Anasayfa Karar Bülteni AİHM | MEDMOUNE VE DİĞERLERİ | BN. 2022/55026

Karar Bülteni

AİHM MEDMOUNE VE DİĞERLERİ BN. 2022/55026

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM 5. Bölüm
Başvuru No 2022/55026
Karar Tarihi 05.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Yaşamı destekleyen tedavinin kesilmesi kararı yargısal denetime tabidir.
  • Hastanın önceden verdiği talimatlar tıbbi değerlendirmeye tabi tutulabilir.
  • Tıbbi fayda sağlamayan tedavide ısrar edilmesi makul görülmeyebilir.
  • Karar alma sürecine hasta yakınlarının katılımı sağlanmalıdır.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesi kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkının, yaşamın suni olarak sürdürülmesi ve hastanın önceden verdiği tıbbi talimatlar bağlamında nasıl yorumlanması gerektiğine dair son derece kritik bir içtihat sunmaktadır. Mahkeme, bir hastanın bilincini kalıcı olarak kaybetmesi durumunda dahi suni olarak hayatta tutulmayı talep eden yazılı bir ön talimatı bulunmasına rağmen, hekimlerin bu tedaviyi "makul olmayan bir ısrar" olarak değerlendirip sonlandırma kararı alabilmelerini hukuka uygun bulmuştur. Bu durum, yaşam hakkının her ne pahasına olursa olsun yaşamı uzatma zorunluluğu doğurmadığını, insan onuruna aykırı ve tıbbi fayda sağlamayan müdahalelerin kesilebileceğini teyit etmektedir.

Benzer uyuşmazlıklarda bu kararın emsal etkisi, özellikle ulusal makamların yaşamın sonlandırılmasına ilişkin yasal çerçeveleri oluşturmadaki geniş takdir marjını pekiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Karar, hastanın açıkça hayatta kalmayı talep ettiği durumlarda dahi, hekimlerin hastanın fiili klinik durumunu dikkate alarak bu talebi "açıkça uygunsuz" bulma yetkisi olduğunu göstermektedir. Ancak bu yetki sınırsız değildir; karar alma sürecinin şeffaf, çok disiplinli bir heyet tarafından yürütülmesi, hasta yakınlarının sürece dâhil edilmesi ve alınan tıbbi kararın bağımsız ve süratli bir yargısal denetime tabi tutulması şarttır. Uygulamada, yaşamın sonuna ilişkin tıbbi kararların hukuki denetiminde izlenecek usuli güvencelerin çerçevesini net bir şekilde çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

A.M. isimli şahıs, 18 Mayıs 2022 tarihinde bir aracın altında kalarak geçirdiği ağır iş kazası sonucunda kalbinin durması ve beyninin yedi dakika boyunca oksijensiz kalması nedeniyle geri döndürülemez bir koma tablosuna girmiştir. Hastanede yaşam destek ünitesine bağlanan A.M. hakkında, tıbbi heyet tarafından durumunun umutsuz olduğu gerekçesiyle yaşamı destekleyen tedavilerin sonlandırılmasına karar verilmiştir.

A.M.'nin kız kardeşleri ve eşi olan başvuranlar, bu karara karşı çıkarak A.M.'nin 2020 yılında kendi el yazısıyla hazırladığı ve bilincini tamamen kaybetse dahi suni olarak hayatta tutulmak istediğini belirten ön talimatını sunmuşlardır. Tıbbi heyet, bu talimatı incelemiş ancak hastanın çoklu organ yetmezliği ve ağır yatak yaraları gibi klinik gerçekleri karşısında bu talimatın uygulanmasını açıkça uygunsuz ve makul olmayan bir ısrar olarak değerlendirip tedaviyi kesme kararında direnmiştir. Başvuranlar, hastanın açık iradesine rağmen tedavinin kesilmesinin yaşam hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek ulusal mahkemelere ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 2. maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkının, devletlere hastaların yaşamlarını korumaya yönelik pozitif yükümlülükler yüklediğini belirtmektedir. Ancak bu yükümlülük, tıbben faydasız hale gelmiş ve yalnızca yaşamı suni olarak uzatmaya yarayan tedavilerin her ne pahasına olursa olsun sürdürülmesini gerektirmez. Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarına göre, yaşamı destekleyen tedavilerin sonlandırılması kararlarında devletlerin geniş bir takdir marjı bulunmaktadır. Bu takdir marjı çerçevesinde, devletlerin hastanın iradesini, ailesinin görüşlerini ve tıbbi gereklilikleri dengeleyen yasal bir çerçeve kurması zorunludur.

Somut olayda uygulanan Fransız Kamu Sağlığı Kanunu, yaşamın sonuna ilişkin tıbbi kararları sıkı kurallara bağlamaktadır. İlgili kanun, hiçbir tıbbi müdahalenin makul olmayan bir ısrar boyutuna ulaşmaması gerektiğini, tedavinin faydasız veya orantısız hale geldiği durumlarda hekimlerin bu tedavileri kesebileceğini düzenlemektedir. Aynı kanunun L. 1111-11 maddesi, hastaların önceden verdikleri tıbbi talimatların kural olarak hekimler için bağlayıcı olduğunu belirtse de, bu talimatların hastanın mevcut tıbbi durumuyla açıkça uygunsuz veya uyumsuz görünmesi halinde, heyet kararıyla uygulanmayabileceğine dair bir istisna getirmektedir.

Mahkeme, ulusal makamların pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini değerlendirirken üç temel kritere odaklanmaktadır: Kararın yasal bir çerçeveye uygun olarak alınıp alınmadığı, karar alma sürecinde hastanın iradesinin ve yakınlarının görüşlerinin merkeze alınıp alınmadığı ve tıbbi karara karşı etkin, bağımsız ve süratli bir yargısal başvuru yolunun bulunup bulunmadığı. Tedavinin kesilmesi gibi geri döndürülemez sonuçlar doğuran kararlarda, çok disiplinli tıbbi kurulların işletilmesi ve yargısal denetimin titizlikle yapılması adil yargılanma ve yaşam hakkı güvencelerinin temelini oluşturmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Fransa'nın yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini, yasal çerçevenin kalitesi, tıbbi karar alma süreci ve sağlanan yargısal denetim yolları üzerinden incelemiştir. İlk olarak, ulusal yasal çerçevenin, hastanın önceden verdiği talimatların tıbbi duruma uygun olmaması halinde göz ardı edilebilmesine olanak tanıyan esnekliğinin, Sözleşme'nin 2. maddesi ile uyumlu olduğuna karar verilmiştir. Mahkeme, bu konuda devletlerin geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu vurgulamıştır.

İkinci olarak karar alma süreci değerlendirildiğinde, tıbbi ekibin başlangıçta hastanın ön talimatından haberdar olmamasına rağmen, bu talimatın ortaya çıkması ve ilk mahkeme kararıyla tedavinin kesilmesi işleminin durdurulmasının ardından, çok disiplinli ve titiz bir prosedür işlettiği görülmüştür. Sağlık ekibi, hastane dışından nöroloji uzmanları ve bir etik kurul temsilcisi de dâhil olmak üzere geniş katılımlı toplantılar düzenlemiştir. Bu toplantılar sonucunda, hastanın hiçbir beyin aktivitesinin kalmadığı, durumunun geri döndürülemez olduğu ve ağır enfeksiyonlar ile yatak yaraları nedeniyle fiziksel durumunun hızla kötüleştiği oybirliğiyle tespit edilmiştir. A.M.'nin önceden verdiği hayatta tutulma talimatının, mevcut klinik gerçeklik karşısında uygulanmasının tıbben makul olmayan bir ısrar teşkil edeceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, hastanın ailesi bu sürecin her aşamasına dâhil edilmiş ve görüşleri dinlenmiştir. Hastanın iradesi karar sürecinin merkezine alınmış, ancak mevcut tıbbi imkânsızlıklar nedeniyle bu iradenin uygulanması haklı ve yasal gerekçelerle reddedilmiştir.

Üçüncü olarak, uygulanan yargısal denetimin kalitesi incelenmiştir. Başvuranların, tıbbi kararı durdurmak amacıyla idari yargıya, Danıştay'a ve Anayasa Konseyi'ne yaptıkları başvurular süratle ve özenle incelenmiştir. Ulusal mahkemeler, hastanın yaşam hakkı ile makul olmayan tıbbi ısrara maruz kalmama hakkını dengelemiş, tıbbi heyetin usul ve yasaya uygun hareket ettiğini ayrıntılı gerekçelerle doğrulamıştır. Mahkeme, ulusal yargı organlarının bu hassas süreçte gerekli titizliği gösterdiğini ve keyfiliğe karşı yeterli güvencelerin sağlandığını tespit etmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Bölümü, ulusal makamların yaşam hakkına yönelik pozitif yükümlülüklerini tam anlamıyla yerine getirdiğine karar vererek Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: