Anasayfa Karar Bülteni AYM | Rometa Kodzokova | BN. 2020/21825

Karar Bülteni

AYM Rometa Kodzokova BN. 2020/21825

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/21825
Karar Tarihi 11.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • HAGB ile birlikte müsadere infazı yapılamaz.
  • Müsadere kararının denetimsiz infazı külfet oluşturur.
  • Mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale hukuka aykırıdır.
  • Kanun yolu kapalı müsadere işlemi ihlaldir.

Bu karar, ceza yargılaması sistemimizde sıkça uygulanan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildiğinde, bu kararla birlikte hükmedilen müsadere (el koyma) işleminin derhal infaz edilmesinin mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğini ortaya koymaktadır. HAGB kararı, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün o an için hukuki bir sonuç doğurmasını engeller ve kararı denetim süresi boyunca askıda tutar. Bu sebeple, ortada hukuken kesinleşmiş ve infaz edilebilir bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığı hâlde müsadere kararının derhal uygulamaya konulması, kişiyi olağan kanun yollarından olan istinaf veya temyiz denetiminden mahrum bırakmaktadır. Yargısal denetimden geçmeyen bir el koyma işlemi, birey üzerinde aşırı ve orantısız bir maddi külfet yaratarak Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının özünü zedelemektedir.

Uygulamada uzun süredir tartışmalı olan bu husus, Anayasa Mahkemesinin daha önceki yerleşik içtihatlarıyla da tutarlı biçimde açıklığa kavuşturulmuştur. Benzer davalarda doğrudan emsal teşkil edecek bu karar, ilk derece mahkemelerinin HAGB ile birlikte verdikleri müsadere kararlarının infazı için mutlaka denetim süresinin bitmesini veya hükmün açıklanmasını beklemeleri gerektiğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Ayrıca karar, son dönemde yapılan yasal değişikliklerin ruhuna da tam olarak uygun düşmekte, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında üst derece yargısal denetimin vazgeçilmezliğini bir kez daha teyit etmektedir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının idari ve yargısal pratiklerde nasıl titizlikle korunması gerektiği konusunda tüm uygulayıcılara çok net bir standart ve rehber sunulmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Rusya Federasyonu vatandaşı olan başvurucu, olay tarihinde Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinden Türkiye'ye giriş yaparken gümrük görevlilerinin kontrolü sırasında çantasında kayıt dışı olarak 6.750 gram gümüş ve 4.210 gram altın ile yakalanmıştır. Bu adli olay üzerine başvurucu hakkında kaçakçılık suçlamasıyla ceza davası açılmıştır.

Yapılan ceza yargılaması sonucunda ilk derece mahkemesi, başvurucuya hapis ve adli para cezası vermiş ancak sanığın daha önce sabıkasız olmasını ve kamu zararını gidermesini dikkate alarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Mahkeme, bu kararla eş zamanlı olarak yakalanan altın ve gümüşlerin tamamının devlete geçirilmesine yani müsadere edilmesine de hükmetmiştir. Başvurucu, verilen HAGB kararına karşı üst mahkemeye itiraz etmiş ancak bu itirazı reddedilince, ilk derece mahkemesi altın ve gümüşlere el konulması kararını gümrük idaresine yazarak hemen uygulamaya koymuştur. Başvurucu, hakkında verilen HAGB kararı nedeniyle müsadere işlemine karşı esastan inceleme yapacak olan Yargıtay'a gidemediğini, eşyalarına haksız ve denetimsiz yere el konulduğunu, ayrıca yeni yasal düzenlemelerin kendi lehine olduğunu ve bu durumun mülkiyet hakkını açıkça ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve ihlalin tespit edilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin temel anayasal ve yasal düzenlemeleri detaylıca incelemiştir. Olayın temelinde yer alan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.3 uyarınca eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi cezalandırılmaktadır. Aynı kanunun 5607 sayılı Kanun m.13 hükmü ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.54 gereğince, kaçakçılık suçuna konu olan veya suçun işlenmesinde kullanılan eşyaların müsadere (el koyma) edilmesi öngörülmektedir.

Ancak somut olayın kilit noktasını 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 hükmünde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu oluşturmaktadır. HAGB, kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmamasına neden olan özel bir ceza muhakemesi kurumudur. Bu kurumun doğası gereği, sanık kanunda belirtilen belirli bir denetim süresini kasıtlı yeni bir suç işlemeden geçirdiğinde açılan kamu davası düşmekte, aksi takdirde ise hüküm açıklanarak infaz edilmekte ve ancak bu aşamadan sonra kanun yollarına (temyiz veya istinaf) başvuru hakkı doğmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, müsadere kararları kişinin malvarlığında eksilme meydana getirdiğinden mülkiyet hakkına ağır bir müdahale teşkil eder. Bu müdahalenin keyfî veya hukuka aykırı olup olmadığının tam anlamıyla denetlenebilmesi için bireylere etkili bir kanun yolu sunulması anayasal bir zorunluluktur. HAGB kararı ile birlikte verilen müsadere kararının, hüküm henüz hukuken varlık kazanmadan ve temyiz gibi esastan bir denetimden geçmeden derhal infaz edilmesi, bireyi hukuki koruma kalkanından tamamen mahrum bırakır. Son dönemde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile HAGB kararlarından müsadere işlemlerinin ayrık tutulması ve müsaderenin derhal hukuki sonuç doğurmaması yönünde yasal adımlar atılmış olsa da, kural olarak mülkiyet hakkına yapılan herhangi bir müdahalenin ölçülü kabul edilebilmesi için olağan yargısal denetim imkânının hiçbir şekilde askıya alınmaması esastır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 35. maddesi çerçevesinde ölçülülük ve kanunilik ilkelerine uygun olup olmadığını somut olayın tüm özellikleri bağlamında titizlikle değerlendirmiştir. Mahkeme, ilk olarak başvurucu hakkında yürütülen kaçakçılık suçundan dolayı mahkûmiyet hükmü kurulduğunu, ancak bu hükmün açıklanmasının yasal şartlar oluştuğu için geri bırakıldığını tespit etmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, doğası gereği sanık hakkında anında hukuki bir sonuç doğurmayan ve beş yıllık denetim süresinin sonuna kadar askıda kalan, şartlı bir karardır.

Buna rağmen, yargılamayı yapan ilk derece mahkemesinin HAGB kararı kesinleşir kesinleşmez, suça konu olan yüklü miktardaki altın ve gümüşlerin müsaderesine (devlete geçirilmesine) yönelik kararı derhal infaz etmesi ve ilgili gümrük müdürlüğüne müzekkere yazarak malların mülkiyetini fiilen kamuya geçirmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Zira HAGB kararına karşı ceza muhakemesi sistemimizde yalnızca sınırlı bir inceleme yapan itiraz yolu bulunmakta olup, davanın esasına ve müsadere işleminin hukuka uygunluğuna yönelik asıl denetim mercii olan temyiz yolu bu aşamada tamamen kapalıdır.

Başvurucunun, doğrudan mülkiyet hakkını etkileyen ve malvarlığında çok ciddi bir eksilmeye yol açan müsadere kararına karşı etkili bir olağan kanun yoluna başvuramadan değerli eşyalarından kalıcı olarak mahrum bırakılması, kişiye katlanması gerekenin ötesinde olağanüstü ve orantısız bir külfet yüklemiştir. Anayasa Mahkemesi, daha önceki yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere, müsadere kararının hukuka uygun şekilde infaz edilebilmesi için ya denetim süresinin başarıyla tamamlanarak müsadere kararının kanun yoluna açılmasının beklenmesi ya da müsadere işlemi için HAGB'den bağımsız farklı bir kanun yolu mekanizmasının öngörülmesi gerektiğini hatırlatmıştır.

Yargı mercilerinin mevcut olaydaki hatalı uygulaması, müsadere tedbirinin keyfî olmadığını kanıtlama ve esastan yargısal denetimden geçirme imkânını bütünüyle askıya almıştır. Her ne kadar yeni yasal düzenlemelerle HAGB ile müsadere ilişkisi yeniden yapılandırılarak bu mağduriyetlerin önüne geçilmeye çalışılmış olsa da, somut olayın gerçekleştiği dönemdeki yargısal pratik başvurucunun Anayasa ile korunan mülkiyet hakkını ağır biçimde zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: