Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31168 E. 2017/3813 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31168 |
| Karar No | 2017/3813 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni şartları taşımayan iş bırakma eylemi yasadışıdır.
- Toplu eylemlerin ölçülü ve barışçıl olması zorunludur.
- Sendikaya yönelik işgal eylemi işverene karşı korunamamaktadır.
- Yasadışı greve katılan işçinin feshi haklı nedendir.
Bu karar, toplu iş sözleşmesi sürecinin sona ermediği ve yetkili sendikanın hâlihazırda bulunduğu işyerlerinde, işçilerin kendi inisiyatifleriyle gerçekleştirdikleri iş bırakma eylemlerinin hukuki niteliğini netleştirmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay, işçilerin anayasal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan demokratik tepki haklarının sınırsız olmadığını, bu hakların kullanımında ölçülülük ve işverene zarar vermeme kriterlerinin belirleyici olduğunu vurgulamıştır. İşyerini terk etmeme şeklindeki eylemlerin barışçıl niteliğini kaybettiği kabul edilmiştir.
Karar, salt yetkili sendikaya duyulan tepki nedeniyle başlatılan yasadışı eylemlerin sonuçlarının işverene yansıtılamayacağını kesin bir dille ortaya koymaktadır. İşverenin muhatap olmadığı bir sendikal uyuşmazlığın bedelini üretim kaybıyla ödemesinin beklenemeyeceği belirtilerek, mülkiyet ve girişim özgürlüğü ile iş barışı korunmuştur.
Benzer davalar açısından bu içtihat, yasadışı grev ve işgallerde işverenin haklı fesih yetkisini somutlaştıran güçlü bir emsal niteliğindedir. İşçilerin, yasal dayanağı olmayan kendi seçtikleri temsilcilerin tanınması gibi hukuken karşılanması imkansız taleplerle üretimi durdurmalarının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshine dayanak oluşturacağı açıkça ifade edilmiştir.
Uygulamada, ILO sözleşmeleri ve Anayasa hükümlerinin işçiler lehine çok geniş yorumlanması eğilimine önemli bir sınır çizen bu karar, demokratik protesto ile yasadışı eylem arasındaki ince çizgiyi belirginleştirmiştir. İş mahkemelerinin salt eylemin şiddet içermediği gerekçesiyle verdiği işe iade kararlarının, ölçülülük ilkesi gözetilerek üst dereceli mahkemelerden döneceği netleşmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işverene ait fabrikada çalışırken, üyesi olduğu yetkili sendikadan istifa eden arkadaşlarıyla birlikte birtakım psikolojik baskılara maruz kaldığını iddia etmiştir. Davacı, iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz bir şekilde feshedildiğini ileri sürerek işe iadesi talebiyle dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde yatan olay, işçilerin yetkili sendikaya tepki göstererek kendi aralarından seçtikleri sözcülerin işveren tarafından muhatap alınmasını talep etmeleri ve bu taleplerin reddedilmesidir.
İşveren tarafı ise, işçilerin fabrikada yasadışı bir şekilde üretimi durdurduklarını, kendilerine sağlanan ek maddi desteklere ve yapılan tüm yasal uyarılara rağmen çalışma alanını günlerce terk etmeyerek fabrikayı işgal ettiklerini savunmuştur. Buna dayanarak işveren, eylemin yasadışı grev niteliğine dönüşmesi, iş barışının ve can güvenliğinin tehlikeye girmesi sebepleriyle iş sözleşmelerinin haklı nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kural, grev hakkının yasal sınırları ile anayasal ve uluslararası düzeyde korunan barışçıl toplu eylem hakkının kapsamıdır. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 hükmü uyarınca, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Aynı yasal düzenlemeye göre, kanuni şartları taşımadan ve yasal prosedürler izlenmeden yapılan grevler yasadışı grev olarak kabul edilmektedir.
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, Anayasa m.54 ve milletlerarası antlaşmaları iç hukuka dâhil eden Anayasa m.90 hükümleri çerçevesinde, işçilerin sosyal ve ekonomik haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunduğu doktrinde ve yargı kararlarında kabul edilmektedir. Ancak yerleşik içtihat prensiplerine göre, bu eylemlerin anayasal ve uluslararası korumadan yararlanabilmesi için mutlaka belirli sınırlar içinde kalması gerekmektedir.
Bir eylemin hukuken meşru kabul edilebilmesi için öncelikle işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve başvurulan yöntemin ölçülü olması şarttır. Toplu iş sözleşmesinin zaten yürürlükte olduğu bir dönemde, yetkili sendikanın taraf olmadığı ve doğrudan sendika içi çekişmelerden kaynaklanan taleplerle üretimin fiilen durdurulması yasal dayanaktan yoksundur. Barışçıl olma sınırını aşan, işyerini fiilen işgal etme niteliğine bürünen ve hak arama hürriyetindeki ölçülülük ilkesini açıkça ihlal eden toplu eylemler, işveren açısından iş sözleşmesini haklı nedenle fesih imkanı doğurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, dava dosyası kapsamındaki olayları incelerken davalı işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunduğunu ve uyuşmazlığın bu sözleşmeye ilişkin yasal bir grev hakkı kullanımı olmadığını kesin olarak belirlemiştir. Dosya kapsamındaki delillere ve özellikle tanık beyanlarına göre, işçilerin başlattığı iş bırakma ve fabrika binasından günlerce çıkmama şeklindeki eylemin doğrudan işverene yönelik olmadığı, asıl tepkinin o dönemde işyerinde yetkili olan sendikaya karşı gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.
Yargıtay tarafından yapılan detaylı incelemede, eyleme katılan işçilerin işverenden sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılmasını ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan kendi temsilcilerinin resmen muhatap alınmasını talep ettikleri görülmüştür. Bu tür taleplerin, toplu iş sözleşmesinin ve sendika yetkisinin yürürlükte olduğu bir düzende işverence yasal olarak karşılanmasının mümkün olmadığı açıkça vurgulanmıştır. Fabrika binasından çıkmama şeklindeki fiili işgal eyleminin süresi, katılımın kalabalıklığı ve zamanlaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, eylemin ölçülülük sınırını aştığı ve yasal bir barışçıl eylem olmaktan çıktığı sonucuna varılmıştır.
İşverenin, yasalar çerçevesinde sağduyu çağrıları ve mesaj yoluyla gerekli tüm uyarılarda bulunduğu, yasadışı eyleme katılanları tespit ederek iç fesih prosedürünü adil biçimde işlettiği kanaatine varılmıştır. Kaldı ki, işverenin sendikalı işçiler lehine taraf tuttuğuna veya sendika değiştiren işçilere karşı kasıtlı bir mobbing uyguladığına dair dosyada somut hiçbir inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmıştır. Yerel mahkemenin, eylemi hak arama özgürlüğü kapsamında barışçıl sayarak işe iade yönünde verdiği karar bu yönüyle hukuka aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yasadışı grev ve işgal niteliğindeki ölçüsüz eylemlerin haklı fesih nedeni oluşturduğu gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.