Karar Bülteni
AYM Kutlay Telli BN. 2021/29783
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/29783 |
| Karar Tarihi | 19.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanığı sorgulama hakkı adil yargılanmanın güvencesidir.
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli bir nedene dayanmalıdır.
- Belirleyici tanık beyanı dengeleyici güvencelerle desteklenmelidir.
- Sorgulanmayan tanık beyanı tek başına mahkûmiyet dayanağı olamaz.
Bu karar, ceza yargılamalarında tanık sorgulama hakkının adil yargılanma hakkı içindeki kilit rolünü bir kez daha vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme imkânından mahrum bırakılmasının, savunma hakkının özüne yönelik ağır bir müdahale olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Yargılama aşamasında, sanığın huzurunda dinlenmeyen ve istinabe yoluyla beyanı alınan tanıkların ifadelerinin, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak kullanılması hukuka aykırı bulunmuştur. Karar, tanığın duruşmada dinlenmemesi hâlinde bu durumun mutlaka geçerli bir nedene dayandırılması gerektiğini hüküm altına almaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde bu karar, ceza mahkemelerinin tanık dinleme usullerine yönelik katı bir çerçeve çizmektedir. Özellikle terör örgütü üyeliği gibi ağır suçlamaların yöneltildiği yargılamalarda, tanıkların Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi gibi teknolojik imkânlar kullanılarak sanıkla yüzleştirilmesi gerektiği prensibi pekiştirilmiştir. Uygulamadaki önemi bakımından mahkemeler, artık geçerli bir neden sunmaksızın tanıkları istinabe yoluyla dinleyemeyecek ve bu tür şüpheli beyanları mahkûmiyete tek başına dayanak yapamayacaktır. Karar, savunma tarafının dezavantajlı konuma düşürülmesini engellemek adına dengeleyici usul güvencelerinin zorunluluğunu içtihat hâline getirmesi yönüyle yol gösterici bir emsal teşkil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla başlatılan soruşturma ve ardından açılan ceza davasına dayanmaktadır. İddianamede, başvurucunun terör örgütü ile bağlantılı olduğuna dair birtakım tanık ifadeleri, iletişim programı tespiti ve kurum kararları delil olarak gösterilmiştir. Yargılama aşamasında ilk derece mahkemesi, aleyhte beyanda bulunan önemli tanıkları bizzat duruşmada dinlemek yerine, başka şehirlerdeki mahkemeler aracılığıyla dinlemeyi tercih etmiştir. Başvurucu, duruşmada okunan bu tanık ifadelerini kabul etmemiş ve özellikle aleyhine konuşan bir tanıkla mahkeme huzurunda yüzleşmek, ona doğrudan soru sormak istediğini açıkça talep etmiştir. Ancak mahkeme, bu talebi karşılamamış ve tanıkları duruşmaya getirtmek veya teknolojik yollarla bağlamak için bir girişimde bulunmamıştır. Nihayetinde mahkeme, başvurucuyu doğrudan sorgulama imkânı bulamadığı bu tanık beyanlarına dayanarak hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu da tanıklara soru sorma hakkının elinden alındığını ve haksız yere cezalandırıldığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bu hakkın en önemli unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkına dayanmıştır. Ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında, iddia makamının sunduğu delillerin savunma tarafınca sınanması hayati bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri çerçevesinde sanığın, aleyhine ifade veren tanıkları sorguya çekme ve onlarla yüzleşme hakkı bulunmaktadır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre Anayasa Mahkemesi, tanık kavramını özerk olarak yorumlamakta ve sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişinin tanık statüsünde olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme, sanığın duruşma öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının hükme esas alınıp alınamayacağını üç aşamalı bir test ile değerlendirmektedir.
Birinci aşamada, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı sorgulanmaktadır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı incelenmektedir. Üçüncü ve son aşamada ise, eğer bu beyan tek veya belirleyici delil ise, savunma tarafının uğradığı bu dezavantajlı durumu telafi edecek yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılmaktadır.
Bu dengeleyici güvencelere örnek olarak; beyanı destekleyen başka doğrulayıcı delillerin varlığı, yargı çevresi dışındaki tanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla dinlenerek sanığa soru sorma imkânı verilmesi ve sanığa kendi delillerini sunma fırsatı tanınması gösterilmektedir. Adil bir yargılamanın gerçekleşmesi, ancak bu usul güvencelerinin eksiksiz bir biçimde işletilmesiyle mümkün kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken ilk derece mahkemesinin tanık dinleme usulündeki eksiklikleri detaylı bir şekilde tespit etmiştir. Duruşmanın farklı celselerinde, başvurucunun aleyhine beyanda bulunan tanıkların ifadeleri talimat mahkemeleri aracılığıyla alınarak sadece duruşmada okunmakla yetinilmiştir. Başvurucu, bu ifadelere şiddetle itiraz etmiş ve özellikle bir tanıkla mahkeme huzurunda yüzleşmek, doğrudan soru sormak istediğini defalarca dile getirmiştir. Buna rağmen mahkeme, başvurucunun bu meşru talebini karşılayacak hiçbir adım atmamış, tanıkların neden bizzat mahkemede veya teknolojik imkânlar kullanılarak dinlenmediğine dair kararında geçerli bir gerekçe sunmamıştır.
Mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, doğrudan doğruya istinabe yoluyla dinlenen bu tanıkların anlatımlarına dayandırıldığı görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, mahkûmiyet kararının belirleyici delilinin, başvurucunun sorgulama imkânı bulamadığı bu tanık beyanları olduğunu açıkça tespit etmiştir.
Uygulanan üç aşamalı testin son adımı olan telafi edici güvenceler bakımından da yargılama süreci sorunlu bulunmuştur. Tanıkların anlatımlarının güvenilirliğinin test edilememesi bir yana, savunma tarafının karşılaştığı bu ciddi usul zorluğunu telafi edecek yeterli karşı dengeleyici güvenceler yargılamayı yürüten mahkeme tarafından sağlanmamıştır. Tanıkların hiçbirinin duruşmada dinlenmemesi, savunma makamının dezavantajlı konumda bırakılmasına ve iddia makamının iddialarının etkin bir şekilde sınanamamasına yol açmıştır. Bütün bu eksiklikler bir araya geldiğinde, yargılamanın genel hakkaniyetinin ciddi şekilde zedelendiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.