Anasayfa Karar Bülteni AİHM | M.P. VE DİĞERLERİ | BN. 2068/24

Karar Bülteni

AİHM M.P. VE DİĞERLERİ BN. 2068/24

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM 3. Bölüm
Başvuru No 2068/24
Karar Tarihi 09.09.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Çocuğun yüksek yararı her zaman birincil düşüncedir.
  • Çocukların iade davalarında doğrudan veya dolaylı dinlenmesi esastır.
  • Ciddi risk istisnası iddiaları özenle ve derinlemesine incelenmelidir.
  • İade kararında usuli güvencelere titizlikle riayet edilmelidir.

Bu karar, uluslararası çocuk kaçırma veya alıkoyma uyuşmazlıklarında karar verilirken, çocukların görüşlerinin alınmasının ne denli kritik bir usuli güvence olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çocuğun yüksek yararının sağlıklı bir biçimde belirlenebilmesi için, yaşı ve olgunluğu elverdiği ölçüde çocuğun dinlenmesinin adli süreçlerin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulamıştır. Mahkemelerin bu yükümlülüğü, tarafların açık bir talebi olmasa dahi resen göz önünde bulundurması ve değerlendirmesi gerektiği net bir biçimde hüküm altına alınmıştır.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, yerel mahkemelerin "ciddi risk" itirazlarını incelerken sahip oldukları usuli yükümlülüklerin altını çizen son derece güçlü bir rehber niteliğindedir. Mahkemeler, çocukların doğrudan veya bir uzman aracılığıyla dolaylı olarak dinlenmesinin uygun olup olmadığını mutlaka kararlarında gerekçelendirerek tartışmalıdır. Bu yaklaşım, uluslararası velayet veya iade uyuşmazlıklarında sadece ebeveynlerin iddialarının değil, olayın merkezindeki çocukların bağımsız birer birey olarak haklarının korunmasını ve adil bir yargılamanın yürütülmesini zorunlu kılarak, aile hukuku yargılamalarındaki uluslararası standartları çok daha ileri bir noktaya taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Yunanistan ve Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olan bir anne, ABD'nin Florida eyaletinde doğup büyüyen iki çocuğunu 2020 yılının sonlarında tatil amacıyla Yunanistan'ın Rodos adasına getirmiştir. Dönüş biletlerinin küresel salgın nedeniyle hava yolu şirketi tarafından iptal edilmesi ve eşiyle arasındaki evlilik birliğinin temelden sarsılması üzerine anne, çocuklarla birlikte Yunanistan'da kalmaya karar vermiştir. ABD'de yaşayan baba, annenin çocukları hukuka aykırı bir şekilde alıkoyduğunu belirterek Lahey Sözleşmesi kapsamında çocukların ABD'ye iadesi için Yunanistan mahkemelerinde dava açmıştır. Anne ise çocukların Yunanistan'a tamamen uyum sağladığını, babanın yoğun iş temposu nedeniyle çocuklarla yeterince ilgilenemeyeceğini ve iadenin çocuklar üzerinde telafisi imkansız psikolojik hasarlar yaratarak "ciddi bir risk" oluşturacağını savunmuştur. Yunan mahkemelerinin çocukları dinlemeden ve annenin itirazlarını yeterince derinlemesine incelemeden iadeye karar vermesi üzerine anne, çocukları adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurarak aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) düzenlemesidir. Aile hayatına saygı hakkı kapsamında, uluslararası çocuk kaçırma davalarında alınacak iade kararlarının adil ve usuli güvenceleri barındıran bir süreç izlenerek verilmesi zorunludur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu tür iade davalarında 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi m.13/b hükmünün titizlikle dikkate alınması gerektiğini ifade eder. Bu madde uyarınca, çocuğun iadesinin onu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağına ya da başka bir şekilde müsamaha edilemez bir duruma düşüreceğine dair ciddi bir riskin bulunması halinde iade talebi reddedilebilir. Mahkemeler, bu yöndeki itirazları sıradan bir iddia olarak değil, davanın esasına etki edecek kritik bir husus olarak özenle değerlendirmelidir.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, karar alma süreçlerinde çocuğun yüksek yararı her zaman birincil düşünce olmalıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.12 uyarınca, kendi görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip olan her çocuğun, kendisini ilgilendiren tüm adli ve idari işlemlerde yaşına ve olgunluk derecesine uygun olarak doğrudan ya da bir temsilci aracılığıyla dinlenme hakkı güvence altına alınmıştır.

