Anasayfa Karar Bülteni AYM | Atilla Can Daş | BN. 2022/82957

Karar Bülteni

AYM Atilla Can Daş BN. 2022/82957

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/82957
Karar Tarihi 09.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Yurt dışı çıkış yasağı ölçülü olmalıdır.
  • Adli kontrol kararları gerekçeli yazılmalıdır.
  • Uzun süren tedbirler özel hayatı zedeler.
  • Özgürlük kısıtlamasında menfaatler dengesi gözetilmelidir.

Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde sıklıkla başvurulan ve tutuklamaya alternatif olarak uygulanan adli kontrol tedbirlerinden biri olan yurt dışına çıkış yasağının, kişinin sosyal, mesleki ve ailevi ilişkilerini ne derece derinden etkilediğine dair oldukça önemli bir hukuki zemin oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, uzun süre devam eden ve somut duruma uygun, yeterli ve olayla doğrudan ilgili gerekçelerle desteklenmeyen yurt dışı çıkış yasağının salt seyahat özgürlüğünün ötesine geçerek doğrudan kişinin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına ağır bir müdahale teşkil edeceğini içtihatlarıyla netleştirmiştir. Karar, yargı mercilerinin adli kontrol kararlarını verirken veya bu tedbirleri uzatırken sadece genel geçer, basmakalıp ve soyut ifadelere dayanmamasını, kişinin somut özel durumunu, yaşam merkezini ve kişisel menfaatlerini kamusal menfaat ile hassas bir teraziye koymasını kesin bir dille emretmektedir.

Uygulamadaki önemi açısından bu içtihat, özellikle yurt dışında yerleşik düzeni, işi ve ailesi bulunan şüpheli veya sanıklar hakkında verilecek adli kontrol kararlarında yerel mahkemelerin çok daha titiz ve bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemeler artık tedbirin devamını haklı kılan somut delilleri açıkça göstermek ve tedbirin kişiye yüklediği olağan dışı, telafisi imkânsız külfeti mutlaka hesaba katmak mecburiyetindedir. Benzer davalardaki emsal etkisi, bilhassa yıllarca süren uzun soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde dosya üzerinden otomatik olarak uzatılan adli kontrol kararlarına karşı şüpheli ve sanıklara çok güçlü bir itiraz dayanağı sunmasındadır. Kişilerin yurt dışındaki oturum veya çalışma izinlerinin tehlikeye girmesi, aile bütünlüklerinin bozulması gibi durumlar, alternatif koruma tedbirlerinin veya nakdi güvence bedellerinin yargılama makamlarınca ciddi şekilde tartışılmasını hukuken elzem hâle getirecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama iddialarıyla başlatılan ceza soruşturması kapsamında gözaltına alınmış ve sonrasında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakılmıştır. Uzun yıllardır İspanya'da ikamet eden, arkadaş çevresi, işi ve oturum izni bu ülkede bulunan başvurucu, uygulanan yurt dışı çıkış yasağı nedeniyle evine dönememiş, işini ve oturum iznini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Başvurucu, yüksek bir güvence bedeli ödemek dâhil çeşitli alternatifler sunarak adli kontrol kararının kaldırılmasını mahkemelerden defalarca talep etmiştir. Ancak yargı mercileri, başvurucunun yurt dışındaki yaşamına ve mesleki bağlarına dair sunduğu bu mazeretleri dikkate almadan, basmakalıp ve genel gerekçelerle taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, maruz kaldığı yurt dışı çıkış yasağının özel hayatını ve aile hayatını felce uğrattığını, kararların gerekçesiz olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve uğradığı manevi zararların tazminini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın temelini, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 uyarınca verilen yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin uygulanış biçimi, süresi ve bu tedbirlerin bireylerin temel hak ve özgürlükleri üzerindeki doğrudan etkileri oluşturmaktadır. Adli kontrol, tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde şüpheli veya sanığın bütünüyle fiziksel özgürlüğünden yoksun bırakılmaksızın belirli yükümlülükler altına sokularak adli makamların denetimi altında tutulmasını sağlayan ve tutuklamaya alternatif olarak kurgulanan bir koruma tedbiridir. Tutuklamanın son çare olması ilkesini hayata geçiren bu müessese, esasen daha hafif tedbirlerle ceza muhakemesi amacına ulaşılmasını hedefler.

Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına ve temel haklar doktrinine göre, koruma tedbirlerinin tamamı geçici niteliktedir ve herhangi bir tedbirin ilanihaye veya somut bağımsız kriterlerden yoksun bir biçimde, sürekli olarak uygulanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Mahkemelerin koruma tedbirlerine karar verirken dosyada lehte ve aleyhte ileri sürülen bütün delilleri titizlikle incelemesi, temel haklara yapılan ağır müdahaleyi haklı kılacak ve katlanmayı gerektirecek nitelikte kamu yararını gösteren gerçek bir ihtiyacın varlığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyması zorunludur.

Yurt dışına çıkış yasağı gibi kişinin hareket serbestisini kısıtlayan tedbirlerin uzatılması veya kaldırılması taleplerinin değerlendirilmesinde; kişinin yurt dışındaki ailevi, kişisel ve mesleki bağlarının kuvveti ile kişiye isnat edilen suçun niteliği, dosyadaki delil durumu ve mahkûmiyet hâlinde alacağı olası cezanın ağırlığı bir bütün olarak, objektif kriterlerle ele alınmalıdır. Bu değerlendirme sonucunda adli kontrol tedbirinden beklenen kamusal yargılama menfaati ile başvurucunun bireysel yaşam menfaatleri arasında adil ve ölçülü bir denge kurulması, bu dengelemenin yargı kararlarında ilgili ve yeterli gerekçelerle açıkça yazılması anayasal bir mecburiyettir. Belirsiz bir süre uzayan ve makul süreyi aşarak uzun süre uygulanan sınırlandırmaların özel hayata ve aile hayatına olan yıkıcı etkilerinin zamanla daha da ağırlaşacağı her zaman göz önünde tutulmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan kapsamlı incelemede, başvurucu hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin şeklî anlamda kanuni bir dayanağının bulunduğu ve ilk bakışta kamu düzeninin, muhakemenin selametinin sağlanması gibi meşru bir amacı taşıdığı tespit edilmiştir. Ancak söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı ve ölçülülük ilkesine riayet edilip edilmediği değerlendirildiğinde, yargı makamlarının anayasal standartların gerisinde kaldığı görülmüştür.

Başvurucunun uzun yıllardır İspanya'da ikamet ettiği, tüm sosyal çevresinin, arkadaş bağlarının ve profesyonel iş hayatının bu ülkede bulunduğu dikkate alındığında, yurt dışına çıkamama şeklindeki katı tedbirin başvurucunun sosyal ve mesleki ilişkilerine son derece yıkıcı ve olumsuz etkilerinin olduğu sabittir. Nitekim başvurucu, devam eden yargılama süreci boyunca mahkemeye sunduğu dilekçelerde, yaşadığı İspanya'ya dönememesi hâlinde kanuni oturum iznini kaybedeceğini, işinden olacağını ve telafisi imkânsız manevi kayıplar yaşayacağını defalarca, ısrarla belirtmiş, bu yöndeki itirazlarını yargı makamlarına detaylıca aktarmıştır. Hatta yüksek bir güvence bedeli yatırabileceğini dahi teklif ederek alternatif ve daha hafif tedbirlerin uygulanmasını talep etmiştir.

Buna karşın ilgili yerel yargı mercilerinin, başvurucunun bu son derece somut, haklı mazeretlerini ve sunduğu alternatif güvence bedeli tekliflerini karar gerekçelerinde hiçbir şekilde tartışmadığı ve dikkate almadığı belirlenmiştir. Mahkemelerin verdiği ret kararlarında, başvurucunun kaçma şüphesini somutlaştıracak başka hangi delillerin toplanması gerektiğine veya tedbirin devamının kovuşturmanın seyrine ne gibi spesifik bir faydası olacağına dair hiçbir mantıklı açıklama sunulmamıştır. Derece mahkemeleri, başvurucunun İspanya'daki kişisel ve mesleki bağlarına yönelik özel durumunu irdelemeksizin, tamamen soyut, genel geçer, basmakalıp ve dosya içeriğinden bağımsız tekrar eden matbu gerekçelerle talepleri geri çevirmiştir.

Muhakemenin sağlıklı yürütülmesi ve başvurucunun yargılamaya katılarak savunma hakkını kullanması amacıyla uygulanan bu tedbirden beklenen kamusal menfaat ile başvurucunun hayatını kazandığı işini ve yerleşik düzenini kaybetmemesi yönündeki kişisel menfaatleri arasında adil bir denge kurulamamıştır. İki yılı aşkın süre devam eden ve alternatifleri değerlendirilmeyen bu ölçüsüz müdahalenin, artık anayasal bir ihlal boyutuna ulaştığı açıkça tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, uygulanan adli kontrol tedbirinin orantısız olması sebebiyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: