Karar Bülteni
AİHM COULIBALY BN. 42975/19
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 1. Bölüm |
| Başvuru No | 42975/19 |
| Karar Tarihi | 24.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | HUDOC |
- Yeni tutuklama kararı önceki itirazı konusuz bırakabilir.
- Tutukluluğun yasallığı denetimi süratle yapılmalıdır.
- Sınır dışı edilme tutukluluk itirazını konusuz kılabilir.
- Konusuz kalma kararı otomatik olarak ihlal sayılmaz.
Bu karar, sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altında tutulan yabancıların, tutukluluk kararlarına karşı yaptıkları itirazların mahkemelerce "konusuz kalma" gerekçesiyle reddedilmesinin hukuki niteliğini ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tutukluluk sürecinde ortaya çıkan yeni ve bağımsız hukuki durumların, örneğin sınır dışı edilmeye direnme nedeniyle verilen yeni bir tutuklama kararı veya fiilen sınır dışı edilme hallerinin, önceki tutuklama kararlarına yönelik itirazları konusuz bırakabileceğini kabul etmiştir. Karar, bu tür usuli ret kararlarının kendi başına Sözleşme'nin ihlali anlamına gelmeyeceğini, asıl odaklanılması gerekenin yargısal denetimin süratle yapılıp yapılmadığı olduğunu vurgulamaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisine bakıldığında, bu karar ulusal mahkemelerin göçmen ve sığınmacı hukuku kapsamındaki tutukluluk denetimlerinde izledikleri usulleri meşrulaştırmaktadır. Kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına neden olan işlemin değişmesi veya kişinin sınır dışı edilerek özgürlük kısıtlamasının sona ermesi hallerinde, mahkemelerin esasa girmeden davanın konusuz kaldığına hükmetmeleri uyumlu bulunmuştur. Meslektaşlar ve vatandaşlar açısından bu durum, idari gözetim itirazlarında her yeni kararın bağımsız olarak ve süresi içinde dava konusu edilmesi gerektiği, süreç içindeki statü değişikliklerinin mevcut davaların düşmesine yol açabileceği gerçeğini göstermektedir. Hukuki güvenlik ve usul ekonomisi ilkelerini dengeleyen bu yaklaşım, benzer davalar için yön gösterici bir standart oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Cheick Oumar Coulibaly, Belçika devleti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, başvurucunun idari gözetim kararına karşı yaptığı itirazların esastan incelenmeyerek reddedilmesi yatmaktadır. Olayların gelişimine bakıldığında, başvurucunun sığınma talebinin reddedilmesinin ardından 13 Mart 2019 tarihinde sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alındığı görülmektedir. Başvurucu, avukatı aracılığıyla bu tutuklama kararına itiraz etmiş, ancak süreci devam ederken 27 Mart'ta sınır dışı işlemine aktif olarak direnmesi nedeniyle hakkında 28 Mart'ta tamamen yeni bir tutuklama kararı verilmiştir. Başvurucunun ilk karara yaptığı itiraz, yerel mahkeme tarafından kabul edilip serbest bırakılmasına hükmedilmişse de, itiraz merci olan üst mahkeme, 28 Mart tarihli yeni tutuklama kararı nedeniyle ilk davanın artık "konusuz kaldığına" hükmetmiştir. Başvurucu, hem bu kararın hem de sınır dışı edildikten sonra Yargıtay'ın yine davanın "konusuz kalması" gerekçesiyle verdiği nihai ret kararının, tutukluluğun yasallığının mahkeme önünde süratle denetlenmesi hakkını ihlal ettiğini belirterek dava açmış ve hukuka aykırılığın tespiti ile ihlal kararı verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5/4 çerçevesinde değerlendirme yapmıştır. Bu madde, yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan herkesin, tutulma işleminin yasallığı hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkını güvence altına almaktadır.
Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5/4'ün temel amacı, kişilerin keyfi olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarını önlemek ve bu durumu bağımsız bir yargı merciinin hızlı denetimine tabi tutmaktır. Ancak Sözleşme, devletleri birden fazla yargı derecesi kurmakla yükümlü kılmaz. Bununla birlikte, eğer bir devlet itiraz ve temyiz gibi birden fazla yargı yolu öngörmüşse, bu yolların da Sözleşme'nin aradığı hızlılık ve etkinlik standartlarına uygun olması gerekmektedir.
Doktrin ve yerleşik içtihatlara göre, tutukluluğun sona ermesi veya tutuklama dayanağının yeni ve bağımsız bir hukuki işlemle değişmesi durumunda, önceki işleme yönelik yapılan itirazın "konusuz kaldığı" gerekçesiyle reddedilmesi, otomatik olarak söz konusu hakkın ihlali anlamına gelmez. İhlalden söz edilebilmesi için, davanın konusuz kalmasından önceki süreçte mahkemelerin süratle karar verme yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmaları veya yargısal denetimin bütünüyle işlevsiz bırakılması gerekmektedir. Belçika hukukunda yer alan 15 Aralık 1980 tarihli Yabancılar Kanunu m.71 ve m.72 hükümleri, özgürlüğünden yoksun bırakılan yabancıların durumu Danışma Odası'na taşıyabilmesini ve mahkemenin kısa süre içinde karar vermesini zorunlu kılmaktadır. Mahkemenin temel değerlendirme kuralı, bu usulün pratikte hızlı ve etkin bir şekilde işletilip işletilmediğidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun iddialarını detaylı bir şekilde incelemiş ve ulusal mahkemelerin süreçteki hukuki yaklaşımlarını değerlendirmiştir. Başvurucu, 13 Mart 2019 tarihli idari gözetim kararına itiraz etmiş, Danışma Odası 29 Mart'ta başvurucunun haklı olduğuna ve serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiştir. Ancak bu tarihten hemen önce, 28 Mart'ta başvurucunun bizzat sınır dışı edilmeye direnmesi üzerine tamamen yeni ve otonom bir tutuklama kararı (réécrou) tesis edilmiştir. Mahkeme, İddianame Odası'nın 13 Mart tarihli karara yönelik itirazı, 28 Mart tarihli yeni karar sebebiyle "konusuz kalmış" olarak değerlendirmesinin hukuka ve Sözleşme'nin amacına uygun olduğunu tespit etmiştir. Çünkü 28 Mart tarihli karar, önceki kararın yerini alan ve farklı bir hukuki sebebe, yani sınır dışı edilmeye direnmeye dayanan, bağımsız bir özgürlükten yoksun bırakma işlemidir.
Ayrıca Mahkeme, başvurucunun 28 Mart tarihli bu yeni tutuklama kararına karşı da yargı yoluna başvurduğunu ve bu başvurunun hem Danışma Odası hem de İddianame Odası tarafından esastan incelenerek reddedildiğini gözlemlemiştir. Dolayısıyla başvurucu, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasallığını mahkeme önünde tartıştırma ve denetletme imkânından kesinlikle yoksun bırakılmamıştır. Başvurucunun 26 Mayıs tarihinde sınır dışı edilmesinin ardından Yargıtay'ın davayı konusuz kalma nedeniyle reddetmesi de, tutukluluk halinin fiilen sona ermiş olması ve artık bir özgürlük kısıtlamasının bulunmaması nedeniyle makul bulunmuştur.
Mahkeme, yerel mahkemelerin inceleme sürelerini de titizlikle değerlendirmiş; yapılan başvuruların sadece birkaç gün ile birkaç hafta gibi çok kısa usuli süreler içinde karara bağlandığını, yargılamada herhangi bir gecikme yaşanmadığını tespit etmiştir. Tüm bu süreçte, yetkili ulusal makamların süratle hareket ettiği ve yargısal denetimin zamanında sağlandığı görülmüştür. Bu durum, Sözleşme'nin gerektirdiği hız kriterinin tam olarak karşılandığını göstermektedir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Birinci Bölümü, tutukluluğun yasallığının mahkeme tarafından kısa sürede karara bağlanması hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.