Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 3. HD | 2016/1278 E. | 2017/10116 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 3. HD 2016/1278 E. 2017/10116 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/1278
Karar No 2017/10116
Karar Tarihi 14.06.2017
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Zamanaşımı def'i yasal cevap süresi içinde ileri sürülmelidir.
  • Süresinden sonraki zamanaşımı savunmanın genişletilmesi yasağına tabidir.
  • Davacının açık rızası olmadan genişletilen savunma hükme esas alınamaz.

Bu karar, medeni usul hukukunun temel yapıtaşlarından biri olan savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının ne denli kesin ve bağlayıcı bir nitelik taşıdığını hukuken somutlaştırmaktadır. Yüksek Mahkeme, zamanaşımı gibi maddi hukuktan kaynaklanan bir def'inin, yargılamanın herhangi bir aşamasında keyfi olarak ileri sürülemeyeceğini belirtmektedir.

Karar, bu tür def'ilerin usul kanunlarının belirlediği katı süre sınırlarına tabi olduğunu açıkça vurgulamaktadır. Yargılamanın düzenli ve adil bir şekilde yürütülebilmesi için tarafların yasal sürelere azami özen göstermesi gerektiği, aksi takdirde hak kayıplarının kaçınılmaz olacağı net bir şekilde ortaya konulmuş, usuli hataların telafisinin zorluğu çizilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, mahkemelerin ve avukatların usul kurallarına yaklaşımında kesin bir mihenk taşı niteliğindedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, davaya cevap verme süresinin kaçırılması durumlarında, mahkemelerin bu usuli eksiklikleri resen (kendiliğinden) telafi edemeyeceği ve davanın esasına girmek zorunda olduğu kesinleşmiş bir kuraldır.

Karar, karşı tarafın açık rızası olmadan geç yapılmış savunmaların mahkeme kararına dayanak yapılamayacağını perçinlemiştir. Bu yönüyle usul ekonomisi ve hukuki belirlilik ilkelerine hizmet etmekte, yargılamanın ilerleyen aşamalarında sürpriz usuli manevralarla davanın seyrinin değiştirilmesinin önüne geçerek uygulayıcılara son derece net bir emsal teşkil etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Sason Mal Müdürlüğünde görev yapan bir devlet memurunun, uğradığını iddia ettiği haksız idari baskı ve mobbing eylemleri sonucunda kendi cebinden Hazineye yapmak zorunda kaldığı ödemenin iadesi talebiyle devlet kurumuna (Hazineye) karşı açtığı alacak davasından kaynaklanmaktadır. Olayın hikayesi incelendiğinde; davacı, kurumda Mal Müdürlüğüne vekalet ettiği dönemde lojman kiralarının ilgililere iadesi işlemini gerçekleştirmiştir. Ancak daha sonra kuruma gelen bir Milli Emlak Denetmeni, bu işlem nedeniyle Hazineyi zarara uğrattığı gerekçesiyle davacı hakkında bir teftiş raporu düzenlemiştir.

Davacı memurun iddiasına göre, kendisine resmi bir tebligat dahi yapılmadan yoğun bir psikolojik baskı uygulanmış, hakkında adli ve idari soruşturmalar açılacağı ve zararın mahkeme kararıyla tahsil edileceği yönünde gözdağı verilmiştir. Bu ağır baskı ortamından kurtulmak isteyen davacı, iddia edilen Hazine zararını kapatmak amacıyla 11.619,02 TL anapara ve 261,43 TL faiz olmak üzere toplam 11.880,45 TL tutarındaki parayı kendi cebinden Hazine veznesine ödemek zorunda kalmıştır. Bu olayın ardından haksız yere ödediği parayı geri almak isteyen davacı, söz konusu tutarın faiziyle birlikte iadesi talebiyle işbu davayı açmıştır. Davalı idare ise, davanın yasal süresi içinde açılmadığını ileri sürerek öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı genel hukuk kurallarının merkezinde, medeni usul hukukumuzun en sıkı uygulanan prensiplerinden biri olan "savunmanın genişletilmesi yasağı" ve "zamanaşımı def'inin ileri sürülme usulü" yer almaktadır.

Hukuk sistemimizde zamanaşımı, bir hakkın doğduğu andan itibaren kanunla belirlenmiş olan belli bir sürenin geçmesiyle birlikte, o hakkın dava yoluyla talep edilebilme ve devlet gücüyle zorla tahsil edilebilme vasfını kaybetmesi anlamına gelmektedir. Doktrindeki ve Yargıtay kararlarındaki yerleşik tanımlamalara göre zamanaşımı, borcu tamamen ortadan kaldıran veya hakkın özünü yok eden bir durum değil, sadece borçluya borcunu ödemekten kaçınma imkanı veren bir hukuki savunma kalkanıdır. Bu nedenle mahkemeler, önlerine gelen bir uyuşmazlıkta taraflar açıkça ileri sürmedikçe zamanaşımı süresinin dolup dolmadığını resen araştıramaz ve kararına esas alamazlar.

Bu kuralın usul hukuku boyutunda karşılığı ise oldukça katıdır. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, maddi hukuktan kaynaklanan bu önemli savunma aracının, yazılı yargılama usulüne tabi davalarda davalı tarafça mutlaka kanuni cevap süresi içerisinde ileri sürülmesi zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri çerçevesinde, yargılamanın dilekçeler aşamasının düzeni ve adil yargılanma hakkının temini için tarafların iddia ve savunmalarını belirli yasal süreler içinde sunmaları kesin olarak emredilmiştir.

Cevap dilekçesi verme süresi geçtikten sonra dosyaya sunulan bir zamanaşımı def'i, usulen "savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi" yasağına takılır. Bu yasağın usul hukukundaki tek istisnası, karşı tarafın (davacının) bu geç yapılmış savunmaya açıkça veya zımni olarak (susarak) muvafakat vermesidir. Eğer davacı taraf, süresinden sonra yapılan bu savunmaya karşı çıkar ve izni olmadığını beyan ederse, mahkeme hakimi bu def'iyi tamamen yok saymak ve davanın esasına girerek karar vermek mecburiyetindedir. Bu temel kural, yargılamanın gereksiz yere sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla ihdas edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği kararı ve somut olayın gelişimini usul hukuku prensipleri çerçevesinde detaylı bir biçimde inceleyerek son derece önemli tespitlerde bulunmuştur. Dosya kapsamında yapılan hukuki denetimde, davalı Hazine idaresinin mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde, yasal süreler içerisinde herhangi bir zamanaşımı def'ini ileri sürmediği açıkça tespit edilmiştir. Asıl usuli uyuşmazlık, davalı tarafın yasal cevap süresini kaçırdıktan sonraki bir yargılama aşamasında zamanaşımı itirazını dosyaya sunmasıyla gün yüzüne çıkmıştır.

Yüksek Mahkemenin tespitlerine göre, davalı tarafın yasal süresinden çok sonra ileri sürdüğü bu zamanaşımı savunması, usul hukukundaki emredici savunmanın genişletilmesi yasağının doğrudan bir ihlalidir. Dahası, davacı taraf bu duruma sessiz kalmamış, davalının yasal süresinden sonra dosyaya sunduğu zamanaşımı itirazına yargılama aşamasında açıkça karşı çıkmış ve bu usulsüz savunmaya kesinlikle muvafakat etmediğini mahkeme tutanaklarına yazdırmıştır.

Hal böyle iken, yerel mahkemenin usul kuralları gereği izlemesi gereken hukuki yol son derece nettir. Yargıtay, yerel mahkemenin davacının bu haklı ve usule uygun itirazını dikkate alarak, süresinde yapılmayan zamanaşımı def'ini esastan incelemeksizin usulden reddetmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ancak yerel mahkeme, ciddi bir usul hatasına imza atarak, hukuken dinlenme olanağı bulunmayan bu geç yapılmış zamanaşımı savunmasını geçerli kabul etmiş ve uyuşmazlığın esasını oluşturan kurum içi baskı, mobbing ve haksız tahsilat iddialarını hiç incelemeden davayı doğrudan zamanaşımı gerekçesiyle reddetmiştir.

Yüksek Mahkeme, yerel mahkemenin bu yanılgılı değerlendirmesini usul ve yasaya açıkça aykırı bulmuştur. Mahkemenin temel görevi, tarafların usulüne uygun şekilde ileri sürdüğü iddia ve savunmaları değerlendirerek maddi gerçeğe ulaşmaktır. Usul kuralları ihlal edilerek geç yapılan bir savunmaya dayanılarak esastan inceleme yapmaktan kaçınılması adaletin tecellisini engeller. Yerel mahkemenin, zamanaşımı def'ini reddedip, davacının iddia ettiği idari baskı ve haksız ödeme iddialarının esasına girerek, toplanacak tüm deliller ışığında hasıl olacak sonuca göre vicdani bir hüküm kurması gerektiği karara bağlanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, süresinden sonra ileri sürülen ve davacı tarafça açıkça karşı çıkılarak muvafakat edilmeyen zamanaşımı def'inin dikkate alınıp davanın reddine karar verilmesini usul ve yasaya aykırı bularak kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: