Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2025/601 E. | 2025/2907 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/601 E. 2025/2907 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/601
Karar No 2025/2907
Karar Tarihi 19.03.2025
Dava Türü Alacak (İşçi ve İşveren İlişkisinden Kaynaklanan)
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Tanıkların dinlenmemesi hukuki dinlenilme hakkının ihlalidir.
  • İşverenle davası olmak tanıklığa engel değildir.
  • Tanık sınırlaması davayı uzatma amacı varsa uygulanır.
  • Hazır edilen tanığın dinlenmemesi adil yargılanmayı zedeler.

Bu karar, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda delillerin toplanması aşamasında mahkemelerin takdir yetkisinin sınırlarını net bir şekilde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, usul ekonomisi gerekçesiyle mahkemelerin keyfi olarak tanık sayısını sınırlayamayacağını, özellikle adliye koridorunda duruşma günü hazır edilen tanıkların dinlenilmesinden kaçınılmasının hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlali olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ayrıca, işverenle husumeti veya aynı türden davası bulunan kişilerin tanıklığına peşinen itibar edilmemesi ve bu kişilerin hiç dinlenmemesi usul hukukuna aykırı bulunmuştur. Hâkimin asıl görevi, tanıkları baştan reddetmek değil, beyanlarını detaylıca dinledikten sonra dosya kapsamıyla birlikte serbestçe değerlendirmektir.

Uygulamadaki emsal etkisi açısından bu içtihat, mobbing, eşit işlem borcuna aykırılık ve irade fesadı gibi ispatı zorlu iddiaların yer aldığı seri iş davalarında kritik bir yasal güvence sağlamaktadır. İş mahkemelerinin, benzer davaları olan emsal işçi tanıklarını "dosyaya katkı sağlamaz" diyerek reddetme pratiğinin önüne geçilmiştir. Avukatlar ve hukuk profesyonelleri için bu karar, duruşmada bizzat hazır edilen tanıkların haksız yere reddedilmesi durumunda "adil yargılanma hakkı ihlali" iddiasının ne kadar güçlü ve mutlak bir bozma sebebi olabileceğini göstermektedir. Bu yönüyle karar, iş yargılamasında silahların eşitliği ilkesini tahkim etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, uzun yıllar hizmet verdiği iş yerinde kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen yasal düzenleme sonrasında emekliliğe hak kazanmıştır. Ancak işverenin, emekli olan personelle çalışmaya devam etmek istemediğini açıkça belirtmesi üzerine işçi, kurulan sistematik baskı sonucunda emeklilik kodundan çıkış işlemlerine imza atmak zorunda kalmıştır. İşçi, işten ayrılış sürecinde işverenle yürütülen ihtiyari arabuluculuk tutanağının iradesi fesada uğratılarak, gerçek bir müzakere ortamı yaratılmadan alındığını ileri sürmüştür.

Ayrıca, iş akdi feshedilen bazı işçilere 5, 7 veya 9 ay gibi süreleri kapsayan ek ücret menfaatleri sağlanırken, kendisine ve belirli bir işçi grubuna bu menfaatin verilmediğini iddia etmiştir. Bu ayrımcılığın eşit davranma borcuna ve işyeri uygulamalarına açıkça aykırı olduğu savunulmuştur. Tüm bu nedenlerle işçi, ihtiyari arabuluculuk sözleşmesinin iptali ile ödenmeyen ek menfaat alacağı ve eksik hesaplanan kıdem ve ihbar tazminatı farklarının tahsili talebiyle dava açmıştır. İşveren tarafı ise ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinin hukuka uygun tamamlandığını, üzerinde anlaşılan konularda dava açılamayacağını ve ek menfaatin bir işyeri uygulaması niteliği taşımadığını savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, taraflar arasındaki bu kapsamlı uyuşmazlığı çözerken esasa girmeden önce, yargılamanın temel usul kurallarından olan adil yargılanma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde kritik değerlendirmeler yapmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en vazgeçilmez unsurlarından biri, tarafların iddia ve savunmalarını mahkemeye özgürce sunabilmesidir. Bu evrensel anayasal ilke, ulusal usul hukukumuzda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile "hukuki dinlenilme hakkı" başlığı altında yasal bir zemine kavuşturulmuştur. Bu hak, davanın taraflarına kendi haklarıyla bağlantılı olarak mahkemeye açıklama yapma ve iddialarını ispat etme güvencesini doğrudan tanır. Silahların eşitliği ilkesi gereği, her iki tarafın delillerinin toplanması, tartışılması ve değerlendirilmesi adaletin görünür kılınması için zorunludur.

Bununla birlikte, kanun koyucu usul ekonomisini sağlamak ve davayı kötü niyetle uzatma çabalarını engellemek amacıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmünü de hukuk sistemimize dâhil etmiştir. Bu istisnai maddeye göre mahkeme, gösterilen tanıklardan yalnızca bir kısmının dinlenmesiyle ispat edilmek istenen vakıa hakkında yeterli derecede vicdani kanaate ve bilgiye ulaştığı takdirde, listelenen geri kalan tanıkların dinlenilmemesine karar verebilir. Ancak Yargıtay içtihatlarında da yerleştiği üzere bu yetki asla sınırsız veya keyfi değildir; temel gaye, sadece tarafın davayı sürüncemede bırakma yönündeki art niyetli çabalarını usul kurallarıyla önlemektir. İş hukuku pratiklerinde, işverene karşı husumeti olan veya kendi davası bulunan bir işçinin tanık olarak dinlenmesine yönelik yasal bir engel kesinlikle bulunmamaktadır. Hâkim, tanık beyanlarının doğruluğunu peşinen reddetmek yerine, ifadeyi dinledikten sonra diğer dosya delilleriyle birlikte serbestçe takdir etmekle mükelleftir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut yargılama sürecinde, davacı işçi maruz kaldığı irade fesadı, mobbing ve ayrımcılık iddialarını ispatlamak amacıyla mahkemeye on kişilik bir tanık listesi sunmuş, bizzat duruşma gününde de bazı tanıklarını salon kapısında hazır bulundurmuştur. Ancak İlk Derece Mahkemesi, bu listede yer alan tanıklardan sadece iki tanesini dinleyerek tahkikatı tamamlamış ve davayı reddetmiştir. Mahkeme, dinlenmeyen diğer tanıkların reddedilme gerekçesi olarak; bu kişilerin işverenle kendi aralarında süregelen seri davalarının bulunmasını, aynı EYT dönemi kapsamında işten ayrılmış olmalarını ve husumetli konumda yer almalarını göstermiştir. Bu kişilerin dinlenmesinin dosyanın esasına yeni bir katkı sağlamayacağı belirtilerek 6100 sayılı Kanun m.241 hükmüne dayanılarak talep reddedilmiştir. İstinaf başvurusu neticesinde Bölge Adliye Mahkemesi de yerel mahkemenin bu usuli yaklaşımını yerinde bularak istinaf talebini esastan reddetmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise yaptığı temyiz incelemesinde bu uygulamanın usul, yasa ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu detaylarıyla tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme kararında çok net bir şekilde vurgulandığı üzere, 6100 sayılı Kanun m.241 hükmünün yegane amacı davayı gereksiz yere uzatmaya yönelik kötü niyetli girişimleri engellemektir. Oysa duruşma tutanaklarına yansıyan somut gerçekliğe göre, davacı vekili dinlenmeyen tanıkların adliye koridorunda, duruşma salonu kapısında bizzat hazır olduğunu beyan etmiştir. Fiziken hazır edilen tanıkların derhal dinlenmesinin yargılamayı uzatma amacı taşımayacağı gün gibi ortadadır. Dahası, işçilik alacaklarına bir an evvel kavuşmak isteyen mağdur bir işçinin kendi davasını kasten uzatmak isteyeceği varsayımı hayatın olağan akışına bütünüyle aykırıdır.

Bunun yanında, dinlenmeyen tanıkların işverenle aralarında seri mahiyette davalar bulunması veya husumetli bir konumda yer almaları, onların tanıklık yapmalarına hukuken engel teşkil eden bir durum değildir. Yargıtay, usul mevzuatımızda "davalı ile davası olan kişinin tanık olarak dinlenemeyeceğine" dair hiçbir yasak veya kısıtlama bulunmadığını kesin bir dille ifade etmiştir. İki tanığın beyanıyla işçinin iddialarının ispatlanamadığı sonucuna varıp davayı reddeden mahkemenin, aslında "iddialar hakkında yeterli bilgi edinemediği" açıkken kalan sekiz tanığı dinlemekten vazgeçmesi son derece çelişkilidir. Yeterli kanaat oluşmadığı durumlarda geri kalan tüm tanıkların eksiksiz dinlenmesi yasal bir mecburiyettir. Aksi tutum, işçinin ispat hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlalidir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını ortadan kaldırarak İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: