Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 8. Daire | 2023/568 E. | 2024/5317 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2023/568 E. 2024/5317 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Dairesi
Esas No 2023/568
Karar No 2024/5317
Karar Tarihi 15.10.2024
Dava Türü İptal ve Tam Yargı
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Yargı kararının bozulması yeni hukuki durum oluşturur.
  • Yeni hukuki duruma göre yeniden değerlendirme yapılmalıdır.
  • Dayanak iptal kararı bozulursa uygulama istemi etkilenir.

Bu emsal niteliğindeki karar, idari yargılama hukukunda birbiriyle bağlantılı olan zincirleme davaların sonuçlarının birbirini nasıl derinden etkilediğini göstermesi bakımından oldukça büyük bir hukuki öneme sahiptir. Davacının görev süresinin uzatılmamasına ilişkin idari işlemin iptali üzerine, bu iptal kararının uygulanması amacıyla yaptığı başvuru idarece reddedilmiş ve bu ret işlemine karşı ikinci bir dava açılmıştır. Ancak, ilk davadaki iptal kararı Danıştay tarafından temyiz incelemesi sonucunda bütünüyle bozulduğundan, iptal kararının tatbiki talebini konu edinen bu davanın hukuki dayanağı da temelden sarsılmış ve çökmüştür.

İdare hukukunda "yeni hukuki durum" kavramı, idari işlemlerin yargısal denetimi sürecinde verilen mahkeme kararlarının idareyi ve tarafları mutlak bağlayıcılığını ifade etmektedir. Bir idari işlemin yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine tesis edilen yeni idari işlemler veya yapılan başvurular, dayanak alınan yargı kararının üst mercii tarafından bozulması halinde mecburi olarak yeniden değerlendirilmeye muhtaç hale gelir. Danıştay 8. Dairesi, bu özel kararında, dayanak mahkeme kararının bozulması olgusunu tek başına "yeni bir hukuki durum" olarak nitelendirmiş ve alt derece mahkemelerinin bu yeni hukuki duruma göre güncel ve adil bir karar vermesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.

Emsal teşkil eden bu önemli içtihat, uygulamada sıklıkla karşılaşılan zincirleme idari işlemler ve bunlara sıkı sıkıya bağlı olarak açılan seri davalarda, yargı yerlerinin birbirini etkileyen kararları titizlikle gözetmek zorunda olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir üniversitenin meslek yüksekokulunda doktor öğretim üyesi unvanıyla çalışan davacı akademisyen, görev süresinin uzatılmaması işlemini daha önce hukuki yollardan mahkemeye taşımış ve idare mahkemesi bu idari işlemi hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Davacı, kendi lehine verilen bu iptal kararının fiilen uygulanması, görevine iade edilmesi ile mali ve özlük haklarının ödenmesi amacıyla üniversite rektörlüğüne başvuruda bulunmuştur. Ancak üniversite yönetimi, davacının akademik yükselme için gerekli puanları almış olmasına rağmen; hakkında intihal nedeniyle meslekten çıkarma cezası bulunması, kurum çalışanlarına hakaret ettiği gerekçesiyle ceza davasında hapis cezası alması ve hizmetine ihtiyaç duyulmaması gibi çeşitli nedenleri öne sürerek bu başvuruyu kesin olarak reddetmiştir. Davacı, mahkeme kararının uygulanmamasına yönelik idarenin tesis ettiği bu haksız ret işlemlerinin iptal edilmesi ve mahrum kaldığı tüm parasal haklarının yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesi talebiyle üniversiteye karşı eldeki uyuşmazlığa konu davayı açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı karara bağlarken dikkate aldığı hukuki çerçevenin temelinde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.28 hükmünde yer alan kararların sonuçları ve bağlantılı iptal davalarının birbirine olan zincirleme etkisi yer almaktadır. İdare hukukunda bir yargı kararının eksiksiz olarak uygulanması amacıyla idareye yapılan başvurular, doğrudan o yargı kararının hukuki mevcudiyetine ve kesinliğine dayanmaktadır.

Somut olayda davacının kadrosu ve mevcut hukuki durumu 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.23 (Doktor Öğretim Üyesi) kapsamında idarece değerlendirilmektedir. Bu emredici madde uyarınca atanan öğretim üyelerinin görev sürelerinin uzatılıp uzatılmaması hususunda idarenin belirli çerçevede bir takdir yetkisi bulunmaktadır. İdare, kanunun kendisine tanıdığı bu takdir yetkisini kullanırken personelin disiplin durumunu, adli sicil kaydını, liyakatini, akademik yeterliliğini ve kurumun güncel hizmet ihtiyacını objektif sınırlar içinde göz önünde bulundurmak zorundadır.

Ancak eldeki uyuşmazlığın asıl hukuki düğüm noktası, "yargı kararlarının gecikmeksizin uygulanması" ilkesi ve "bekletici mesele veya bağlantılı dava" kurgusudur. Bir idari işlemin iptali istemiyle açılan davada verilen iptal kararı, idareyi yeni bir işlem tesis etmeye derhal zorlar. Fakat idarenin, bu karara uyarak veya uymayarak tesis ettiği yeni bir idari işlemin hukuka uygunluğu denetlenirken, temel dayanak olan iptal kararının akıbeti yargılama açısından büyük önem taşır. Eğer mahkemenin dayanak aldığı söz konusu iptal kararı, bir üst yargı mercii olan Danıştay tarafından esastan veya usulden tamamen bozulursa, ortada uyulması ve tatbik edilmesi gereken geçerli bir hukuki durum kalmayacaktır.

Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre, birbirinin öncülü ve ardılı olan idari uyuşmazlıklarda, öncü davanın bozulması, ardıl davanın hukuki zeminini değiştirir. Bu gibi hallerde yargı yerlerinin, ortaya çıkan "yeni hukuki duruma" göre uyuşmazlığı tekrar değerlendirmesi mutlak bir hukuki zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosyanın incelenmesinden, davacının üniversitede doktor öğretim üyesi olarak görev yaparken görev süresinin uzatılmamasına ilişkin işlemin iptali için açtığı ilk davada, idare mahkemesince işlemi iptal eden bir karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı, bu iptal kararına dayanarak göreve iade edilmesi ile mali ve özlük haklarının ödenmesi için idareye resmi başvuruda bulunmuştur. İdare ise, davacının aldığı disiplin cezaları, intihal sebebiyle üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası alması ve adli yargıda ertelenmiş hapis cezası bulunması gibi gerekçeleri ileri sürerek yargı kararının uygulanması talebini reddetmiştir. Davacı da bu ret işlemlerine karşı mevcut iptal ve tam yargı davasını açmıştır.

İlk derece mahkemesi, idarenin takdir yetkisini kamu yararına ve hukuka uygun kullandığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, Bölge İdare Mahkemesi de bu ret kararını onamıştır. Ancak Danıştay 8. Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesinde çok kritik bir usul ve esas bağlantısı tespit edilmiştir.

Danıştay, davacının yargı kararının uygulanması için dayanak gösterdiği ilk iptal kararının (görev süresinin uzatılmamasına dair işlemin iptali kararı), kendisine yapılan temyiz başvurusu sonucunda yine Danıştay 8. Dairesi tarafından verilen başka bir kararla bütünüyle bozulduğunu saptamıştır. Dolayısıyla, davacının uygulanmasını talep ettiği mahkeme kararı artık hukuken ortadan kalkmış ve uyuşmazlığın temel dayanağı kalmamıştır. Dayanak kararın bozulmasıyla birlikte uyuşmazlıkta yepyeni bir hukuki durum ortaya çıkmıştır.

Bu bağlamda, dava konusu işlemin bir yargı kararının uygulanması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin olduğu dikkate alındığında, uygulanması istenen kararın Danıştay tarafından bozulmuş olması karşısında, alt derece mahkemelerinin bu yeni hukuki duruma göre uyuşmazlığı en baştan ele alarak yeniden bir karar vermesi gerekmektedir. İdare mahkemesi ve istinaf merciinin, dayanaksız kalan bir iptal kararı üzerinden mevcut ret hükmünü kurması hukuken eksik inceleme niteliği taşımaktadır.

Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre davanın yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: