Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Jaklová ve Diğerleri - Çek Cumhuriyeti Kararı 38342/23 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Jaklová ve Diğerleri - Çek Cumhuriyeti Kararı 38342/23 B.

Bu karar, sağlık hizmeti sunucularının hastaların yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği iddialarının, ulusal mahkemeler tarafından ne şekilde incelenmesi gerektiği yönünde temel bir standart oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün sadece teorik bir yasal çerçeve sunmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda sağlık personelinin olası ihmallerinin tespit edilmesi için bağımsız, etkili ve hızlı bir yargısal denetim mekanizması sağlanmasını da gerektirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Sağlık alanında yaşanan can kayıplarının tüm yönleriyle aydınlatılması, adaletin tecellisi için vazgeçilmez bir unsurdur.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 5. Bölüm
Başvuru No 38342/23
Karar Tarihi 04.12.2025
Taraflar Jaklová ve Diğerleri - Çek Cumhuriyeti
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğü esastır.
  • gavel Sağlık hizmetlerinde kusur yargısal denetime tabi olmalıdır.
  • gavel Bilirkişi raporları mahkemelerce titizlikle ve dikkatle incelenmelidir.
  • gavel Tıbbi ihmal davaları makul sürede hızla sonuçlandırılmalıdır.

Bu karar, sağlık hizmeti sunucularının hastaların yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği iddialarının, ulusal mahkemeler tarafından ne şekilde incelenmesi gerektiği yönünde temel bir standart oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün sadece teorik bir yasal çerçeve sunmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda sağlık personelinin olası ihmallerinin tespit edilmesi için bağımsız, etkili ve hızlı bir yargısal denetim mekanizması sağlanmasını da gerektirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Sağlık alanında yaşanan can kayıplarının tüm yönleriyle aydınlatılması, adaletin tecellisi için vazgeçilmez bir unsurdur.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar özellikle tıbbi hata veya ihmal iddialarının söz konusu olduğu tazminat davalarında ulusal mahkemelere düşen özen yükümlülüğünü pekiştirmektedir. Mahkemelerin, yalnızca sunulan bilirkişi raporlarına yüzeysel bir şekilde dayanarak karar vermemeleri, raporların içeriğini dikkatle irdelemeleri ve tarafların itirazlarına somut ve tatmin edici gerekçelerle yanıt vermeleri gerektiği vurgulanmaktadır. Uygulamadaki önemi açısından bu hüküm, hastanelerde meydana gelen ölümlü vakalarda gerçeğin ortaya çıkarılması, hesap verebilirliğin sağlanması ve benzer hataların tekrarlanmasını önleyecek bir yargı pratiğinin benimsenmesi adına kritik bir rehber niteliğindedir. Hukuk sistemlerinin tıbbi ihmallere karşı duyarlılığı, toplumun sağlık hizmetlerine duyduğu güvenin temel taşıdır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, 29 yaşında epilepsi nöbeti şüphesiyle kendi isteğiyle bir devlet hastanesinin nöroloji servisine yatan ve gece vakti hastaneden izinsiz ayrılarak hipotermi sonucu hayatını kaybeden B.J. İsimli hastanın yakınları tarafından açılan tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Hastanın annesi, eşi, kardeşi ve kızı olan başvurucular, B.J.'nin ölümünden hastanenin sorumlu olduğunu ileri sürerek hastaneye karşı maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.

Başvurucular, hastane personelinin gerekli gözetim ve koruma yükümlülüklerini yerine getirmediğini, hastanın zihinsel durumundaki bozulmayı fark edemediğini ve bu ihmalin ölüme yol açtığını iddia etmiştir. Yerel mahkemeler, alınan bilirkişi raporlarına dayanarak hastanenin herhangi bir koruyucu önlem alma yükümlülüğünü ihlal etmediği ve ölüm ile hastanenin eylemleri arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Başvurucular bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurarak, ölüm olayının ve hastanenin sorumluluğunun ulusal mahkemeler tarafından yeterli, hızlı ve özenli bir şekilde incelenmediğini, bu durumun da yaşam hakkının usul yönünden ihlali anlamına geldiğini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken Sözleşme'nin 2. maddesi kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı ve bu hakkın usul boyutuna ilişkin yerleşik içtihat prensiplerini temel almıştır. Devletlerin, kendi yargı yetkisi alanlarındaki bireylerin yaşamlarını korumak için uygun yasal ve idari çerçeveyi oluşturma yönünde kesin bir pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Sağlık hizmetleri bağlamında bu yükümlülük, hastaların yaşamının ve fiziksel bütünlüğünün korunmasına yönelik uygun tedbirleri almakla birlikte, tıbbi ihmal iddialarının aydınlatılmasını ve sorumluların tespitini sağlayacak etkili ve bağımsız bir yargı sisteminin kurulmasını da gerektirir.

Olay tarihinde yürürlükte olan 40/1964 sayılı Çek Medeni Kanunu m. 415, genel bir kural olarak herkesin sağlığa, mülkiyete, doğaya ve çevreye zarar gelmesini önleyecek şekilde dikkatli davranmasını emretmektedir. Aynı kanunun 40/1964 sayılı Çek Medeni Kanunu m. 420 hükmü ise yasal bir yükümlülüğün ihlali sonucu oluşan zararlardan dolayı hukuki sorumluluğu düzenlerken, kişinin zarar konusunda kendi kusuru olmadığını kanıtlaması halinde ancak sorumluluktan kurtulabileceğini öngörmektedir.

Kasıtlı olmayan tıbbi ihmal vakalarında, mağdur yakınlarına hukuki tazminat yollarına başvurma imkânı sunulması kural olarak yeterli bir koruma kabul edilebilir. Ancak bu korumanın sadece teoride kalmaması, uygulamada da gerçekten etkili bir biçimde işlemesi şarttır. Bu etkinlik, mahkemelerin maddi olguları kapsamlı, davanın özüyle ilgili ve ikna edici bir şekilde değerlendirmesini ve bu hukuki sürecin makul bir sürede tamamlanmasını zorunlu kılar. Bilirkişi incelemeleri ve raporları, yargılamada otomatik olarak kesin delil sayılmamalı, mahkemeler bu raporların tüm ilgili hususları dikkatle ele alıp almadığını titizlikle denetlemelidir. Ayrıca, hastane ortamındaki tıbbi hatalara ilişkin bilgi sahibi olmak ve benzer hataların tekrarını önlemek için davaların hızla sonuçlandırılması büyük bir kamu yararı taşımaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda Çekya yerel mahkemelerinin yürüttüğü yargısal sürecin Sözleşme'nin 2. maddesinin usuli yükümlülüklerini karşılayıp karşılamadığını derinlemesine değerlendirmiştir. Başvurucular tarafından açılan tazminat davasının on yıldan fazla sürmesi ve mahkemelerin en temel itirazları yanıtsız bırakması, yargılamanın etkililiğini ciddi şekilde tartışmalı hale getirmiştir.

Mahkeme, davanın dört farklı yargı merciinden geçmiş olmasına rağmen, özellikle Yargıtay'ın alt derece mahkemelerine verdiği bozma kararındaki talimatların yerine getirilmediğini tespit etmiştir. Yargıtay, hastanenin, B.J.'nin gözetim ve denetiminde olağanüstü tedbirler alınmasını gerektirecek özel faktörlerden, örneğin zihinsel bir rahatsızlığın varlığından, haberdar olup olmadığının ve hastanenin iç düzenlemelerinin niteliğinin açıklığa kavuşturulmasını istemiştir. Ancak, ne ilk derece mahkemesi ne de istinaf mahkemesi, başvurucuların ısrarlı taleplerine rağmen bu kritik hususları tatmin edici bir şekilde ele almamıştır.

Ayrıca, yerel mahkemelerin delilleri hangi temellere dayanarak değerlendirdiği hususunda ciddi belirsizlikler mevcuttur. Özellikle, ölen kişinin anne ve eşi olan başvurucuların mahkemedeki sözlü ifadelerinin nasıl dikkate alındığı anlaşılamamıştır. Yerel mahkemelerin iddiaların bir kısmını incelemeyi reddederken gösterdikleri gerekçelerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yeterli görülmediği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, davanın açılmasından nihai kararın verilmesine kadar on yılı aşan bir sürenin geçmesi, idare ve sağlık çalışanlarının olası hatalardan ders çıkararak sistemin güvenliğini artırması amacını da zedelemiştir. Yargılamadaki bu tür gecikmeler ve makul olmayan idari tutumlar, tıbbi hizmetlerin genel güvenliğine katkı sağlama işlevini ortadan kaldırmıştır.

Mahkeme, tüm bu usuli eksiklikler, yetersiz gerekçeler ve makul olmayan yargılama süresi dikkate alındığında, ulusal makamların yaşam hakkı bağlamındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerini tespit etmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yaşam hakkı bağlamındaki usuli yükümlülüklerin yerine getirilmediği yönünde karar vermiştir ve başvuruyu kabul etmiştir.

Hastanede ihmal yüzünden yakınımı kaybettim, devletin sorumluluğu nedir? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre, devletin kendi yargı yetkisi alanındaki vatandaşların yaşam hakkını koruma yönünde kesin bir pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Sağlık hizmetleri özelinde bu sorumluluk, yalnızca teorik bir yasal düzenleme yapmakla bitmez; aynı zamanda tıbbi ihmal iddialarını derhal aydınlatacak ve sorumluları tespit edecek bağımsız, etkili ve hızlı işleyen bir yargı mekanizmasının kurulmasını da zorunlu kılar. Hastanede gerçekleşen bir ihmalde, bu tür bir yargısal denetim mekanizması işlemediği takdirde faillerin hesap verebilirliği sağlanamaz ve devlet, yaşam hakkının usul boyutunu ihlal etmiş sayılır.
Mahkeme sadece bilirkişi raporuna bakıp hastaneyi haklı bulabilir mi? expand_more
Hayır, ulusal mahkemelerin sadece sunulan bilirkişi raporlarına yüzeysel olarak dayanması ve bunları otomatik olarak kesin delil kabul etmesi hukuka aykırıdır. AİHM, mahkemelerin bilirkişi raporlarını büyük bir dikkatle irdelemesi, olaydaki tüm detayların ele alınıp alınmadığını titizlikle denetlemesi gerektiğini belirtmektedir. Tarafların rapora veya olaya dair itirazlarının göz ardı edilmemesi ve mahkeme kararlarında bu itirazlara somut, tatmin edici gerekçelerle yanıt verilmesi zorunludur. Yalnızca rapora dayanılarak temel iddiaların yanıtsız bırakılması, yaşam hakkının korunmasına yönelik özen yükümlülüğünün açık bir ihlalidir.
Hastaneye açtığımız tazminat davası 10 yıldır bitmedi, bu hak ihlali mi? expand_more
Evet, bir tıbbi ihmal ve tazminat davasının on yıldan fazla sürmesi AİHM tarafından çok ciddi bir hak ihlali olarak kabul edilmektedir. AİHM'e göre, ölümle sonuçlanan tıbbi hata davalarında gerçeğin ortaya çıkarılması ve yargı sürecinin makul bir sürede hızla sonuçlandırılması büyük bir kamu yararı taşımaktadır. Yargılamadaki bu tür uzun gecikmeler, adaletin sağlanmasını engellediği gibi, sağlık kurumlarının yapılan hatalardan ders çıkarıp sistemi güvenli hale getirmesini de imkansız kılar. Dolayısıyla, yargılamanın makul olmayan şekilde uzaması, devletin usuli yükümlülüklerini doğrudan ihlal ettiği anlamına gelir.
Hakimin ölenin yakınları olarak ifadelerimizi dikkate almaması yasal mı? expand_more
Kesinlikle yasal değildir; adil ve etkili bir yargılama süreci için mahkemelerin mağdur yakınlarının ifadelerini ve sundukları tüm delilleri ciddiyetle değerlendirmesi gerekir. AİHM, ölen kişinin yakınlarının mahkemedeki beyanlarının ve taleplerinin ne şekilde dikkate alındığının kararda anlaşılamamasını ve iddiaların tatmin edici olmayan gerekçelerle reddedilmesini ciddi bir usuli eksiklik olarak görmektedir. Mahkemeler maddi olguları kapsamlı ve ikna edici bir şekilde ele almak zorundadır; tarafların sözlü veya yazılı ifadelerinin yok sayılması devletin pozitif yükümlülüklerine aykırılık teşkil eder.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir