Karar Bülteni
AİHM DE GALBERT DEFFOREY VE DİĞERLERİ BN. 45443/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm |
| Başvuru No | 45443/21 |
| Karar Tarihi | 22.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | HUDOC |
- Vergi politikalarının belirlenmesinde devlete geniş takdir marjı tanınır.
- Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlanması yasal ve meşru bir amaçtır.
- İşlemin nesnel niteliğine dayalı farklı muamele ayrımcılık sayılmaz.
- Sınır aşan işlemler ile iç işlemlerin farklı vergilendirilmesi mümkündür.
Bu karar, Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde ulusal hukuklarda yaratılan ikili mali yapıların ve "tersine ayrımcılık" (reverse discrimination) iddialarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartları bağlamında nasıl değerlendirileceğine dair temel bir çerçeve sunmaktadır. Somut olayda AİHM, yalnızca Fransa iç hukukunu ilgilendiren ticari işlemler ile AB direktifleri kapsamına giren sınır aşan işlemler arasında ortaya çıkan vergi yükü farklılıklarının, mülkiyetin korunması ve ayrımcılık yasağı prensiplerini ihlal etmediğini saptamıştır. Karar, bir vergi rejiminin kişilerin vatandaşlık veya kişisel statülerine değil, doğrudan gerçekleştirdikleri ticari işlemlerin objektif niteliklerine dayalı olarak farklılaşmasının Sözleşme'ye aykırı olmadığını ortaya koyması açısından büyük bir hukuki ağırlığa sahiptir.
Benzer vergi davalarındaki emsal etkisi göz önüne alındığında, bu içtihat vergi otoritelerinin ve yasa koyucuların elini önemli ölçüde güçlendirmektedir. Karar, Avrupa Birliği üyesi devletlerin ortak pazar kurallarına uyum sağlamak maksadıyla getirdikleri avantajlı mali rejimleri, iç piyasadaki her tür işleme teşmil etme zorunluluğunda olmadıklarını netleştirmesi bakımından uygulamada kritik bir öneme sahiptir. Uluslararası vergi planlaması yapan şirketler ve hisse senedi yatırımcıları açısından, sınır aşan işlemler ile salt iç hukuka tabi işlemler arasındaki maliyet ve vergi matrahı farklarının Sözleşme koruması altında basit bir eşitsizlik itirazına konu edilemeyeceği kesinleşmiştir. Devletlerin vergi politikası gibi egemenliğin çekirdek alanını oluşturan konularda sahip oldukları çok geniş takdir yetkisi tasdik edilmiş; hukuki belirlilik ve uluslararası yükümlülüklere uyum hedeflerinin, iç hukuktaki yatırımcılar aleyhine doğan kısmi mali dezavantajları hukuken meşru kıldığı bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular (Albertine de Galbert Defforey, Marc Simoncini ve Philippe Jaubert), Fransa Devleti'ne karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurarak şirket birleşmeleri, hisse takasları ve sermaye artırımları işlemlerinden elde ettikleri kazançların vergilendirilme yönteminden şikayetçi olmuşlardır. Uyuşmazlığın temelinde, başvurucuların gerçekleştirdikleri işlemlerin tamamen Fransa iç hukukuna tabi olması yatmaktadır. Başvurucular, sırf bu iç hukuk statüleri nedeniyle, Avrupa Birliği hukukunun ilgili birleşme direktifi kapsamına giren ve sınır aşan nitelik taşıyan işlemlere kıyasla daha ağır bir vergi yüküne ve daha az elverişli bir mali muameleye maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Kendi işlemlerine uygulanan vergi rejiminin, AB çapındaki benzer işlemlere sağlanan vergi indirimi ve erteleme gibi önemli avantajlardan yoksun olmasının kasıtlı bir "tersine ayrımcılık" yarattığını ileri sürmüşlerdir. Bu durumun mali durumlarında telafisi güç zararlar doğurduğunu belirterek adil tatmin talebiyle dava açmışlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken özellikle vergi hukuku, mülkiyet hakkı ve ayrımcılık yasağının kesiştiği noktadaki genel hukuk kurallarını ve yerleşik içtihat prensiplerini detaylı bir biçimde incelemiştir. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.14 (ayrımcılık yasağı) ile 1 No.lu Ek Protokol m.1 (mülkiyetin korunması) hükümlerini birbiriyle bağlantılı olarak ele almıştır.
AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, 14. maddenin uygulanabilmesi için bağımsız bir hak ihlaline gerek duyulmaz; olayların Sözleşme'deki diğer maddi hakların (örneğin mülkiyet hakkı) kapsamına girmesi inceleme için yeterlidir. Vergilendirme ve vergi matrahının belirlenmesi meseleleri açıkça mülkiyet hakkı kapsamında olduğundan, somut uyuşmazlıkta ayrımcılık incelemesi yapılması hukuken zorunlu görülmüştür. Ayrımcılıktan veya eşitsiz muameleden söz edilebilmesi için, benzer veya kıyaslanabilir durumdaki kişilere veya kurumlara objektif ve makul bir haklı neden olmaksızın farklı muamelede bulunulması gerekmektedir. Farklı muamelenin meşru bir kamu yararı amacına hizmet etmesi ve kullanılan hukuki araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık bağının bulunması temel prensiptir.
Mahkeme kararlarında sıklıkla vurgulandığı üzere, özellikle vergi politikalarının ve mali rejimlerin belirlenmesi gibi devletin egemenlik yetkisinin çekirdeğini oluşturan ekonomik ve sosyal konularda, taraf devletlerin çok geniş bir takdir marjına (marge d'appréciation) sahip olduğu kabul edilmektedir. Taraf devletlerin, Avrupa Birliği üyeliğinden kaynaklanan ve mevzuat uyumlaştırmayı zorunlu kılan hukuki yükümlülüklerini, somut olaydaki haliyle 2009/133/CE sayılı Direktif kurallarını yerine getirme mecburiyetlerinin, oldukça önemli ve ağırlıklı bir meşru menfaat teşkil ettiği doktrin ve içtihatlarca tartışmasız şekilde kabul edilmektedir. Mükelleflerin kendi serbest iradeleriyle gerçekleştirdikleri ve hukuki sonuçları yasalarla önceden açıkça belirlenmiş ticari işlemlere farklı vergi oranları uygulanması, hukuki öngörülebilirlik ilkesi sağlandığı sürece mülkiyet hakkına keyfi veya orantısız bir müdahale oluşturmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucuların maruz kaldığı vergi ve indirim uygulamasının Sözleşme anlamında hukuka aykırı ve ayrımcı bir nitelik taşıyıp taşımadığını titizlikle incelemiştir. Mahkeme ilk olarak, başvuruculara uygulanan farklı mali muamelenin onların milliyetine, etnik kökenine veya şahsi statülerine değil, doğrudan doğruya gerçekleştirdikleri ticari ve finansal işlemlerin belirli özelliklerine dayandığını tespit etmiştir. Bu hususta en belirleyici unsurun, işlemlerin en az iki farklı Avrupa Birliği üyesi devleti kapsayan bir sınır aşan birleşme işlemi olup olmaması durumu olduğu saptanmıştır. Söz konusu ikili yapı ve yasal ayrım, Fransa'nın Avrupa Birliği mevzuatını kendi iç hukukuna aktarma zorunluluğundan ve bu direktiflerin katı uygulama alanından kaynaklanmaktadır.
Mahkeme, Fransız vergi makamlarının idari uygulamalarının, tebliğlerinin ve ulusal mahkeme kararlarının, AB hukukundan doğan emredici gerekliliklere uyum sağlama amacı taşıdığını açıkça belirtmiştir. Bu uyumlaştırma amacının meşruiyetinin ve kamu yararı taşıdığının şüphe götürmez olduğu vurgulanmıştır. Başvurucuların elde ettiği ve vergi idaresince vergilendirilen sermaye kazançlarının (plus-value), kendi hür iradeleriyle, piyasa koşullarını bilerek ve bilinçli olarak gerçekleştirdikleri tasarruf işlemleri sonucunda ortaya çıktığı saptanmıştır. Dolayısıyla, tabi tutuldukları vergi mevzuatı ve karşılaştıkları mali yükümlülüklerin hukuken öngörülemez olmadığı, kanunilik ilkesinin zedelenmediği ifade edilmiştir.
Bununla birlikte Mahkeme, vergilendirme alanının devletlerin kamu gücü ayrıcalıklarının ve egemenlik haklarının merkezinde yer aldığını hatırlatarak, somut olayda Fransa Devleti'nin sahip olduğu takdir marjının son derece geniş olduğunu ifade etmiştir. Avrupa Birliği kurallarına uyum bağlamında, sırf ortak pazarı teşvik etmek amacıyla sınır aşan işlemlere sağlanan özel mali kolaylıkların ve muafiyetlerin aynısının, zorunlu olarak tamamen iç hukuka tabi yerel işlemlere de yansıtılmasının devletten beklenemeyeceği belirtilmiştir. Taraf devletin, söz konusu farklı muameleyi uygularken makul, nesnel ve meşru bir Avrupa Birliği hukukuna uyum gerekçesine dayandığı; bu durumun kendi eylemlerinin sonuçlarına katlanan başvurucular üzerinde aşırı ve orantısız bir yük (charge excessive et disproportionnée) yaratmadığı, dolayısıyla adil dengenin bozulmadığı saptanmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.