Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/31167 E. | 2017/3812 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/31167 E. 2017/3812 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/31167
Karar No 2017/3812
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma ve Ret
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Toplu iş sözleşmesi varken grev yapılamaz.
  • Kanuni şartları taşımayan iş bırakma yasadışıdır.
  • İşyeri işgali ve üretimi durdurma ölçüsüzdür.
  • Yasadışı eyleme katılan işçinin feshi haklıdır.

Bu karar, toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu bir işyerinde işçilerin kendi inisiyatifleriyle gerçekleştirdikleri iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yüksek Mahkeme, işçilerin demokratik itiraz ve hak arama hürriyetlerinin bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu hakkın kullanımının yasal sınırlar ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde kalması gerektiğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Sendikal rekabet veya ücret memnuniyetsizliği gibi gerekçelerle dahi olsa, yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi varken kanuni grev hakkının doğmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Böylece iş hukukunda fiili eylemlerin yasal statüsü berraklaştırılmıştır.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, yasadışı grev ve ölçüsüz eylemlerde işverenin fesih hakkının sınırlarını kesin hatlarla çizmektedir. İşçilerin işyerini terk etmemesi, üretimi engellemesi ve yasal olarak karşılanması mümkün olmayan taleplerde bulunması (yetkili sendikanın dışlanması gibi), hukuken korunan demokratik eylem sınırlarını aşan tutumlar olarak kabul edilmiştir. Benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda, eylemin işverene doğrudan zarar verme kastı taşıyıp taşımadığı ve alınan tedbirin ölçülülük kriterine uyup uymadığı her zaman temel belirleyici olacaktır. Karar, sendikal hakların kullanımının Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmasına rağmen, sınırları aşan fiili işyeri işgallerinin işverene derhal ve haklı fesih imkanı vereceği yönünde çok önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, üyesi olduğu yetkili sendikadan kendi rızasıyla istifa ettikten sonra işveren ve sendika yetkilileri tarafından kendisine ve diğer arkadaşlarına sistematik bir şekilde mobbing ve ağır psikolojik baskı uygulandığını iddia etmiştir. Bu baskılar neticesinde haksız ve dayanaksız yere işten çıkarıldığını belirten davacı, yapılan feshin geçersizliğine, eski işine iadesine ve ayrıca sendikal tazminata hükmedilmesi talebiyle mahkemeye başvurmuştur.

Karşı tarafta yer alan davalı işveren ise işçilerin, farklı şehirlerdeki fabrikalarda gerçekleşen ücret artışlarından etkilenerek tamamen yasadışı bir şekilde üretimi durdurduklarını, işyerini topluca işgal ettiklerini ve yetkili sendikanın devre dışı bırakılması gibi yasal olarak kabulü kesinlikle imkansız taleplerde bulunduklarını açıkça savunmuştur. İşveren, tüm iyi niyetli uyarılara rağmen günlerce eyleme son vermeyen işçilerin iş sözleşmelerinin mecburi ve haklı nedenle feshedildiğini öne sürmüş, davanın temel uyuşmazlığı bu eylemlerin demokratik hak arama sınırlarında kalıp kalmadığı sorusu üzerinde kilitlenmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözerken özellikle sendikal haklar, grev hakkının yasal dayanakları ve toplu iş sözleşmesi mevzuatını temel alarak detaylı bir hukuki inceleme yapmıştır. Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan en önemli ve ana kural, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 hükmüdür. İlgili kanun maddesine göre; işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi tamamen bırakmaları grev olarak tanımlanmaktadır. Yine aynı kanun kapsamında kanuni grev hakkı, ancak ve ancak toplu iş sözleşmesinin yapılması aşamasında bir uyuşmazlık çıkması halinde geçerli olarak kullanılabilir. Kanuni şartlar ve süreçler gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi yasadışı grev olarak kabul edilmektedir.

Bununla birlikte Yargıtay, işçilerin bireysel ve toplu haklarını korumaya yönelik barışçıl ve demokratik toplu eylem haklarının bulunduğunu da hatırlatmaktadır. Bu haklar, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 hükümleri kapsamında yüksek bir güvence altındadır. Ancak bu anayasal ve uluslararası hakkın kullanımının temel ve vazgeçilmez şartı, eylemin işverene özel olarak kasıtlı bir zarar verme amacı içermemesi ve demokratik sınırlar içinde kalarak mutlaka ölçülü olmasıdır.

Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, halihazırda yürürlükte yasal bir toplu iş sözleşmesi varken ve yetkili bir sendika faaliyet gösteriyorken, yasal yetkisi olmayan bir grubun temsilci olarak tanınmasını talep etmek hukuken olanaklı değildir. İşçilerin demokratik sınırı aşıp fabrika binasını işgal ederek üretimi felce uğratmaları durumunda ise, işverenin 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II düzenlemesi uyarınca iş sözleşmesini tazminatsız ve haklı nedenle derhal fesih hakkı doğmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan kapsamlı dosya incelemesinde, işyerinde 01.09.2014 – 31.08.2017 tarihleri arasında yasal olarak yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunduğu ve dolayısıyla ortada kanuni bir grev kararının alınabileceği bir ortamın mevcut olmadığı kati olarak tespit edilmiştir. Davacı işçinin de aralarında bulunduğu kalabalık grubun, ülke genelindeki başka işyerlerinde yaşanan ücret artışlarından yola çıkarak kendi sendikalarından istifa ettikleri ve gayri resmi olarak kendi belirledikleri temsilcilerin muhatap alınmasını istedikleri görülmüştür.

Yüksek Mahkeme, eyleme doğrudan dayanak yapılan yetkili sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması ve yasadan kaynaklanmayan bağımsız temsilcilerin işverence resmen tanınması gibi taleplerin, toplu iş sözleşmesi sisteminin işlediği bir hukuk düzeninde kabulünün mümkün olmadığını açıkça ifade etmiştir. Somut olayda 150 kişilik bir işçi grubunun fabrika üretim alanını terk etmeyerek durumu bir fiili işgal eylemine dönüştürdüğü, üretimi yasadışı yollarla durdurduğu ve işverenin tüm sağduyu çağrılarına karşın sloganlarla diyaloğu kapattığı anlaşılmıştır. Emniyet güçlerinin son çare olarak müdahalesiyle ancak sona erdirilebilen bu iş bırakma ve işyeri işgali eylemi, zamanlaması, eylemin uzun süresi ve fabrikadaki katılımcı sayısı hep birlikte dikkate alındığında hukukun aradığı ölçülülük ilkesinden tamamen uzak bulunmuştur.

Bunun yanı sıra, işçilerin gerçekleştirdiği fiili eylemin barışçıl ve demokratik bir tepki sınırını fersah fersah aştığı, üretime doğrudan zarar verici boyuta ulaştığı ve asıl hedefin işverenden ziyade yetkili sendika olduğu dinlenen tanık beyanlarıyla da kesin olarak doğrulanmıştır. Davalı işverenin, sözleşmedeki fesih prosedürünü işleterek sadece eyleme bizzat katıldığı tespit edilen işçileri işten çıkardığı, sendikalı veya sendikasız ayrımı yaparak yetkili sendikayı haksız korumaya yönelik herhangi bir dahlinin bulunmadığı saptanmıştır. Bu sarsılmaz hukuki gerçekler ışığında, ilk derece mahkemesinin söz konusu ölçüsüz eylemi hak arama özgürlüğü çerçevesinde barışçıl bularak hatalı değerlendirme yapması ve işe iadeye karar vermesi yasaya aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yasadışı eyleme katılan işçi açısından feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını ortadan kaldırarak davanın kesin olarak reddedilmesi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: