Karar Bülteni
AYM Mehmet Can Tarhan BN. 2022/41543
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü |
| Başvuru No | 2022/41543 |
| Karar Tarihi | 02.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın gereğidir.
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
- Belirleyici tanık beyanında dengeleyici güvenceler sağlanmalıdır.
- Sanığa tanıkla yüzleşme ve soru hakkı tanınmalıdır.
Bu karar, ceza yargılamalarında hükme esas alınan tanık beyanlarının güvenilirliğinin çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda test edilebilmesi açısından sanığa tanığı doğrudan sorgulama imkânının verilmesinin mutlak bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargılama aşamasında yalnızca istinabe mahkemesi vasıtasıyla yazılı ifadesi alınan ve sanık tarafından bizzat soru yöneltilemeyen tanık beyanlarına dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesini, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olan tanık sorgulama hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Kararın bütününde, ilk derece mahkemelerinin yargı çevresi dışında bulunan kritik tanıkları bizzat veya teknolojik vasıtalar aracılığıyla dinlememesinin savunma hakkını ölçüsüz biçimde kısıtladığı vurgulanmaktadır.
Benzer davalar açısından bu karar, özellikle tek veya belirleyici tanık ifadelerinin hükme dayanak teşkil ettiği durumlarda yerel mahkemelerin izlemesi gereken usuli adımları kesin çizgilerle netleştirmesi bakımından son derece güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Yüksek Mahkeme, tanığın çeşitli sebeplerle mahkemede hazır edilememesi durumunda, savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajlı konumu telafi edecek karşı dengeleyici hukuki güvencelerin yargı mercilerince mutlaka sağlanması gerektiğinin altını çizmektedir.
Uygulamada, ilk derece mahkemelerinin yalnızca adresin yargı çevresi dışında olmasını geçerli bir neden olarak göstererek kritik görgü tanıklarını istinabe yoluyla dinlemesi ve duruşmaya getirmemesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Ancak bu güncel içtihatla birlikte, sanığın tanıkla yüzleşme, soru sorma ve hâkimin tanığın beden dilini gözlemleme hakkının salt şeklî gerekçelerle engellenemeyeceği, aksi bir tutumun yargılamanın hakkaniyetini zedeleyeceği ve doğrudan yeniden yargılama yolunun açılmasına sebebiyet vereceği bir kez daha kesin bir dille tescillenmiş olmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Somut olay, Mardin ilinde uyuşturucu madde satın almak amacıyla sokakta beklemekte olan müşteki B.A.'nın, başvurucu Mehmet Can Tarhan ve dosyada ismi geçen diğer şüpheliler tarafından bir araca zorla bindirilerek şüphelilerden birine ait eve götürülmesiyle başlamıştır. Müşteki, götürüldüğü bu evde şahıslar tarafından darbedildiğini, zorla ayrı bir odaya kilitlenerek alıkonulduğunu, üzerinde bulunan bir miktar parasının ve cep telefonunun da şahıslar tarafından gasbedildiğini iddia etmiştir. Olayın ilerleyen saatlerinde müştekinin bulunduğu odanın camından tişörtünü sallayarak ve bağırarak dışarıdan yardım istemesi üzerine, tesadüfen oradan geçmekte olan komşu M.H.A. durumu fark etmiş ve hemen emniyet güçlerini arayarak polise ihbarda bulunmuştur.
Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılama sonucunda başvurucu hakkında "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" ve "yağma" suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiştir. Başvurucu, olay sırasında tesadüfen oradan geçen, yardım çağıran ve emniyete bilgi veren en önemli görgü tanığı M.H.A.'nın duruşmada bizzat dinlenmediğini, sadece istinabe yoluyla alınan yazılı beyanlarıyla yetinildiğini, bu tanığa soru sorma ve tanıkla duruşma salonunda yüzleşme imkânından tamamen mahrum bırakıldığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi önüne gelen bu uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 hükmünde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın zımni ancak en temel unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkı üzerine odaklanmıştır. Evrensel hukuk ilkeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarıyla da tam bir uyum içinde olan bu anayasal güvence uyarınca, hakkında suç isnadı bulunan bir sanığın aleyhindeki tanıkları duruşma sırasında doğrudan sorgulama veya müdafii aracılığıyla sorgulatma hakkı esastır.
Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatları ve evrensel ceza yargılaması prensipleri gereğince, somut bir duruşma öncesinde veya duruşma haricinde kollukta ya da istinabe mahkemesinde elde edilen tanık beyanlarının mahkûmiyete esas alınabilmesi için mahkemenin üç aşamalı sıkı bir test uygulaması zorunludur. Öncelikle, tanığın mahkemede bizzat hazır edilmemesinin veya duruşmada dinlenmemesinin hukuken geçerli ve kabul edilebilir bir nedeni olup olmadığı titizlikle sorgulanmalıdır. İkinci aşamada, sanığın yüzleşme ve sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının, mahkûmiyet hükmünün dayandığı tek veya belirleyici nitelikte bir delil olup olmadığı hususu değerlendirilir. Üçüncü ve son aşamada ise eğer söz konusu tanık beyanı hüküm için belirleyici bir delil konumundaysa, savunma tarafının tanığı doğrudan sorgulayamamaktan kaynaklanan derin dezavantajlı durumunu telafi edecek yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin mahkemece sağlanıp sağlanmadığına bakılır.
Ceza muhakemesi doktrininde ve Yargıtay uygulamasında "doğrudan doğruyalık" ile "çelişmeli yargılama" ilkeleri gereği, toplanan tüm delillerin ve bilhassa kritik tanık beyanlarının nihai hükmü verecek mahkeme heyeti huzurunda sözlü olarak tartışılması şarttır. Günümüz yargı sisteminde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi gibi gelişmiş teknolojik imkânlar mevcutken, sadece ikametgâh adresinin yargı çevresi dışında olduğu gerekçesiyle önemli bir tanığın istinabe mahkemesince dinlenilmesi ve sanığın bu tanığa soru yöneltme hakkının elinden alınması, yargılamanın bütününe ve hakkaniyetine onarılamaz bir zarar veren ağır bir usuli eksiklik olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut bireysel başvuruya konu olayda Anayasa Mahkemesi, yerel ağır ceza mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet hükmünün hukuki temelini oluşturan tanık beyanlarının toplanma usulünü ve yargılama sürecindeki uygulamaları detaylı bir biçimde incelemiştir. Başvurucunun yargılandığı Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, olayın gelişimi açısından en kritik görgü tanığı olan, müştekinin pencereden sarkarak attığı yardım çığlıklarını duyup durumu polise ihbar eden M.H.A.'nın ifadesini doğrudan duruşmada veya teknolojik imkânlar yardımıyla almamış, yalnızca istinabe mahkemesince talimatla alınan yazılı beyanını duruşmada sanığa okumakla yetinmiştir.
Anayasa Mahkemesinin tespitlerine göre, yerel mahkeme tanığın duruşmaya bizzat getirilmesinin veya en azından teknolojik vasıtalarla görüntülü ve sesli olarak dinlenmesinin zor olup olmadığına dair hiçbir makul ve hukuki değerlendirme yapmamış, salt adresin yargı çevresi dışında olmasını istinabe için yeterli bir hukuki mazeret saymıştır. Üstelik başvurucu müdafiinin tanığın bizzat dinlenilmesi ve kendisine soru sorulabilmesi yönündeki ısrarlı talebi de mahkeme heyeti tarafından reddedilmiştir. İlk derece mahkemesinin "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçuna ilişkin mahkûmiyet gerekçesinde, müştekinin odaya zorla kapatıldığına ilişkin şahsi iddiaları ile söz konusu tanığın müştekiyi duyarak polisi aradığına dair anlatımları birleştirilerek nihai hüküm kurulduğu için, sorgulama imkânı tanınmayan bu tanık beyanının mahkûmiyete götüren tek olmasa dahi oldukça belirleyici nitelikte ağır bir delil olduğu saptanmıştır.
Yargılama sürecinin hiçbir aşamasında başvurucuya tanığı doğrudan sorgulama, onun beyanlarındaki olası çelişkileri ve güvenilirliğini çelişmeli yöntemle test etme fırsatı verilmemiştir. Aynı şekilde yargılamayı yapan hâkimler de tanığın sorulara verdiği tepkileri bizzat gözlemleme imkânından yoksun kalmıştır. Hükme ulaşılırken bu tanık beyanının dışında başka yan delillere de dayanılmış olması, savunmanın adil yargılanma bağlamında maruz kaldığı ağır kısıtlamayı telafi etmeye hiçbir şekilde yetmemiştir. Yağma suçu bakımından ise bozma sonrasında müştekinin SEGBİS sistemiyle dinlenerek başvurucuya doğrudan soru sorma hakkı verildiğinden, bu özel suç yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine kanaat getirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.