Karar Bülteni
AYM Bayram Gökdağ ve Diğerleri BN. 2020/528
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/528 |
| Karar Tarihi | 25.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yargısal kararlardaki istikrarsızlık adil yargılanma hakkını zedeler.
- Aynı konudaki farklı içtihatlar hukuki belirlilikle çelişir.
- Gerekçesiz içtihat değişiklikleri yargıya olan güveni sarsar.
- Benzer davalarda zıt kararlar verilmesi öngörülebilirliği bozar.
Bu karar hukuken, yüksek mahkemelerin aynı hukuki meselelere ilişkin istikrarsız ve çelişkili kararlar vermesinin adil yargılanma hakkını doğrudan zedelediği anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, kanun yollarında görev yapan mahkemelerin, tatmin edici bir gerekçe sunmadan yerleşik içtihatlarından sapmalarını ve bu yeni yaklaşımlarını dahi istikrarlı bir şekilde uygulamadan ansızın eski içtihatlarına dönmelerini hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı bulmuştur. Bireylerin yargı sistemine olan güveninin korunması açısından, yüksek mahkemelerin benzer davalarda aynı hukuki kuralları benzer şekilde yorumlaması anayasal bir zorunluluk olarak teyit edilmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Yüksek dereceli mahkemeler, davanın hangi daireye düştüğüne bağlı olarak değişen, ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçlar doğuran uygulamalardan kaçınmakla yükümlü kılınmıştır. Özellikle iş ve sosyal güvenlik hukuku gibi çalışanların temel haklarını yakından ilgilendiren alanlarda, sırf dönemsel ve daire bazlı içtihat dalgalanmaları nedeniyle hak kayıpları yaşanması engellenmiştir. Mahkemelerin içtihat değişikliğine gitmesi hukukun dinamizmi açısından doğal karşılansa da, bu değişikliğin tüm benzer dosyalara eşit ve istikrarlı şekilde uygulanması gerektiği, aksi durumun hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ağır şekilde ihlal edeceği net bir biçimde ortaya konulmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ambalaj sektöründe, farklı anonim şirketlere ait matbaa ve basım birimlerinde çalışan başvurucular, yaptıkları işin niteliği gereği toksik kimyasallara maruz kaldıklarını belirterek Sosyal Güvenlik Kurumuna ve çalıştıkları işyerlerine karşı itibari hizmet süresinin tespiti davası açmışlardır.
Başvurucular, ağır çalışma koşulları nedeniyle sosyal güvenlik kayıtlarına itibari hizmet süresi eklenmesini talep etmişlerdir. İlk derece mahkemeleri davaları kabul etmiş, istinaf mercileri de bu kararları hukuka uygun bularak onaylamıştır. Ancak Yargıtay, basım ve gazetecilik işkolunda itibari hizmet süresinden yararlanabilmek için işyerinin mutlaka gazete, dergi gibi "mevkute" çıkaran bir yer olması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararlarını bozmuştur. Uyuşmazlık, başvurucuların çalıştığı ambalaj basım işyerlerinin bu kapsama girip girmediği ve Yargıtay'ın bu dar yorumunda istikrarlı davranıp davranmadığı noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken, öncelikle adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan hakkaniyete uygun yargılanma prensibini ve hukuki belirlilik ile öngörülebilirlik ilkelerini merkeze almıştır. Temel kural olarak, yargısal kararlardaki değişikliklerin hukukun dinamizmini yansıtması olumlu karşılansa da, yüksek mahkemelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması hukuki güvenliği ve yargıya olan inancı zedelemektedir.
Uyuşmazlığın maddi dayanağını, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu m.Ek 5 oluşturmaktadır. Söz konusu maddeye göre (daha sonra 5510 sayılı Kanun m.106 ile kaldırılan) sigortalıların itibari hizmetten yararlanabilmesi için iki temel koşul gereklidir: Sigortalının basım ve gazetecilik işyerlerinde çalışması ve kanunda sayılan fiziksel dış etkenlerin (toksik kimyasallar, zehirleyici gazlar vb.) gerçekleşmesi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerin yerleşik içtihatlarına göre, günümüz matbaa endüstrisinde kullanılan ağır metaller ve zehirli kimyasallar ambalaj basımında da yoğun olarak kullanıldığından, maddenin sadece mevkute (süreli yayın) çıkaran işyerleriyle sınırlandırılması eşitlik ilkesine aykırıdır.
Anayasa Mahkemesi, yerleşik yargı içtihatlarına dayanarak, yüksek yargı makamlarının kendi içinde dahi ihtilafa düşerek belirli bir döneme özgü ve sonrasında hızla terk edilen katı yorumlar geliştirmesinin Anayasa m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkını zedelediğini vurgulamıştır. İçtihat değişiklikleri durumunda, bu yeni yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemeler tarafından istikrarlı olarak sürdürülmemesi, hak ihlali olarak kabul edilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, başvurucular ambalaj sektöründe çalışan işçiler olarak kanunun tanıdığı itibari hizmet süresinden yararlanmak amacıyla dava açmış ve bu davalar yerel mahkemeler ile istinaf mercileri tarafından toplanan somut deliller ve yapılan keşifler ışığında haklı bulunmuştur. Ancak Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, temyiz incelemesinde ambalaj basımı yapılan yerlerin mevkute (süreli yayın) çıkarmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerektiğine hükmetmiş ve lehe olan tüm kararları bozmuştur.
Anayasa Mahkemesi dosya kapsamını incelediğinde, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin başvuruculara ait dosyalarda uyguladığı "mevkute çıkarma zorunluluğu" şeklindeki katı kriterin, bu dosyalardan hemen önceki dönemde aranmadığını tespit etmiştir. Üstelik Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, başvurucuların yargılamalarına konu edilen bozma kararlarından çok kısa bir süre sonra verdiği yeni kararlarda bu dar yorumdan tamamen vazgeçmiş ve ambalaj basımı yapan işçilerin de aynı toksik riskleri taşıdıkları için itibari hizmet süresinden yararlanması gerektiğine hükmetmiştir.
Yüksek Mahkeme, başvurucuların dosyalarında uygulanan bu katı kriterin tatmin edici bir gerekçe ortaya konulmadan aniden getirildiğini, çok kısa bir süre içinde yine Yargıtay tarafından terk edildiğini ve istikrarlı bir şekilde uygulanmadığını gözlemlemiştir. Aynı konuya ilişkin olarak bu denli kısa zaman aralığında yaşanan ve sırf tesadüf eseri başvurucular aleyhine sonuç doğuran bu ani içtihat değişikliği, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine açıkça aykırılık teşkil etmiştir. Başvurucular, yüksek mahkemenin kendi içinde çelişen ve sürdürülmeyen bu dönemsel yorumu nedeniyle yargılamada hak kaybı yaşamışlardır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.