Yerel mahkemelerin asıl yükümlülüğü, uyuşmazlığa konu olan çatışan menfaatler (çocuğun, ebeveynlerin ve kamu düzeninin menfaatleri) arasında adil ve hakkaniyetli bir denge kurmaktır. Bu denge kurulurken, iadenin yaratabileceği potansiyel tehlikeler detaylıca incelenmeli ve çocuğun durumuyla ilgili nihaî karar verilirken onun sürece aktif katılımı usuli güvenceler çerçevesinde sağlanmalıdır. Çocuğun dinlenmemesi yönünde bir karar verilecekse dahi, bu takdir yetkisinin gerekçeleri somut, mantıklı ve ikna edici bir biçimde ortaya konulmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Yunanistan yerel mahkemelerinin iade kararını incelerken öncelikle adil yargılanma prensiplerinin ve usuli güvencelerin tam olarak yerine getirilip getirilmediğini değerlendirmiştir. Mahkeme, yerel makamların Lahey Sözleşmesi m.13/b kapsamında annenin ileri sürdüğü "ciddi risk" iddialarını karara bağlarken çocuğun yüksek yararını yeterince merkeze almadığını ve süreci eksik yürüttüğünü tespit etmiştir.

Somut olayda, İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay'ın, çocukların Amerika Birleşik Devletleri'ne iadesinin telafisi imkansız psikolojik zararlar doğuracağına dair iddiaları derinlemesine analiz etmediği görülmüştür. Annenin ve çocukların kaygıları, özellikle çocukların yeni hayatlarına, okullarına ve sosyal çevrelerine tamamen uyum sağlamış olmaları ile zoraki bir iadenin yaratacağı zihinsel sarsıntı iddiaları, yargı organları tarafından yeterli ve ikna edici bir gerekçe ile karşılanmamıştır. Yerel mahkemeler, çocukları bekleyen olası riskleri ortadan kaldıracak her türlü imkanı değerlendirmekten kaçınmıştır.

AİHM'nin bu davadaki en kritik ve temel tespiti, karar verme sürecinde uyuşmazlığın tam merkezinde yer alan çocukların hiçbir şekilde dinlenmemiş olmasıdır. Mahkeme, çocukların görüşlerinin alınmasının bu tür uluslararası iade davalarında kilit ve vazgeçilmez bir unsur olduğunu hatırlatmıştır. Ebeveynlerin veya tarafların bu yönde açık bir talebi olmasa dahi, ulusal mahkemelerin çocukların doğrudan doğruya veya uzman bir temsilci aracılığıyla dolaylı olarak dinlenmesinin uygun olup olmadığını resen değerlendirmesi gerekmektedir. Şayet mahkemeler, yaş ve olgunluk seviyelerini dikkate alarak çocukları dinlememeye karar verirse, bu kararlarını mutlak surette hukuki gerekçelere dayandırmak zorundadırlar. Olayda ise yerel mahkemeler, çocukların dinlenmesine gerek olup olmadığına dair herhangi bir değerlendirme dahi yapmamış ve bu ağır usuli eksikliği kararlarında gerekçelendirmemiştir.

Bu durum, AİHM tarafından karar verme sürecinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8'in doğasında bulunan usuli gereklilikleri ve güvenceleri karşılamadığı şeklinde yorumlanmıştır. Yerel mahkemeler, olaydaki çatışan menfaatler arasında adil bir denge kuramamış ve çocukların iadesinin demokratik bir toplumda gerçekten gerekli olduğunu somut bir biçimde ortaya koyamamıştır. Tüm bu eksiklikler, ciddi risk itirazlarının etkili, şeffaf ve hukuka uygun bir biçimde incelenmesini engellemiştir.

Sonuç olarak AİHM 3. Bölüm, karar alma sürecinde çocukların yüksek yararını ve dinlenme hakkını yeterince gözetmediği gerekçesiyle başvurucuların aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: