Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ulaş Dil | BN. 2022/84095

Karar Bülteni

AYM Ulaş Dil BN. 2022/84095

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/84095
Karar Tarihi 14.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Yeniden yargılamada infazın durdurulması hakimin takdirindedir.
  • Önceki mahkumiyet kararı yeni hükme kadar geçerlidir.
  • AİHM'in düşme kararı önceki mahkumiyeti doğrudan kaldırmaz.
  • Yeniden yargılamada tutukluluk, mahkumiyete bağlı tutma niteliğindedir.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından tek taraflı deklarasyon sonucunda verilen kayıttan düşme kararları üzerine başlatılan yargılamanın yenilenmesi süreçlerinde, mevcut infazın durdurulmamasının hukuki niteliğini aydınlatması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama talebinin kabul edilmesinin, önceki mahkûmiyet hükmünü otomatik olarak ortadan kaldırmayacağını ve yargılamanın sonuna kadar bu hükmün kural olarak hukuki geçerliliğini koruduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla, yargılamanın yenilenmesi aşamasında cezaların infazının durdurulup durdurulmayacağı hususunda kanun koyucu tarafından derece mahkemelerine geniş bir takdir yetkisi tanındığına hükmedilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi değerlendirildiğinde, bu karar, AİHM'in dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon gibi yollarla verdiği düşme kararlarının, ulusal hukuktaki yargılamanın yenilenmesi ve infaz rejimine etkisini netleştirmektedir. Uygulamada, yeniden yargılama talebi kabule değer bulunduğunda sanıkların derhâl tahliye edilmesi gerektiği yönündeki beklentilerin, Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında mutlak bir zorunluluk olmadığı ortaya konulmuştur. Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakmanın önceki kesinleşmiş mahkûmiyet kararına dayandığını ve bunun kanuna uygun bir tutma mahiyetinde olduğunu belirterek, derece mahkemelerinin infazı durdurmama yönündeki takdir haklarının hukuka aykırı olmadığına dair güçlü bir içtihat oluşturmuştur. Bu durum, yeniden yargılama sürecinde sanıkların hukuki statüsünün mahkûm statüsünden doğrudan tutuklu veya şüpheli statüsüne dönmeyeceğini teyit etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, 1999 yılında yasa dışı terör örgütü faaliyeti kapsamındaki eylemlere iştirak ettiği gerekçesiyle gözaltına alınarak tutuklanmış ve akabinde yargılandığı ağır ceza mahkemesi tarafından 2008 yılında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Verilen bu mahkûmiyet kararı Yargıtay incelemesinden geçerek 2010 yılında kesinleşmiştir. Başvurucu, yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle AİHM'e başvuruda bulunmuştur. AİHM, 2019 yılında hükümetin hukuki yardımın sistematik olarak engellenmesine yönelik sunduğu tek taraflı deklarasyonu dikkate alarak başvurunun kayıttan düşürülmesine ve yargılamanın yenilenmesinin etkili bir yol olduğuna karar vermiştir.

Bu gelişme üzerine başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve cezasının infazının derhâl durdurulması talebiyle ilk derece mahkemesine başvurmuştur. Mahkeme, yeniden yargılama talebini kabule değer bulmasına rağmen infazın durdurulması talebini reddetmiş ve yargılamaya devam etmiştir. Başvurucu, AİHM'in tek taraflı deklarasyon kararı sonrasında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olmasına rağmen infazının durdurulmamasının ve yıllarca cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu durumun Anayasa ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ağır şekilde ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerini temel inceleme konusu yapmıştır. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasına göre, mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi, kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıyan anayasal ve meşru durumlardan biridir. Bu kapsamda, bir mahkûmiyet kararının infazı süreci kural olarak özgürlük hakkına yönelik haksız bir ihlal oluşturmaz.

Yargılamanın yenilenmesi kurumu bağlamında 5271 sayılı Kanun m.311 ve devamı maddeleri dikkatle incelenmiştir. Kanun'un m.322 ve m.323 hükümleri gereğince, yargılamanın yenilenmesi talebinin mahkemece kabul edilmesi, daha önce verilmiş olan mahkûmiyet hükmünü kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Önceki mahkûmiyet kararı, yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkemenin önceki hükmü açıkça onaylaması veya iptal ederek ortadan kaldırmasına kadar hukuki geçerliliğini korumaya devam etmektedir.

Bununla birlikte, 5271 sayılı Kanun m.312 uyarınca, yargılamanın yenilenmesi sürecinde cezanın infazının durdurulup durdurulmayacağı hususu tamamen derece mahkemelerinin takdir yetkisine bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, tutmanın önünde doğrudan Anayasa'dan veya kanunlardan kaynaklanan bir engel bulunmadığı veya tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan kesin bir yargısal karar olmadığı sürece, mahkûmiyete bağlı tutmanın hukuka uygun olduğu kabul edilmektedir. AİHM'in tek taraflı deklarasyon sonucunda verdiği düşme kararları, ihlale konu edilen eksikliğin ulusal yargı mercilerince giderilerek sonuca göre yeni bir karar verilmesi gerektiği şeklinde yorumlanmakta olup, önceki hükmün hukuki varlığını doğrudan ve otomatik olarak sona erdiren bir etkiye sahip değildir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer bulunmasının ardından cezasının infazının durdurulmamasına yönelik şikâyetini titizlikle incelemiş ve sürecin hukuki boyutlarını değerlendirmiştir. Mahkeme, başvurucunun cezaevinde tutulmasının temelinde ağır ceza mahkemesinin 2008 yılında vermiş olduğu ve kanun yollarından geçerek kesinleşmiş olan bir mahkûmiyet kararının bulunduğunu saptamıştır. AİHM tarafından devletin tek taraflı deklarasyonu üzerine verilen kayıttan düşme kararı, ihlal iddialarının incelenmesi için iç hukukta yeniden yargılama yolunu etkili bir çare olarak işaret etse de, mevcut ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü ile başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakılması arasındaki hukuki bağı doğrudan ortadan kaldırmamaktadır.

Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılama talebini usulen kabul ederek süreci başlatması, önceki hükmün esastan iptal edildiği anlamına gelmemektedir. Nitekim yürürlükteki usul kuralları gereği, mahkeme infazın durdurulup durdurulmaması konusunda takdir yetkisine sahiptir ve somut olayda bu yetki infazın devamı yönünde kullanılarak başvurucu tahliye edilmemiştir. Başvurucunun yeniden yargılama incelemesi süresince cezaevinde tutulması, tamamen önceki kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne dayanan, anayasal güvencelere ve kanuna uygun bir tutma işlemidir.

Başvurucunun mahkûmiyet kararını veren mercinin yetkisiz olduğu, kararın hürriyeti kısıtlayıcı nitelikte olmadığı veya infazın ceza kapsamını aştığı yönünde dosyaya yansıyan bir iddiası veya tespiti bulunmamaktadır. AİHM'in deklarasyon üzerine verdiği düşme kararı, sadece önceki yargılamadaki usule ilişkin eksikliklerin giderilerek delillerin yeniden değerlendirilmesini gerektiren bir usul güvencesi sağlamıştır. Yargılama sürecinin devam ettiği aşamada infazın sürdürülmesi, dayanaktan yoksun veya keyfî bir uygulama olarak değerlendirilemez.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ağır ceza mahkemesince infazın ertelenmesinin uygun görülmediği dönemde başvurucunun hürriyetinden yoksun kalmasının hukuki bir temelinin bulunduğu ve tutmanın mahkemece verilmiş geçerli bir mahkûmiyet kararına dayandığı gerekçesiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: