Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Veysel Sevmez Kararı 2021/5650 B.

Anayasa Mahkemesi Veysel Sevmez Kararı 2021/5650 B.

Bu karar, terör eylemleri sonucunda meydana gelen can kayıpları ve yaralanmalarda devletin pozitif yükümlülüklerinin idari yargı mercilerince ne derece titizlikle incelenmesi gerektiğini hukuken ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin hizmet kusurunun bulunduğu yönündeki ciddi iddiaların ve olayla ilgili yürütülen ceza yargılamalarında elde edilen somut delillerin, idare mahkemelerince gerekçesiz biçimde göz ardı edilemeyeceğini kesin bir dille vurgulamaktadır. İdare tarafından sosyal risk ilkesine dayalı olarak sadece belirli bir miktar tazminat ödenmesi, devletin yaşam hakkını koruma ve sorumluları tespit etme yönündeki asıl usul yükümlülüklerini ortadan kaldırmamaktadır. Karar, idari yargıda tam yargı davalarının sıradan bir tazminat davası olmadığını, aynı zamanda temel anayasal hak ihlallerinin tespit edildiği kritik bir alan olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir.
search

Anayasa Mahkemesi
Veysel Sevmez Kararı 2021/5650 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/5650
Karar Tarihi 08.01.2025
Taraf Veysel Sevmez
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Yaşam hakkı ihlallerinde usul güvencesi sağlanmalıdır.
İdarenin hizmet kusuru iddiaları özenle incelenmelidir.
Sosyal risk tazminatı mağdur sıfatını kaldırmaz.
Ceza yargılamasındaki deliller idari davada gözetilmelidir.

Bu karar, terör eylemleri sonucunda meydana gelen can kayıpları ve yaralanmalarda devletin pozitif yükümlülüklerinin idari yargı mercilerince ne derece titizlikle incelenmesi gerektiğini hukuken ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin hizmet kusurunun bulunduğu yönündeki ciddi iddiaların ve olayla ilgili yürütülen ceza yargılamalarında elde edilen somut delillerin, idare mahkemelerince gerekçesiz biçimde göz ardı edilemeyeceğini kesin bir dille vurgulamaktadır. İdare tarafından sosyal risk ilkesine dayalı olarak sadece belirli bir miktar tazminat ödenmesi, devletin yaşam hakkını koruma ve sorumluları tespit etme yönündeki asıl usul yükümlülüklerini ortadan kaldırmamaktadır. Karar, idari yargıda tam yargı davalarının sıradan bir tazminat davası olmadığını, aynı zamanda temel anayasal hak ihlallerinin tespit edildiği kritik bir alan olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Özellikle idarenin kusur sorumluluğu ile kusursuz sorumluluğunun ayrımında, vatandaşların olaydaki gerçek kamu ihmallerini yargı önünde tartıştırabilme hakkı bu içtihatla çok daha güçlü şekilde güvence altına alınmaktadır. Uygulamadaki önemi, idare mahkemelerinin terör eylemlerinden doğan zararların tazmini istemlerinde sadece özel kanunlara veya sosyal risk ilkesine sığınarak detaylı hizmet kusuru incelemesinden kaçınamayacak olmalarıdır. Kamu görevlilerinin ceza yargılamasında aldıkları mahkûmiyet kararlarının ve idari soruşturma raporlarının, idari davalarda mutlak surette dikkate alınması zorunluluğu emsal bir içtihat olarak pekiştirilmiştir. Bu durum, idari yargı pratiğinde delillerin toplanması ve kararların gerekçelendirilmesi standartlarını önemli ölçüde yükseltecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleşen ve elli bir kişinin hayatını kaybettiği, yüzlerce kişinin de yaralandığı terör saldırısında bizzat yaralanan bir vatandaşın, idarenin olayda ağır ihmali ve hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla İçişleri Bakanlığı ile Hatay Valiliğine karşı açtığı tam yargı davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, olay öncesinde kamu makamlarına somut istihbarat bilgileri gelmesine rağmen saldırıyı önlemek adına gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını iddia etmiş ve uğradığı zararların tazminini talep etmiştir. Derece mahkemelerinin bu iddiaları ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkındaki ceza dosyalarını hiç incelemeden, olayı sadece sosyal risk ilkesi çerçevesinde değerlendirerek kusursuz sorumluluk üzerinden bir miktar tazminata hükmetmesi üzerine başvurucu, hizmet kusurunun saptanmamış olmasının ve somut iddialarının göz ardı edilmesinin adalet arayışını sonuçsuz bıraktığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkını ve devletin bu husustaki pozitif koruma yükümlülüklerini temele almıştır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, yaşam hakkının salt maddi boyutunun yanı sıra vazgeçilmez bir usul boyutu da bulunmaktadır. Usul boyutu, yaşam hakkını ihlal eden eylemlerin tüm sorumlularının belirlenmesi ve mağdurların iddialarının özenle, dikkatle incelenerek yargısal bir neticeye bağlanmasını emreder.

Mahkeme, somut olayda ölüm gerçekleşmemiş olsa dahi, maruz kalınan saldırının potansiyel olarak öldürücü nitelikteki bir terör eylemi olması nedeniyle meydana gelen yaralanmalarda da yaşam hakkı ilkelerinin eksiksiz olarak uygulanabileceğini açıkça belirtmiştir. İdarenin sorumluluğunun belirlenmesinde, idari eylem veya eylemsizliğin uyuşmazlığın doğmasına sebep olup olmadığının detaylı incelenmesi son derece kritiktir. Yargı mercileri, açılan tam yargı davalarında kusur sorumluluğuna ilişkin iddiaları, idarenin hizmet kusuru ilkesi çerçevesinde makul derecede ivedilik ve özenle çözmek zorundadır.

Meydana gelen olayın sadece 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun veya idare hukukundaki kusursuz sorumluluk hâllerinden biri olan sosyal risk ilkesi çerçevesinde ele alınarak uyuşmazlığın kapatılması, idarenin kendi kusurlu davranışını ya da ağır hizmet kusurunu ortadan kaldırmaz. Mahkemelerin adil ve özenli inceleme yapma yükümlülüğü, idare ajanlarının ihmal veya kasıtlarının net olarak saptanmasını gerektirir. İlgili kamu görevlileri hakkında yürütülen ceza yargılamalarının, hazırlanan idari teftiş raporlarının ve ortaya çıkan somut istihbari delillerin tam yargı davasında mahkemelerce esastan değerlendirilmemesi, yaşam hakkının usul güvenceleriyle bağdaşmayan ve hukuki dinlenilme hakkını zedeleyen ağır bir yargısal eksiklik olarak nitelendirilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddiaları ve derece mahkemelerinin kararları üzerinden yaptığı detaylı incelemede, ilk derece mahkemesinin yargılama sürecindeki tutumunu anayasal güvencelere açıkça aykırı bulmuştur. İdare Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığına kanaat getirmiş ancak bu ciddi sonuca nasıl ulaştığına dair gerekçeli kararına hiçbir somut, yasal veya mantıksal açıklama yansıtmamıştır. Mahkemenin, idarenin kusurunu ve ceza yargılamasındaki olguları tartışmadan meseleyi pratik bir yolla sadece sosyal risk ilkesi kapsamında ele alması ve başvurucunun asli iddialarını tamamen yanıtsız bırakması, Anayasal ihlalin temel nedenini oluşturmuştur.

Somut olayda, saldırıdan sonra mülkiye müfettişleri tarafından hazırlanan ön inceleme raporunda, istihbarat birimlerinin patlamadan önce bombalı araçların plakası, rengi, markası ve eylemcilerin durumları gibi çok somut detayları belirterek emniyet birimlerini resmen uyardığı kesin olarak tespit edilmiştir. Bu resmî raporlar doğrultusunda ilgili emniyet müdürleri hakkında görevi ihmal suçlarından kamu davaları açılmış, neticede dönemin yetkilileri yapılan yargılamalar sonucunda hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak İdare Mahkemesi, başvurucunun açtığı tam yargı davasında tam da bu konuya ilişkin olan ceza yargılamasının sonuçlanmasını beklemediği gibi, müfettiş raporlarını ve elde edilen somut istihbari delilleri hiçbir şekilde dava dosyası kapsamında irdelememiştir.

Temyiz aşamasında Danıştay Onuncu Dairesi, ilk kararıyla hizmet kusurunun varlığına işaret edip idari eylemlerle olay arasında nedensellik bağı kurulması gerektiğini açıkça belirterek İdare Mahkemesi kararını bozmuşsa da, sonrasında davalı idarelerin karar düzeltme talebi üzerine hiçbir ek gerekçe sunmaksızın ve hizmet kusuru iddialarını tekrar tartışmaksızın ilk derece mahkemesinin ret kararını onamıştır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin bu eksik inceleme tutumunun ve sessizliğinin, yaşam hakkının ihlaline dair iddiaların Anayasa'nın gerektirdiği dikkat ve özende incelenmesi yükümlülüğüne ağır şekilde aykırı olduğunu saptamıştır. Devletin kamu görevlileri vasıtasıyla ağır hizmet kusuru işlediği ve can kayıplarının meydana geldiği ileri sürülen böylesi vahim bir olayda, uyuşmazlığın hakkaniyetli çözümü için gerekli ve hayati delillerin toplanarak tartışılmaması kabul edilemez bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Devletin önceden bildiği terör saldırısında yaralandım, dava açabilir miyim? expand_more
Evet, idareye karşı tam yargı davası açarak maddi ve manevi zararlarınızın tazminini talep edebilirsiniz. Anayasa Mahkemesi emsal içtihatlarına göre, kamu makamlarına somut istihbarat bilgileri gelmesine rağmen gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması, devletin ağır bir hizmet kusuru işlediği anlamına gelebilmektedir. Mahkemeler, yaşam hakkı kapsamında idarenin kusurlu eylemsizliğini ve sorumluluğunu makul bir ivedilik ve özenle incelemek zorundadır.
Mahkeme memurların ihmalini yok sayıp az bir tazminat verdi. Bu karar doğru mu? expand_more
Hayır, hukuken eksik ve hatalı bir yaklaşımdır. İdare mahkemelerinin terör eylemlerinden doğan zararlarda olayı sadece "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde değerlendirip, idarenin hizmet kusurunu araştırmadan bir miktar tazminata hükmetmesi anayasal güvencelere aykırıdır. Devletin sadece belirli bir miktar ödeme yapması, olayın sorumlularını tespit etme ve iddiaları özenle inceleme şeklindeki asıl usul yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
Olayda ceza alan memurlar var, bu durum açtığım tazminat davasını etkiler mi? expand_more
Kesinlikle etkiler ve mahkemece mutlak surette dikkate alınması gerekir. Anayasa Mahkemesi kararına göre, sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında yürütülen ceza dosyalarının, hazırlanan müfettiş raporlarının ve ortaya çıkan somut istihbari delillerin idari yargı mercilerince tam yargı davasında esastan değerlendirilmesi zorunludur. Bu delillerin idare mahkemesi tarafından gerekçesiz biçimde göz ardı edilmesi, adil yargılanma ve yaşam hakkının usul güvenceleriyle bağdaşmayan ağır bir hukuki eksikliktir.
Terör eyleminde ölmedim ama yaralandım. Yine de yaşam hakkım ihlal edildi diyebilir miyim? expand_more
Evet, bu iddiada bulunabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi, somut olayda ölüm gerçekleşmemiş olsa dahi, maruz kalınan saldırının potansiyel olarak öldürücü nitelikteki bir terör eylemi olması sebebiyle meydana gelen yaralanmalarda da yaşam hakkı ilkelerinin eksiksiz olarak uygulanabileceğini açıkça kabul etmektedir. Dolayısıyla devletin, yaşam hakkını koruma ve ihlalleri etkin bir şekilde soruşturma şeklindeki pozitif usul yükümlülüğü sizin durumunuz için de aynen geçerlidir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir