amacıyla rıza dışı paylaşılma tehlikesi söz konusu olduğunda, bu durumun henüz gerçekleşmeden engellenmesi için hukuki yollara başvurmanız mümkündür. Türk Medeni Kanunu kapsamında, kişilik haklarına yönelik saldırı tehlikesinin ciddi ve yakın olduğu durumlarda önleme davası açılarak, söz konusu görsellerin işlenmesi ve internet ortamına aktarılması mahkeme kararıyla yasaklanabilir.
Bu tür geçmişe dayalı profesyonel ilişkiler her zaman yargılamanın tarafsızlığını otomatik olarak bozmaz, durum olayın özel şartlarına ve ne kadar zaman geçtiğine bağlı olarak değerlendirilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir hâkimin geçmişte karşı tarafın avukatından hukuki hizmet almış olmasının tek başına mahkemenin objektif tarafsızlık ilkesini zedelemeyeceğini belirtmektedir.
Engellilik durumu tek başına bir ebeveynin çocuğunun velayetinden yoksun bırakılması için bir gerekçe oluşturamaz, ancak mahkemeler karar verirken öncelikle çocuğun üstün yararını gözetmek zorundadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına göre, devletin engelli bir ebeveyne çocuğuna bakabilmesi için makul düzeyde destek ve uyumlandırma sağlaması gerekmektedir.
Çocuğun koruyucu aile yanına yerleştirilmesi ve velayetin ebeveynden alınması, ebeveyn ile çocuk arasındaki aile bağlarının tamamen koparıldığı veya ebeveynin çocuğunu bir daha asla göremeyeceği anlamına gelmez. Mahkemeler, çocuğun esenliğini ve güvenliğini sağlamak için böyle ağır bir tedbire başvursalar dahi, ebeveyn ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin sürdürülmesine büyük önem verirler.
Ailevi meseleleri ilgilendiren ve ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkiyi doğrudan etkileyen davaların, telafisi imkansız zararları önlemek adına mahkemeler tarafından özel bir özenle ve makul bir sürede sonuçlandırılması gerekmektedir. Ebeveynlik haklarından yoksun bırakılma veya velayet hakkı kısıtlamalarına ilişkin yargısal süreçlerin gereksiz yere uzaması, ebeveyn ile çocuk arasındaki bağın kalıcı olarak zedelenmesine ve çocuğun mevcut koruyucu aile ortamına alışarak öz ailesini unutmasına yol açabilmektedir.
Mahkemeler, çocuğun özel durumu ve menfaatleri gerektiriyorsa yasal ebeveynlerin biyolojik babaya çocuk hakkında bilgi vermemesini hukuka uygun bulabilir ve bilgi alma talebini reddedebilir. Yargıya yansıyan bir olayda, çocuğun biyolojik babası olmasına rağmen velayet hakkı bulunmayan kişinin, çocuğun sağlığı ve eğitimi hakkında bilgi alma talebi yerel mahkemelerce reddedilmiştir.
Hayır, diğer ebeveynin rızası olmadan çocukların tek taraflı olarak başka bir şehre taşınması hukuken geçerli ve yasal bir eylem değildir. İlgili medeni hukuk kurallarına ve mahkeme içtihatlarına göre, bir çocuğun nerede yaşayacağı ve hangi okula gideceği gibi önemli konular ortak velayet hakkı kapsamındadır ve her iki ebeveynin de onayını gerektirir.