Anasayfa Karar Bülteni AİHM | ĐAKOVIĆ | BN. 30749/22

Karar Bülteni

AİHM ĐAKOVIĆ BN. 30749/22

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / Üçüncü Bölüm
Başvuru No 30749/22
Karar Tarihi 17.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal (Yaşam Hakkı - Usul Boyutu)
Karar Linki HUDOC
  • Yaşam hakkı ihlallerinde etkili soruşturma yükümlülüğü esastır.
  • Savaş suçlarında zaman aşımı veya aşırı gecikme kabul edilemez.
  • Soruşturmanın makul sürede ve özenle tamamlanması zorunludur.
  • Eksik bilgi sunulması her zaman hakkın kötüye kullanımı sayılmaz.

Bu karar hukuken, silahlı çatışmalar ve savaş suçları bağlamında meydana gelen ölümlerin soruşturulmasında devletin üzerine düşen usuli yükümlülüklerin kapsamını ve sınırlarını netleştirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Olay tarihi, Sözleşme'nin Sırbistan açısından yürürlüğe girdiği tarihten çok önce gerçekleşmiş olsa dahi, savaş suçu niteliğindeki ağır ihlallerde devletin soruşturma yükümlülüğünün şeklen değil fiilen devam ettiği vurgulanmıştır. Mahkeme, zaman bakımından yetki kuralını değerlendirirken, yürürlük tarihinden sonra yapılan usuli işlemlerin ve suçun uluslararası ceza hukuku bağlamında savaş suçu olarak vasıflandırılmasının Sözleşme değerleri testini karşıladığını açıkça ifade etmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle geçmişe dönük savaş suçları veya insanlığa karşı suçların soruşturulmasında devletlerin "dosyanın veya dönemin karmaşıklığı" mazeretinin ardına sığınamayacağını net bir şekilde göstermesidir. Soruşturmanın süratle ve makul bir özenle yürütülmemesi, başlı başına yaşam hakkının usul yönünden ihlali sonucunu doğurmaktadır. Uygulamadaki bir diğer kritik önemi ise, başvurucunun devam eden yerel ceza yargılamalarındaki bazı güncel gelişmeleri (yeni bir iddianame düzenlenmesi gibi) Mahkeme'ye bildirmemesi durumunun, davanın genel bağlamını ve esasına ilişkin "etkisizlik" şikâyetinin özünü değiştirmediği sürece, başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizmesidir. Bu durum, yargılama sürecindeki usuli ve şekli eksikliklerin hakkın özünü zedeleyecek şekilde katı yorumlanamayacağını teyit etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Hırvatistan vatandaşı olan başvurucu, Sırbistan devletine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, başvurucunun babasının 1991 yılı Ekim ayında, Hırvatistan'ın Lovas köyünde meydana gelen silahlı çatışmalar esnasında öldürülmesi yatmaktadır. Bu olaylar, eski Yugoslavya'nın dağılma sürecinde yaşanan savaş bağlamında gerçekleşmiştir.

Başvurucu, babasının da aralarında bulunduğu yirmi bir sivilin ölümüne yol açan saldırıların emrini verdiği iddia edilen ve başka bir ceza dosyasında ismi geçen D.L. İsimli şahıs hakkında, 2016 yılında Sırbistan Savaş Suçları Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak aradan geçen uzun yıllara rağmen bu soruşturmada kayda değer bir ilerleme sağlanamamış ve D.L. Hakkındaki iddianame ancak başvurucunun uluslararası yollara başvurmasından çok sonra, Eylül 2022'de düzenlenebilmiştir. Başvurucunun iç hukukta Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı şikâyetler de 2022 yılında reddedilmiştir.

Bu gecikme üzerine başvurucu, babasının ölümüyle ilgili Sırbistan makamları tarafından yürütülen ceza soruşturmasının aşırı derecede uzun sürdüğünü ve eylemsizlik nedeniyle tamamen etkisiz kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucu, adaletin zamanında tecelli etmemesi nedeniyle yaşam hakkının usuli yükümlülükler bağlamında ihlal edildiğini iddia etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.2 (yaşam hakkı) çerçevesindeki usuli yükümlülükleri temel almıştır. Devletlerin, yetki alanları içinde meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin derhal, bağımsız, tarafsız ve etkili bir resmi soruşturma yürütme zorunluluğu bulunmaktadır. Soruşturmanın süratle ve makul bir özenle yürütülmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması, hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterilmemesi ve cezasızlığın önlenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.

Olayın zaman bakımından yetki (ratione temporis) kuralları çerçevesinde incelenmesinde, Mahkeme'nin yerleşik içtihat prensipleri devreye girmiştir. Ölüm olayının Sözleşme'nin ilgili devlet tarafından onaylanmasından önce gerçekleştiği durumlarda dahi, şayet soruşturma işlemleri kritik tarihten sonra devam etmişse ve suçun ağırlığı (savaş suçu niteliği) Mahkeme'nin kabul ettiği Sözleşme değerleri testini karşılıyorsa, Mahkeme'nin bu usuli işlemleri denetleme yetkisi devam etmektedir.

Bunun yanı sıra, usul kuralları bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.35/3-a (başvuru hakkının kötüye kullanılması) detaylı bir biçimde değerlendirilmiştir. Bir başvurunun, kasten yalan beyanlara dayanması veya davanın özünü değiştirecek nitelikteki çok önemli gelişmelerin Mahkeme'den saklanması halinde reddedilebileceği doktrin tanımlarında yer almaktadır. Ancak, başvuru hakkının kötüye kullanıldığından söz edilebilmesi için, eksik bilginin davanın esasına doğrudan etki etmesi ve Mahkeme'yi bilerek yanıltma kastının kesin olarak saptanması gerekmektedir. Savaş suçları gibi çok failli ve uluslararası boyutları olan şiddet olaylarının soruşturulmasında makamların ciddi pratik zorluklarla karşılaşabileceği genel bir hukuk kuralı olarak kabul edilse de, bu mazeret devletleri, makul sürede faillerin tespiti ve cezalandırılması yönündeki mutlak etkinlik standardından hiçbir şekilde muaf tutmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olaya ilişkin değerlendirmesine öncelikle Hükümet'in başvuru hakkının kötüye kullanıldığı yönündeki ilk itirazını inceleyerek başlamıştır. Hükümet, başvurucunun 2022 yılında hazırlanan yeni iddianameyi ve devam eden ceza yargılamasında tanıklık yapmayı reddettiği gerçeğini Mahkeme'den gizlediğini ileri sürmüştür. Mahkeme, yeni bir davanın açılması gibi bilgilerin kural olarak sunulması gerektiğini kabul etmekle birlikte, başvurunun temelinin süregelen soruşturmanın genel etkisizliği ve otuz dört yılı aşan kabul edilemez gecikme olduğunu belirterek, Mahkeme'yi esastan yanıltma kastı bulunmadığına ve dolayısıyla başvuru hakkının kötüye kullanılmadığına hükmetmiştir.

Zaman bakımından yetki (ratione temporis) itirazına ilişkin olarak; cinayet olayının 1991 yılında, yani Sözleşme'nin Sırbistan için yürürlüğe girdiği 2004 yılından çok önce gerçekleştiği gerçeği dikkate alınmıştır. Ancak, somut olayda soruşturma adımlarının ve yargılamaların büyük kısmının 2004 yılından sonra yapılmış olması ve söz konusu olayın uluslararası hukukta sivillere yönelik bir savaş suçu olarak vasıflandırılması nedeniyle, Mahkeme bu şikâyeti incelemeye yetkili olduğuna karar vermiştir.

Esasa yönelik incelemede, Sırbistan Savaş Suçları Savcılığının yürüttüğü soruşturmanın etkinliği tüm yönleriyle ele alınmıştır. Başvurucu, başka bir davadaki tanık ifadelerine ve belgelere dayanarak 2016 yılında yetkililere çok net bir suç duyurusunda bulunmuş olmasına rağmen, şüpheli hakkında iddianame düzenlenmesi neredeyse altı yıl sürmüştür. Mahkeme, savaş suçları gibi karmaşık ve kapsamlı davalarda soruşturma makamlarının kanıt toplama, çok sayıda tanığı dinleme ve farklı ülkelerdeki verileri bir araya getirme gibi ciddi operasyonel zorluklarla karşılaşabileceğini ve bunun gecikmelere yol açabileceğini ilkesel olarak kabul etmiştir.

Bununla birlikte, dosyada uzun yıllar boyunca hiçbir somut usuli adım atılmaması ve cinayeti işleyen ya da emrini veren kişilerin tespitine yönelik kayda değer bir ilerleme raporunun ortaya konulamaması, Hükümet'in "davanın karmaşıklığı" savunmasını tamamen dayanaksız kılmıştır. Makul bir özenin gösterilmediği, makamların hareketsiz kaldığı ve soruşturmanın makul bir hızda ilerlemediği açıkça tespit edilmiştir. Mahkeme, devlet yetkililerinin, aradan geçen onca zamana ve sunulan delillere rağmen etkili ve tatmin edici bir yargısal süreç işletemediği ve adaleti tesis etmekte yetersiz kaldığı kanaatine varmıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Üçüncü Bölümü, başvurucunun babasının ölümüyle ilgili etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul yönünden ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve bu yöndeki başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: