Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31183 E. 2017/3828 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31183 |
| Karar No | 2017/3828 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanun dışı grev haklı fesih nedenidir.
- Demokratik eylem hakkı ölçülülük sınırını aşamaz.
- İşyeri işgali barışçıl eylem kapsamında değerlendirilemez.
- Yasal olmayan talepler için iş bırakılamaz.
Bu karar, işyerinde sendikal nedenlerle veya ücret eşitsizliği iddialarıyla başlatılan fiili iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına ve yasal yolların açık olmasına rağmen, işçilerin kendi aralarında organize olarak üretimi durdurmasını ve uyarıları dikkate almayarak fabrikayı terk etmemesini açık bir kanun dışı grev olarak nitelendirmiştir. Demokratik hak arama hürriyetinin ve barışçıl toplanma hakkının varlığı hukuk sistemimizde kabul edilmekle birlikte, bu hakkın kullanımının daima ölçülülük ilkesine tabi olduğu ve işverene telafisi imkansız zararlar verme kastı taşımaması gerektiği vurgulanmıştır.
Emsal niteliğindeki bu karar, toplu iş hukuku uyuşmazlıklarında işçilerin barışçıl eylem sınırlarını aşarak işyerini işgal etmelerinin işverene derhal haklı fesih imkânı verdiğini göstermesi bakımından uygulayıcılar için büyük önem taşımaktadır. Özellikle taleplerin muhatabının işveren değil de yetkili sendika olduğu, işverenin mevcut toplu iş sözleşmesi hükümleriyle bağlı bulunduğu durumlarda, işverenin hukuken karşılanması imkânsız taleplerle üretimden alıkonulması yasal olarak korunmamıştır. Uygulamada, iş barışını bozan, işyeri güvenliğini tehlikeye atan ve yasa dışı hal alan fiili eylemlere katılan işçilerin iş sözleşmelerinin tazminatsız şekilde feshedilebileceği bu kararla bir kez daha yerleşik içtihat haline getirilerek çalışma hayatındaki sınırlar çizilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirkete ait fabrikada çalışırken iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz bir şekilde feshedildiğini ileri sürerek işverene karşı dava açmıştır. İşçinin mahkemedeki iddiasına göre, feshin asıl ve gizli nedeni işyerinde yetkili olan sendikadan kendisinin ve arkadaşlarının istifa etmesidir. Davacı, bu istifa süreci sonrasında işveren ile sendika temsilcilerinin ortaklaşa hareket ederek istifa eden işçilere yönelik ciddi psikolojik baskılar (mobbing) uyguladığını, işyerinde yalnızlaştırma politikası güdüldüğünü öne sürmüştür. İşçi, bu asılsız iddialar ve baskılar neticesinde işine son verildiğini belirterek feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sendikal tazminatın tarafına ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Buna karşılık davalı işveren ise feshin kesinlikle sendikal bir nedene dayanmadığını, işçilerin yasa dışı olarak topluca iş bıraktığını, üretimi durdurduğunu ve işyerini işgal ettiğini savunmuştur. İşveren, iyi niyetli görüşme çabalarına rağmen yasalara aykırı olan bu eylemlerin sona erdirilmemesi üzerine, can ve mal güvenliğini sağlamak, ülke ekonomisinin daha fazla zarar görmesini engellemek amacıyla sözleşmelerin haklı nedenle feshedildiğini öne sürmüştür.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin ve Yargıtay'ın uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki düzenlemelerin başında 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 gelmektedir. İlgili maddeye göre; işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmalarına grev denir. Kanuni grev şartları gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi ise yasa dışı grev (kanun dışı grev) olarak kabul edilir ve yasalarca korunmaz.
Yargıtay içtihatlarına göre, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl eylem yapma hakları bulunabileceği, bu hakkın uluslararası sözleşmeler (87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı) ve Anayasa'nın güvencesi altında olduğu tartışmasızdır. Ancak bu eylemlerin hukuka uygun sayılabilmesi için eylemin ölçülülük ilkesine tam anlamıyla uygun olması, barışçıl niteliğini koruması ve işverene özel olarak zarar verme kastı taşımaması zorunludur. Ölçülülük sınırını aşan, işyeri işgaline dönüşen fiiller bu koruma kapsamından çıkar.
Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II hükümleri gereğince, işçilerin doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması, işyerinde asayişi bozması işverene haklı nedenle derhal fesih hakkı tanır. Somut uyuşmazlıkta 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 70 kuralı da doğrudan devreye girmektedir; zira kanun dışı greve katılan, bu grevi teşvik eden veya işyeri işgalini sürdüren işçilerin iş sözleşmeleri işveren tarafından haklı nedenle tazminatsız olarak feshedilebilir. Yerleşik içtihatlar, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken ve yetkili sendika devredeyken, işçilerin hukuken tanınması imkânsız gayri resmi bir temsil heyeti oluşturarak üretimi durdurmalarını hak arama özgürlüğü içinde değerlendirmemektedir. İşverenin mülkiyet ve girişim özgürlüğünü açıkça ihlal eden işyeri işgalleri mutlak surette haklı fesih sebebi oluşturur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay incelemesi neticesinde, davalı işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yasal olarak geçerli olan bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu ve bu sözleşmenin taraflarca imzalanarak yürürlüğe girmiş olduğu tespit edilmiştir. Dosya kapsamındaki deliller ve tanık beyanları doğrultusunda, metal sektöründeki başka işyerlerinde yaşanan yüksek oranlı ücret artışlarından etkilenen işçilerin, davalı işyerinde de benzer taleplerle toplu eyleme geçtikleri görülmüştür. İşçiler, mevcut yetkili sendikadan istifa ederek kendilerine gayri resmi temsilciler seçmiş ve bu sözcülerin işverence protokolle tanınmasını, sendika temsilcilik odasının kaldırılmasını talep etmişlerdir. Yürürlükteki toplu iş sözleşmesi ve sendikalar mevzuatı gereği yasal olarak karşılanması imkânsız olan bu taleplerin reddedilmesi üzerine işçiler, üretimi durdurmuş ve mesai bitiminde dahi fabrika binasını terk etmeyerek eylemi bir işgal eylemine dönüştürmüşlerdir.
Yargıtay, işçilerin gerçekleştirdiği bu eylemin niteliği, katılan kişi sayısı, eylemin günlerce sürmesi ve fabrika binasından çıkmama şeklindeki yasa dışı işyeri işgali dikkate alındığında, eylemin ölçülülük ilkesinden tamamen uzaklaştığını ve barışçıl olma özelliğini yitirdiğini vurgulamıştır. Ayrıca, tanık beyanlarına göre eylemin asıl hedefinin işveren değil, doğrudan doğruya işyerinde yetkili olan sendika olduğu tespit edilmiştir. İşverenin, söz konusu yasa dışı eyleme katılan işçileri SMS, sözlü ve yazılı yollarla defalarca uyardığı, yasal sınırlar içinde maddi iyileştirmeler taahhüt ettiği ancak işçilerin "ölmek var dönmek yok" sloganlarıyla işbaşı yapmamakta ısrar ettiği görülmüştür.
Tüzel kişiliği bulunmayan ve yasadan kaynaklanmayan bağımsız bir işçi topluluğunun sözcülerinin işverence resmi muhatap olarak tanınması hukuken ve fiilen mümkün değildir. İşverenin, çalışanların can güvenliğini ve işletmenin mal güvenliğini tehlikeye atan, yasa dışı grev niteliğindeki bu eyleme katılan işçilerin iş sözleşmelerini haklı nedenle feshetmesi yerinde bulunmuştur. Ayrıca işverenin sendikalı işçileri kayırdığına, sendika lehine taraf tuttuğuna veya iddia edildiği gibi mobbing uyguladığına dair hiçbir somut delil de dosyaya yansımamıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işçinin kanun dışı grev niteliğindeki ölçüsüz eylemi nedeniyle işverenin gerçekleştirdiği feshin haklı nedene dayandığını belirterek, yerel mahkemenin verdiği yanılgılı işe iade kararını bozmuştur.