Karar Bülteni
AYM Selman İrtegün BN. 2019/15522
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/15522 |
| Karar Tarihi | 11.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanığı sorgulama imkanı adil yargılanmanın bir gereğidir.
- Belirleyici tanık beyanları sanık tarafından sorgulanabilmelidir.
- Sorgulanmayan tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz.
- Duruşmada hazır edilmeyen tanık için geçerli neden sunulmalıdır.
- Savunma tarafına telafi edici güvenceler mutlaka sağlanmalıdır.
Bu karar, ceza yargılamalarında adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve mahkemelerin bu konudaki anayasal yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren ve mahkûmiyet kararında belirleyici rol oynayan kritik tanıkların bizzat duruşmada veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla sanığın huzurunda dinlenmemesinin, savunma hakkını telafisi imkansız şekilde kısıtladığını vurgulamıştır. Özellikle istinabe yoluyla alınan ifadelere doğrudan hükümde dayanılması, sanığın tanığa anında soru sorma ve onun beyanlarının doğruluğunu mahkeme huzurunda test etme imkanını tamamen elinden almaktadır.
Kararın emsal etkisi, yerel mahkemelerin tanık dinleme usullerine getirdiği sıkı anayasal denetimde kendini güçlü biçimde göstermektedir. Mahkemeler, tanığı bizzat huzurda dinlememe yoluna gittiklerinde bunun geçerli ve mantıklı nedenlerini açıkça kararlarında tartışmak zorundadırlar. Ayrıca, sanığa soru sorma hakkı tanınmadığı durumlarda, bu dezavantajlı hukuki durumu giderecek karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı titizlikle incelenmelidir. Uygulamadaki önemi açısından bu önemli karar, mahkûmiyete giden yolda sadece yazılı ifade tutanaklarının okunmasıyla kesinlikle yetinilemeyeceğini, yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkelerinin tüm ceza yargılamasının temel özünü oluşturduğunu bütün derece mahkemelerine kesin bir dille yeniden hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Selman İrtegün, terör örgütü üyeliği ve bu kapsamda işlendiği iddia edilen adam öldürme, hürriyeti tahdit ve yağma gibi ağır suçlardan dolayı yargılanmış ve mahkûm edilmiştir. Yargılama sürecinde ceza mahkemesi, olayların mağduru ve görgü tanığı olan bazı kişilerin ile bir gizli tanığın ifadelerini istinabe (başka yer mahkemesi aracılığıyla) yoluyla almış ve bu ifadeleri duruşmada sadece okumakla yetinmiştir.
Başvurucu, aleyhine olan ve cezalandırılmasında belirleyici rol oynayan bu tanıkların duruşma salonuna getirilmediğini veya görüntülü sistemlerle kendisine soru sorma hakkı tanınmadığını belirterek itiraz etmiştir. Kendi yokluğunda alınan bu ifadelerle cezalandırılmasının haksız olduğunu savunan başvurucu, yargılama boyunca tanıklarla yüzleşemediği ve beyanlarını çürütecek sorular soramadığı için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ceza davalarındaki en özel görünümlerinden biri olan tanık sorgulama hakkı üzerinde durmuştur. Ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları bizzat veya vekili aracılığıyla sorguya çekme veya çektirme hakkı, silahların eşitliği ve savunma hakkının en temel taşlarından biridir. Bir yargılamada sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve beyanlarının doğruluğunu mahkeme heyeti önünde sınama imkanına sahip olması, hukuka uygun ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için tartışmasız bir şekilde zorunludur.
Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, bir ceza davasında verilecek mahkûmiyet kararı tek başına veya belirleyici ölçüde sanığın hazırlık veya kovuşturma aşamasında sorgulama imkanı bulamadığı bir tanığın ifadelerine dayandırılmışsa, sanığın hakları Anayasa ile bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış kabul edilir. Anayasa Mahkemesi, bu tür kritik durumlarda yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını belirlemek maksadıyla üç aşamalı sıkı bir test uygulamaktadır.
Birinci aşamada, dinlenmeyen tanığın mahkemede hazır edilmemesinin veya mahkemeye getirilmemesinin yasal, geçerli ve haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı detaylıca incelenir. İkinci aşamada, sanığın doğrudan sorgulayamadığı bu tanık beyanının, mahkûmiyetin veya verilecek cezanın dayandığı tek veya en belirleyici delil olup olmadığı hukuken değerlendirilir. Üçüncü ve son aşamada ise, eğer bu beyan belirleyici bir ana delil niteliğindeyse, savunma tarafının adil yargılanma açısından maruz kaldığı bu ciddi dezavantajlı durumu telafi etmek amacıyla mahkemece yeterli düzeyde "karşı dengeleyici güvenceler" sağlayan bir usulün işletilip işletilmediğine bakılır. Tanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kurallarına uygun olarak Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla dinlenmesi, sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma fırsatı verilmesi ve sanığı destekleyen başkaca bağımsız doğrulayıcı maddi delillerin dava dosyasında bulunması telafi edici usuli güvenceler arasında sayılmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkındaki ceza yargılaması dosyasını incelediğinde, ilk derece mahkemesinin müşteki ve kilit tanıkların istinabe yoluyla alınan beyanlarını duruşmada sadece okumakla yetindiğini tespit etmiştir. Mahkeme, yargı çevresi dışında bulunan bu tanıkları duruşmada hazır etmemiş veya SEGBİS gibi görüntülü ve sesli iletişim araçlarını kullanarak sanığın tanıklara doğrudan soru sormasına imkan tanımamıştır. Ayrıca, gerekçeli kararda ve duruşma tutanaklarında tanıkların neden bu yöntemlerle dinlenemediğine dair geçerli ve haklı bir neden de ortaya konulmamıştır.
Somut olayda, mahkemenin mahkûmiyet hükmünü kurarken büyük ölçüde istinabe yoluyla dinlenen bu tanıkların ifadelerine dayandığı görülmüştür. Duruşmada bizzat dinlenen diğer bazı tanıkların soruşturma aşamasındaki aleyhe beyanlarından dönmeleri üzerine, başvurucuya sorgulama imkanı verilmeyen bu kilit tanıkların ifadelerinin, mahkûmiyet kararında oldukça belirleyici bir nitelik kazandığı anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tanık beyanlarının alındığı sırada hazır bulunmadığı için onları sorgulayamadığına, çelişkili veya yalan beyanları ortaya çıkaracak sorular soramadığına ve tanıkların sorular karşısında vereceği tepkiler hakkında mahkemenin kişisel bir izlenim edinme fırsatını kaçırdığına dikkat çekmiştir. Hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanıkların beyanları dışında birtakım başka delillere dayanılmış olması da, kilit konumdaki tanıkları sorgulama imkanından mahrum bırakılan savunma makamının karşılaştığı dezavantajlı durumu telafi etmeye yeterli görülmemiştir. Güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş beyanların belirleyici ölçüde hükme esas alınması, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyetini zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.