Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Songül Kapancı Kararı 2022/63179 B.

Anayasa Mahkemesi Songül Kapancı Kararı 2022/63179 B.

Bu karar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tutuklama tedbirinin ölçülülük ilkesine uygunluğunu değerlendiren kritik bir içtihattır. Özellikle aynı veya benzer eylemlere ilişkin yürütülen mükerrer ceza soruşturmalarında, şüphelinin daha önce uygulanan adli kontrol şartlarına uymuş olmasına rağmen soyut gerekçelerle yeniden tutuklanmasının hukuka aykırılığı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın bir ceza değil koruma tedbiri olarak istisnai niteliğini vurgulayarak, adli kontrolün neden yetersiz kalacağının mahkemelerce somut olgulara dayandırılarak açıklanması gerektiğinin altını çizmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2022/63179
Karar Tarihi 21.01.2025
Taraf Songül Kapancı
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Tutuklamada adli kontrolün yetersizliği gerekçelendirilmelidir.
  • gavel Ölçülülük ilkesi gereği daha hafif tedbirler değerlendirilmelidir.
  • gavel Mükerrer tutuklama kararlarında tutuklama nedenleri somutlaştırılmalıdır.
  • gavel Adli kontrole uyan sanığın tutuklanması ölçülülük ilkesine aykırıdır.

Bu karar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tutuklama tedbirinin ölçülülük ilkesine uygunluğunu değerlendiren kritik bir içtihattır. Özellikle aynı veya benzer eylemlere ilişkin yürütülen mükerrer ceza soruşturmalarında, şüphelinin daha önce uygulanan adli kontrol şartlarına uymuş olmasına rağmen soyut gerekçelerle yeniden tutuklanmasının hukuka aykırılığı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın bir ceza değil koruma tedbiri olarak istisnai niteliğini vurgulayarak, adli kontrolün neden yetersiz kalacağının mahkemelerce somut olgulara dayandırılarak açıklanması gerektiğinin altını çizmiştir.

Emsal etkisi bakımından bu karar, tutuklama veya tutukluluğun devamı kararı veren mahkemelerin gerekçelendirme yükümlülüğüne yönelik sıkı standartlar getirmektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, katalog suçların varlığına veya sadece kaçma şüphesine dayalı basmakalıp ifadelerle verilen tutuklama kararlarının, somut olay örgüsüyle örtüşmemesi durumunda Anayasa'nın güvence altına aldığı hakları zedelediği pekiştirilmiştir. Şüphelinin tahliye kararı sonrası yargılama süreçlerine katılım göstermesi ve yükümlülüklerini ihlal etmemesi, yeni bir tutuklama kararı verilirken mutlak surette dikkate alınması gereken bir unsur olarak yargı pratiğine kazandırılmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında önce gözaltına alınmış ve ardından tutuklanmıştır. Yargılama sürecinde, mahkeme tarafından delillerin büyük ölçüde toplanmış olması ve kaçma şüphesi bulunmaması sebebiyle başvurucu yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Serbest kaldıktan sonra yükümlülüklerine uyarak duruşmalara katılan başvurucu, benzer iddialarla başlatılan ikinci bir soruşturma kapsamında sulh ceza hâkimliği tarafından yeniden gözaltına alınarak tutuklanmıştır. Başvurucu, önceki soruşturmada adli kontrol şartlarına harfiyen uyduğu ve tahliye gerekçelerinin değişmediği hâlde yeniden tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Bu doğrultuda, tutuklamanın ölçüsüz olduğu ve adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağının mahkemece somut bir biçimde açıklanmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinin tespitini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin hukuka uygunluğunu değerlendirirken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 19'da güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını temel dayanak olarak almaktadır. Tutuklamanın bir ceza veya yaptırım aracı değil, istisnai bir koruma tedbiri olması sebebiyle, bu tedbirin uygulanabilmesi için mutlaka 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100 kapsamında belirtilen kanuni şartları taşıması gerekmektedir. Bir kişinin tutuklanabilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığının yanı sıra, kaçma şüphesi veya delilleri karartma ihtimali gibi tutuklama nedenlerinin somut olgularla açıkça desteklenmesi yargı mercileri açısından zorunludur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 uyarınca, temel hak ve özgürlüklere yönelik tüm müdahaleler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine tam anlamıyla uygun olmalıdır. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere birbiriyle bağlantılı üç alt ilkeden oluşur. Gereklilik alt ilkesi, hedeflenen meşru amaca adli kontrol gibi daha hafif bir tedbirle ulaşmanın mümkün olmamasını ifade eder. Bu bağlamda, tutuklama kararı verilmeden önce adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının somut olayda neden yetersiz kalacağının mahkemelerce somut ve hukuki gerekçelerle açıklanması kesin bir anayasal zorunluluktur.

Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilmeden tutuklama tedbirine başvurulması hukuka ve hakkaniyete aykırıdır. Özellikle şüphelinin önceki aşamalarda uygulanan adli kontrol yükümlülüklerini hiçbir şekilde ihlal etmemesi, duruşmalara düzenli katılım sağlaması ve delil karartma eğiliminde bulunmaması gibi hususlar, yeni verilecek tutuklama veya tutukluluğun devamı kararlarında titizlikle dikkate alınmalıdır. Soyut ve basmakalıp ifadelerle adli kontrolün yetersiz kalacağının belirtilmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline sebebiyet vermektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun tutuklanmasının kanuni bir dayanağı olup olmadığını ve bu tedbirin meşru bir amaca hizmet edip etmediğini değerlendirmiştir. Başvurucunun eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçu kapsamında kuvvetli şüphe barındırdığı tespit edilmiş ve tutuklama tedbirinin kanuni çerçevede meşru bir temele dayandığı kabul edilmiştir. Ancak, uyuşmazlığın temelini söz konusu tutuklama tedbirinin ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığı meselesi oluşturmuştur.

Başvurucu, hakkında açılan ilk dava kapsamında daha önce tutuklanmış, yargılama sürecinde delillerin önemli ölçüde toplanması ve kaçma şüphesini uyandıracak somut olguların bulunmaması gerekçesiyle yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Tahliyesinin ardından adli kontrol yükümlülüklerine uyan ve duruşmalara müdafii ile birlikte bizzat katılan başvurucu, benzer nitelikteki eylemleri konu alan ikinci bir soruşturma kapsamında tekrar tutuklanmıştır. Sulh Ceza Hâkimliği ikinci tutuklama kararında; isnat edilen suçun niteliğine, cezanın alt ve üst sınırına, katalog suçlar arasında bulunmasına ve kaçma ihtimaline soyut bir şekilde atıf yapmış, adli kontrolün neden yetersiz kalacağını somut delillerle açıklamamıştır.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun daha önce adli kontrol şartlarına uyduğu ve duruşmalara katıldığı dikkate alındığında, yeni tutuklama kararında adli kontrol tedbirlerinin amacına ulaşmak bakımından neden yetersiz kaldığının açıklanmamasını ciddi bir eksiklik olarak nitelendirmiştir. Tutuklamanın ölçülü olduğuna dair olguların yeterince ortaya konulmadan doğrudan özgürlüğü kısıtlayıcı nitelikteki en ağır koruma tedbirine başvurulması orantısız bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Şartlı tahliye oldum, kurallara uydum. Tekrar tutuklanabilir miyim? expand_more
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, daha önce uygulanan adli kontrol yükümlülüklerini hiçbir şekilde ihlal etmeyen ve duruşmalara düzenli katılım sağlayan bir kişinin yeniden tutuklanması kural olarak ölçülülük ilkesine aykırıdır. Yargı mercileri, benzer iddialarla başlatılan yeni soruşturmalarda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını zedelememek adına şüphelinin geçmişteki uyumunu ve tahliye kararından sonra yargılama süreçlerine katılım göstermesini mutlak surette dikkate almalıdır. Mahkemelerin yeni bir tutuklama kararı verebilmesi için, hedeflenen meşru amaca ulaşmada adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağını somut olgularla ve hukuki gerekçelerle açıklaması anayasal bir zorunluluktur. Somut olayda olduğu gibi, kaçma şüphesi veya delil karartma eğilimi göstermeyen bir kişinin soyut gerekçelerle tekrar tutuklanması hukuka ve hakkaniyete aykırı kabul edilmekte olup, hak ihlali sonucunu doğurmaktadır.
Mahkeme hiçbir somut kanıt sunmadan beni doğrudan tutuklayabilir mi? expand_more
Hayır, tutuklama tedbiri bir ceza veya yaptırım aracı değil, sadece istisnai olarak başvurulması gereken bir koruma tedbiridir ve somut delillerle desteklenmesi yasal bir zorunluluktur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca, kuvvetli suç şüphesinin varlığı tek başına yeterli olmayıp, aynı zamanda kaçma şüphesi veya delilleri karartma ihtimali gibi tutuklama nedenlerinin mahkeme tarafından somut olgularla açıkça ortaya konulması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın veya tutukluluğun devamının basmakalıp, soyut ifadelere dayandırılmasını, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirmektedir.
Sadece suçun "katalog suç" olmasından dolayı kesin tutuklanır mıyım? expand_more
Kesinlikle hayır; isnat edilen eylemin kanunlarda belirtilen "katalog suçlar" arasında yer alması tek başına en ağır tedbir olan tutuklamanın uygulanması için yeterli bir meşruiyet sağlamaz. Anayasa Mahkemesi kararlarında da özellikle vurgulandığı üzere, adli makamların somut olay örgüsüyle örtüşmeyen, sadece katalog suçun varlığına veya soyut kaçma şüphesine dayandırdığı basmakalıp tutuklama kararları hukuka ve anayasal güvencelere aykırıdır. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü müdahale ölçülülük ilkesine tam anlamıyla uymak zorundadır; bu nedenle mahkemeler, suçun niteliği ne olursa olsun adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağını somut delillere dayanarak açıklamakla yükümlüdür.
Hakim doğrudan tutuklama yerine önce adli kontrolü denemek zorunda mı? expand_more
Evet, Anayasa'nın 13. maddesinde çerçevesi çizilen ölçülülük ilkesinin kesin bir emri olarak, adli makamlar doğrudan en ağır tedbir olan tutuklamaya başvurmadan önce mutlaka adli kontrol seçeneklerinin yeterliliğini değerlendirmek zorundadır. Ölçülülük ilkesinin "gereklilik" alt ilkesi, hedeflenen meşru amaca yurt dışı çıkış yasağı gibi adli kontrol kurallarıyla ve daha hafif bir tedbirle ulaşmanın mümkün olmamasını ifade eder. Tutuklama kararı veren bir Sulh Ceza Hâkimliği veya mahkeme, doğrudan özgürlüğü kısıtlayıcı bu tedbire başvururken, adli kontrolün somut olayda neden yetersiz kalacağını açık, hukuki ve somut delillerle gerekçelendirmelidir; aksi takdirde bu uygulama orantısız bulunur ve Anayasa Mahkemesi tarafından kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali olarak tespit edilir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir