Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31182 E. 2017/3827 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31182 |
| Karar No | 2017/3827 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Toplu eylem hakkı her zaman ölçülülük ilkesiyle sınırlıdır.
- Kanuni şartları taşımayan fiili iş bırakma eylemi yasadışıdır.
- İşverene kastla zarar veren ölçüsüz eylemler hukuken korunmaz.
- Yasa dışı eyleme katılım doğrudan haklı fesih nedenidir.
Bu karar, işyerinde meydana gelen toplu iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki niteliğini ve işverenin fesih hakkını net bir şekilde ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Sendikal hakların kullanımı ve demokratik tepki hakkı ile işverenin mülkiyet ve yönetim hakkı arasındaki ince çizgi, somut olayda ölçülülük ve yasa dışılık kavramları üzerinden titizlikle değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken ve yasanın aradığı kanuni grev şartları oluşmadan yapılan fiili iş bırakma eylemlerinin, hukuken korunan bir hak olmadığını ve doğrudan yasa dışı grev niteliğinde olduğunu açıkça teyit etmektedir.
Benzer davalarda bu karar, işçilerin toplu eylem ve ifade özgürlüğü haklarının mutlak ve sınırsız olmadığını gösteren oldukça güçlü bir emsal niteliğindedir. İşçilerin anayasal ve uluslararası sözleşmelerden doğan barışçıl eylem hakları bulunmakla birlikte, bu hakkın işverene veya işyerine özel bir zarar verme kastı taşımaması, kesinlikle ölçülü olması ve yasal sınırlar içinde kalması gerektiği vurgulanmıştır. İşyerini uzun süre terk etmeme ve üretimi durdurma gibi ölçüsüz kabul edilen eylemlerin işverene doğrudan haklı fesih imkânı tanıdığı içtihat altına alınarak, uygulamadaki işçi-işveren uyuşmazlıklarında yasa dışı eylemlere fiili katılımın istihdam ilişkisinde doğuracağı ağır sonuçlar bir kez daha net biçimde hatırlatılmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı şirkete karşı feshin geçersizliği ve işe iade talebiyle dava açmıştır. Davacı, işyerinde yetkili olan sendikadan istifa etmesi nedeniyle işveren temsilcileri tarafından kendisine sürekli bir baskı ve mobbing uygulandığını, asılsız dedikodular çıkarıldığını ve bu yıpratma sürecinin sonunda iş sözleşmesinin haksız bir şekilde feshedildiğini öne sürmüştür.
Buna karşılık davalı işveren, davacı işçinin iddialarının tamamen asılsız olduğunu, fabrikada yasa dışı bir iş bırakma eyleminin başlatıldığını ve üretimin durdurulduğunu ifade etmiştir. İşveren ayrıca, işçilerin tüm uyarılara ve idari izin verilmesine rağmen işyerini terk etmeyerek işgal eylemine devam ettiğini, taleplerinin yasal olarak karşılanmasının mümkün olmadığını ve bu sebeple sözleşmenin haklı nedenle sona erdirilmek zorunda kalındığını savunmuştur. Davacı ise işverenin bu iddialarını reddederek haksız feshin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle toplu eylem, yasa dışı grev ve iş sözleşmesinin haklı nedenle feshi kurallarını dikkate almıştır. Uyuşmazlığın temel dayanaklarından biri 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 hükmüdür. Bu maddeye göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanır. Kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan bu tür fiili eylemler ise yasa dışı grev olarak nitelendirilmektedir.
Mahkeme, bireysel ve toplu iş hukukuna dair hakların savunulması için işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem haklarının bulunabileceğini; bu durumun uluslararası antlaşmalar ile Anayasa'nın bir gereği olduğunu kabul etmektedir. Ancak yerleşik içtihat prensiplerine göre, bu hakkın kullanımı mutlak veya sınırsız değildir. İşçiler tarafından gerçekleştirilen eylemin meşru ve hukuka uygun sayılabilmesi için işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve demokratik sınırları aşmayarak mutlaka ölçülü olması zorunludur.
Yasa dışı grev ve işyeri işgali durumunda, işverenin 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II bendi ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.70 hükümleri çerçevesinde iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız fesih hakkı doğmaktadır. İşverenin üretim düzeni ve işyeri güvenliği tehlikeye düştüğünde, yasal prosedürleri uygulayarak eyleme katılanları tespit etmesi ve eşitlik ilkesine uygun davranarak fesih hakkını kullanması hukuka uygun kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki deliller ve somut olayın gelişimini detaylı bir biçimde inceleyerek önemli tespitlerde bulunmuştur. İlk olarak, davalı işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu ve taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın kanuni bir grev hakkının kullanımına dayanmadığı tespit edilmiştir. İşyerinde meydana gelen ve ancak emniyet güçlerinin müdahalesiyle son bulan eylem, fabrika binasından çıkmama ve yasa dışı şekilde üretimi durdurma şeklinde gerçekleşmiştir.
Yüksek Mahkeme, eylemin zamanlaması, katılımcı sayısı ve üç gün gibi oldukça uzun bir süre devam etmesi göz önüne alındığında, gerçekleştirilen toplu iş bırakma eyleminin barışçıl demokratik tepki sınırlarını aştığı ve ölçülü olmaktan son derece uzak olduğu sonucuna varmıştır. Tanık beyanlarına göre, eylemin asıl muhatabının işverenden ziyade işyerinde yetkili olan sendika olduğu; işçilerin sendika temsilcilik odalarının kaldırılması ve kendi gayriresmi temsilcilerinin muhatap alınması gibi, yürürlükteki yasal mevzuata göre işverenin karşılaması hukuken mümkün olmayan talepler ileri sürdüğü belirlenmiştir.
Davalı işverenin bu zorlu süreci yönetirken eşitlik ilkesine ve yasalara uygun davrandığı da mahkemenin dikkatinden kaçmamıştır. İşverenin, sendikalı işçiler ile sendikadan istifa eden işçiler arasında kasıtlı bir ayrım yaptığına veya eyleme katılanlar arasından sadece belirli kişileri seçerek işten çıkardığına dair somut hiçbir delil bulunamamıştır. Aksine, işverenin eyleme katıldığını tespit ettiği tüm işçilere yönelik fesih prosedürünü standart ve objektif bir şekilde işlettiği saptanmıştır. Olayların gelişim seyri, işgaliye eyleminin ulaştığı boyut ve iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından imkansız hale gelmesi nedenleriyle yapılan fesih işleminin hukuka uygun olduğu vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin davanın kabulüne dair hükmünün hatalı olması nedeniyle kararı bozmuştur.