Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Nadir Filoğlu | BN. 2020/37553

Karar Bülteni

AYM Nadir Filoğlu BN. 2020/37553

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/37553
Karar Tarihi 28.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın temelidir.
  • Belirleyici tanığın duruşmada dinlenmemesi hak ihlalidir.
  • Sanıktan masumiyetini ispat etmesi beklenemez.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz.

Bu karar, idari yaptırımlara karşı açılan iptal davalarında veya ceza yargılamalarında, aleyhe beyanda bulunan ve karara belirleyici ölçüde etki eden tanıkların duruşmada dinlenmesinin ve sanık tarafından sorgulanabilmesinin adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir unsuru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sadece kolluk görevlilerince tutulan tutanağa dayanılarak ve tutanakta adı geçen tanığın mahkeme huzuruna getirilip dinlenilmesine imkân sağlanmadan idari para cezası verilmesini ve buna karşı yapılan itirazın reddedilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Karar, aynı zamanda kişinin susma ve kendini suçlamama hakkına vurgu yaparak, delil toplama yükümlülüğünün bizzat idareye ait olduğunu, sanıktan veya kabahatli olduğu iddia edilen kişiden masumiyetini ispat etmesinin beklenemeyeceğini teyit etmektedir.

Benzer davalarda bu karar, özellikle kolluk tutanaklarına dayanılarak verilen idari yaptırım kararlarının yargısal denetiminde oldukça önemli bir emsal teşkil edecektir. Mahkemeler, yaptırıma dayanak olan tutanakların aksinin iddia edilmesi hâlinde, tutanakta ismi geçen ve iddialara temel oluşturan kişileri dinlemek ve savunma tarafına bu kişileri sorgulama imkânı tanımak zorundadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan, idarenin delil sunma yükümlülüğünü yerine getirmeyip ispat külfetinin vatandaşa yüklenmesi şeklindeki hatalı yargı pratiklerinin önüne geçilmesi açısından bu içtihat büyük bir öneme sahiptir. Karar, tanık sorgulama hakkının sınırlandığı istisnai hâllerde, sanığa yeterli dengeleyici güvencelerin sunulması gerektiği prensibini idari para cezası süreçlerine de kesin bir biçimde yerleştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, Bilecik'te bir büfe işleten başvurucunun, saat 22.00'den sonra alkollü içki satışı yaptığı gerekçesiyle idari para cezasına çarptırılmasıyla başlamıştır. Kolluk görevlileri, gece saat 23.45 sularında büfeden çıkan yabancı uyruklu bir şahsın elinde şarap bulunduğunu görmüş ve şahsın bu içkiyi büfeden aldığını beyan etmesi üzerine idari yaptırım tutanağı düzenlemiştir. Bu tutanağa dayanılarak ilgili idare tarafından başvurucuya yüklü miktarda idari para cezası kesilmiştir.

Başvurucu, bahse konu saatte içki satmadığını, tutanakta adı geçen yabancı uyruklu şahsın Türkçe bilmediğini, tercüman olmadan kolluk tarafından alınan beyanının gerçeği yansıtmadığını belirterek cezaya karşı Sulh Ceza Hâkimliğine iptal başvurusunda bulunmuştur. Ancak Hâkimlik, başvurucunun içki aldığı iddia edilen kişiyi ve olay anına şahit olan diğer tanıkları duruşmada dinletme talebini reddetmiş, idari para cezasını hukuka uygun bularak itirazı kesin olarak reddetmiştir. Başvurucu bunun üzerine tanık sorgulama hakkının ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak tanık sorgulama hakkı ilkelerine dayanmıştır. Mahkeme, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu m.6 ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.32 gibi yasal mevzuatlar kapsamında verilen idari para cezalarının denetiminde de ceza yargılamasına özgü anayasal güvencelerin aynen geçerli olduğuna vurgu yapmıştır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı bir tanığın beyanının mahkûmiyete tek veya belirleyici ölçüde esas alınması hâlinde, savunma tarafının maruz kaldığı hukuki dezavantajları telafi edecek yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin muhakkak sağlanması zorunludur. Bunun yanında, Anayasa'nın 38. maddesinde korunan masumiyet karinesinin doğal bir uzantısı olarak, kişinin susma ve kendini suçlamama hakkı bulunduğu, kimseye maddi gerçeği aydınlatma adına kendi suçsuzluğunu ispat etme mükellefiyeti yüklenemeyeceği hatırlatılmıştır.

İspat yükü kural olarak iddia makamında olup, kolluk tarafından düzenlenen tutanakların aksi sabit oluncaya kadar geçerli resmî belgelerden sayılması, yargılama sürecinde bu tutanaklara etkin bir şekilde itiraz etme hakkını ortadan kaldırmaz. Bu sebeple, kişinin güvenlik kamerası kaydı gibi delilleri idareye veya mahkemeye bizzat sunmaması doğrudan kendi aleyhine bir karine olarak yorumlanamaz. Bu temel kurallar çerçevesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine riayet edilmesi gerektiği yargısal içtihatlar ışığında açıkça ifade edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle aleyhe ifade veren ve idari para cezasına dayanak tutanağın tutulmasına yegâne sebep olan yabancı uyruklu şahsın duruşmada dinlenmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığını incelemiştir. İlgili Sulh Ceza Hâkimliğinin, olayın tek ve en önemli tanığının dinlenmesi yönünde hiçbir makul çaba sergilemediği, bu durumun yargılamanın adilliğine ciddi bir gölge düşürdüğü tespit edilmiştir.

İkinci aşamada, olay anına ilişkin büfe çevresinde kamera kayıtlarının bulunmaması sebebiyle, kolluk görevlilerince tutulan tutanakta yer alan yabancı uyruklu şahsın sözlü beyanının, başvurucuya verilen idari yaptırım kararında tek ve belirleyici delil niteliği taşıdığı vurgulanmıştır. Buna karşın Hâkimlik, idarenin temin etmesi gereken maddi delilleri eksik bırakmasını göz ardı etmiş, başvurucunun kendi aleyhine olabilecek kamera kayıtlarını bizzat teslim etmemesini aleyhe bir durum olarak değerlendirerek masumiyet karinesinin sınırlarını aşmıştır. Başvurucunun tutanak içeriğindeki beyanların doğruluğuna yönelik şüphe düşürecek iddialarına rağmen, şahsın Türkçe bilmediği ve tercüman yardımıyla alınan sonraki gayriresmî beyanında gerçeği anlattığı yönündeki savunmaları dikkate alınmamıştır.

Üçüncü aşamada ise, savunma tarafının bu belirleyici tanığı duruşmada sorgulayamamasından kaynaklanan hukuki dezavantajları telafi edecek yeterli hiçbir karşı dengeleyici güvencenin (doğrulayıcı kamera kaydı veya bağımsız tanık gibi) somut yargılamada sunulmadığı görülmüştür. Aksine başvurucunun maddi gerçeği aydınlatmak üzere dinletmek istediği diğer tanıkların da dinlenmesi Hâkimlikçe gerekçesiz biçimde reddedilmiştir. Güvenilirliği ve tutarlılığı çelişmeli bir yargılama ile test edilmemiş tanık beyanı, hükme belirleyici ölçüde esas alınarak açık bir hak ihlaline sebebiyet verilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: