Anasayfa Karar Bülteni AYM | Selçuk Akbulut | BN. 2022/100171

Karar Bülteni

AYM Selçuk Akbulut BN. 2022/100171

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/100171
Karar Tarihi 14.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tutuklama için suçun sübutu mutlak aranmaz.
  • Uzun tutukluluk için önce tazminat davası açılmalıdır.
  • Tanık anlatımları kuvvetli suç şüphesi oluşturabilir.
  • Soruşturmada tüm delillerin toplanması zorunlu değildir.
  • Beraat kararı tutuklamayı kendiliğinden haksız kılmaz.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tutuklama tedbirinin sınırlarını ve hukuki niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Karar, bir şüphelinin ceza yargılaması sonucunda beraat etmiş olmasının, soruşturma aşamasında verilen tutuklama kararını geriye dönük olarak bütünüyle hukuka aykırı hale getirmeyeceği ilkesini güçlü bir şekilde pekiştirmektedir. Yüksek Mahkeme, soruşturma evresindeki kuvvetli suç şüphesi standardı ile mahkumiyet kararı vermek için gereken şüpheden sanık yararlanır ilkesi arasındaki farka dikkat çekerek, tutuklama aşamasında delillerin eksiksiz toplanmasının beklenemeyeceğini hukuken tescil etmiştir.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, özellikle uzun tutukluluk şikayetlerinde tüketilmesi gereken olağan kanun yollarının altını çizmektedir. Kişi tahliye edildikten sonra tutukluluk süresinin makul olmadığı gerekçesiyle doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılamayacağı, öncelikle ilgili kanun uyarınca haksız tutuklama tazminatı davasının açılması gerektiği net bir dille ifade edilmiştir. Avukatlar ve vatandaşlar açısından bu durum, usule ilişkin stratejiler belirlenirken ikincillik ilkesine katı bir şekilde riayet edilmesi gerektiğini göstermekte; aksi takdirde başvuruların şekil şartlarından dolayı esastan incelenmeden kabul edilemez bulunacağı gerçeğini yargı pratiğine yerleştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir cinayet soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve failleri olay yerinden kaçıran aracı kullanan kişi olduğu iddiasıyla kasten öldürme suçuna iştirakten tutuklanan başvurucu, aleyhindeki kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunmadan hukuka aykırı şekilde tutuklandığını ileri sürmüştür. Cinayet olayının ardından faillerin olay yerinden kaçtığı aracın sürücüsü olmakla suçlanan başvurucu, delil durumu ve olayın niteliği gerekçe gösterilerek cezaevine gönderilmiştir. İlerleyen süreçte adli kontrol taleplerinin reddedildiğini ve tutukluluk süresinin makul olmadığını iddia etmiştir. Yaklaşık altı ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen ve nihayetinde yargılandığı ağır ceza mahkemesinde delil yetersizliğinden beraat eden başvurucu, haksız tutuklama, eksik inceleme ve uzun tutukluluk nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini öne sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş; ayrıca mülkiyet ve adil yargılanma gibi diğer bazı anayasal haklarının da zedelendiğini iddia ederek ihlal kararı verilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin hukukiliğini Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı çerçevesinde değerlendirmektedir. Bir tutuklama tedbirinin anayasal sınırlar içinde kalabilmesi için öncelikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 kapsamında yasal bir dayanağının bulunması, haklı bir amaca yönelmesi ve kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin olması şarttır. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, tutuklama kararında suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının esasına girildiği sonraki aşamalarda tartışılacak olan ve nihai mahkumiyete gerekçe oluşturacak olgular aynı düzeyde, katı bir ispat standardı ile değerlendirilmez. Kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin eksiksiz bir biçimde, şüpheye yer bırakmayacak seviyede toplanmış olması zorunlu değildir.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, tutukluluk süresinin kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddialarında, kişi bireysel başvuru tarihi itibarıyla tahliye edilmiş veya hükümlü hale gelmiş ise, asıl dava sonuçlanmamış olsa dahi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükmünde öngörülen tazminat davası yolu etkili bir hukuk yoludur. Bu tür şikayetlerin esastan incelenebilmesi için söz konusu idari ve yargısal yolların tüketilmeden doğrudan bireysel başvuruya konu edilmemesi, ikincillik ilkesi gereği zorunludur.

Diğer yandan, kişi henüz yargılama sürerken tahliye edilmiş ve beraat kararı henüz kesinleşmemişse, tutuklamanın baştan itibaren hukuki olmadığı iddiası bakımından 5271 sayılı Kanun m.141 yolunun tüketilmesi beklenmeden esastan inceleme yapılabilmektedir. Yargı mercilerinin, somut olayın koşulları ışığında kaçma şüphesi, suçun ağırlığı veya delilleri karartma ihtimalini dikkate alarak tutuklama yerine adli kontrolün yeterli olup olmayacağına dair ölçülülük değerlendirmesi yapması yasal bir gerekliliktir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucu, gerçekleşen bir kasten öldürme eylemi sonrasında olayın diğer asli şüphelilerini aracıyla olay yerinden uzaklaştırdığı ve olaydan yaklaşık yirmi dakika sonra aynı araçta diğer faillerle birlikte yakalandığı iddiasıyla tutuklanmıştır. Sulh Ceza Hakimliği tutuklama kararında, olay yeri görgü tespit tutanakları, güvenlik kamerası kayıtlarına yönelik incelemeler ile şüpheli ve tanık ifadelerini kuvvetli suç şüphesi olarak kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi, henüz delillerin tam olarak toplanmadığı soruşturma aşamasında, somut olgular içeren tanık anlatımlarının ve olayla bağlantılı diğer şüpheli ifadelerinin suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul edilmesinin hukuken temelsiz ve keyfi olmadığını vurgulamıştır.

Başvurucunun cinayete iştirak suçlamasıyla karşı karşıya kalması, isnat edilen kasten öldürme suçunun katalog suçlardan olması, kanunda öngörülen yaptırımın alt ve üst sınırlarının ağırlığı ve henüz ifadeleri alınmayan şahıslar ile olay yerinden sökülüp ulaşılamayan kamera kayıt cihazlarının varlığı dikkate alındığında, tutuklama nedenlerinin, delil karartma ve kaçma şüphesinin olgusal temellerinin bulunduğu değerlendirilmiştir. Olayın çok failli karmaşık yapısı ve soruşturmanın delil toplama sürecinin devam ediyor oluşu karşısında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin olay anında ölçülü olduğu, adli kontrol tedbirinin bu aşamada yetersiz kalacağına ilişkin yerel mahkeme takdirinin bariz bir takdir hatası içermediği tespit edilmiştir.

Öte yandan, tutukluluğun makul süreyi aştığı yönündeki şikayet bakımından, başvurucunun Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan bireysel başvuru inceleme tarihi itibarıyla halihazırda tahliye edilmiş olduğu hususu dikkate alınmıştır. Bu aşamada, yasal mevzuatta yer alan tazminat davası yoluna gitmesinin etkili ve olağan kanun yolu olarak tüketilmesi gereken bir yöntem olduğu açıkça belirtilmiştir. Başvurucu bu olağan hukuk yolunu usulüne uygun şekilde tüketmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurduğundan, bu kısım esastan incelenemeyerek reddedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği, makul sürede yargılanma hakkı ile diğer ihlal iddialarının ise başvuru yollarının tüketilmemesi ve kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedenleriyle kabul edilemez olduğu yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: