Karar Bülteni
AYM Cemile Uysal ve diğerleri BN. 2021/8312
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/8312 |
| Karar Tarihi | 02.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde zarar tarihi kesin olarak belirlenemez.
- Başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihten itibaren başlar.
- Aşırı şekilci yorumlar etkili başvuru hakkını zedeler.
Bu karar, terör olayları veya güvenlik tedbirleri nedeniyle mülkiyetlerine uzun süre erişemeyen vatandaşların, uğradıkları zararların tazmini amacıyla idareye yapacakları başvurulardaki süre sınırlarına ilişkin son derece önemli bir hukuki zemin oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülke erişim engelinin devam ettiği ve zararın her geçen gün yenilendiği "süregelen müdahale" durumlarında, kanuni başvuru süresinin dar ve katı bir şekilde yorumlanmasının önüne geçmiştir. Karar, idarenin ve mahkemelerin başvuru sürelerini hesaplarken müdahalenin tamamen ortadan kalktığı tarihi esas alması gerektiğini, aksi tutumun mülkiyet hakkının korunmasını imkânsız hâle getireceğini vurgulamaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisi açısından bu karar, ilgili mevzuat kapsamında kurulan Zarar Tespit Komisyonlarına yapılacak başvurularda vatandaşların aleyhine yaşanan usul sorunlarına kesin bir çözüm sunmaktadır. Yerel mahkemelerin ve komisyonların salt süre aşımı gerekçesiyle verdikleri ret kararlarının aşırı şekilci olduğu Anayasa Mahkemesince açıkça ifade edilmiştir. Bundan sonraki süreçte, mülküne ulaşamayan kişilerin yapacağı tazminat başvurularında, idari makamlar ve yargı mercileri süre başlangıcını müdahalenin sona erdiği tarihten itibaren hesaplamak zorunda kalacaktır. Bu durum, benzer mağduriyetleri yaşayan binlerce vatandaş için etkili bir hak arama yolunun önünü açmakta ve mülkiyet hakkının idari pratikler karşısında zedelenmesini engellemektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular Cemile Uysal ve diğerleri, kendilerine ait mülklere terör olayları ve bölgedeki güvenlik gerekçeleri sebebiyle uzun zamandır erişemediklerini, bu durumun mülkiyetlerinden faydalanmalarını engelleyerek maddi zarara yol açtığını belirterek tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucular, uğradıkları bu zararların karşılanması amacıyla ilgili kanun hükümleri çerçevesinde idare nezdindeki Zarar Tespit Komisyonuna başvurmuştur. Ancak komisyon ve sonrasında konuyu inceleyen idari yargı mercileri, başvurucuların tazminat taleplerini yasal başvuru süresinin aşıldığı gerekçesiyle esasa girmeden reddetmiştir. Uyuşmazlığın temelini, mülke ulaşılamamasından kaynaklanan zararların tazmini için yapılan idari başvurularda başvuru süresinin nasıl hesaplanması gerektiği sorunu ve bu sürenin geçirilmiş sayılmasının hakkaniyete uygun olup olmadığı tartışması oluşturmaktadır. Başvurucular, ortadaki durumun anlık bir olay değil devam eden bir süreç olduğunu belirterek süreden ret kararının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini savunarak dava açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ve bu hakka bağlı olarak şekillenen etkili başvuru hakkının ihlali iddialarını değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesi ve 40. maddesi hükümlerini merkeze almaktadır. İdari eylemler veya güvenlik kaynaklı sebeplerle mülke erişimin engellenmesi, mülkiyet hakkına yapılmış sürekli bir müdahale olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, uyuşmazlığın çözümünde dayanak alınan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun m.6 hükmü, bireylerin tazminat talepleri için belli başvuru süreleri öngörmektedir.
Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince, süregelen ve henüz sona ermemiş müdahalelerde zararın doğduğu kesin bir olay tarihi belirlemek hukuken ve fiilen mümkün değildir. Doktrin tanımları ve Anayasa Mahkemesi içtihatları, zararın her an yenilendiği ve müdahalenin aralıksız sürdüğü hâllerde kanuni başvuru sürelerinin işletilmesine ancak müdahalenin sona erdiği veya zararın kesin olarak ortadan kalktığı tarihten itibaren başlanması gerektiğini kabul etmektedir.
Aksi yöndeki bir yorum tarzı, idari makamların ve yargı organlarının kanun hükümlerini aşırı şekilci bir yaklaşımla tatbik etmesi anlamına gelecektir. Bu tür katı yorumlar, bireylerin hak arama özgürlüğünü kullanmalarını fiilen imkânsız veya son derece zor hâle getirmektedir. Dolayısıyla, 5233 sayılı Kanun ile getirilen tazminat imkânından yararlanabilmek için öngörülen başvuru yollarının, sadece teorikte değil pratikte de işler, erişilebilir ve makul olması Anayasa'nın emredici hükümlerindendir. Temel hakların kullanımını kısıtlayan usul kurallarının, hakkın özünü zedelemeyecek ve idari mekanizmaları işlevsiz kılmayacak şekilde yorumlanması hukuk devletinin temel gerekliliklerinden biridir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülklerine ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması talebiyle yaptıkları idari başvuruları, daha önce verilen Osman Kızılcan Genel Kurul emsal kararı ışığında detaylı bir biçimde incelemiştir. Yapılan bu titiz değerlendirmede, başvurucuların kendilerine ait olan taşınmaz mülklerine erişim engelinin tek seferlik, anlık olarak yaşanıp biten bir olay olmadığı, aksine zamana yayılan, sürekli tekrar eden ve hâlen etkisini sürdüren süregelen bir müdahale niteliği taşıdığı açıkça tespit edilmiştir.
Mahkeme, böyle süregelen bir ihlal ve mağduriyet durumunda zarar konusu olayın başlangıcı için somut ve tek bir tarih belirlenemeyeceğini, mülkiyetten faydalanamama nedeniyle oluşan zararın her geçen gün yeniden doğduğunu ifade etmiştir. İlgili komisyonun ve idari yargı mercilerinin, 5233 sayılı Kanun kapsamında belirlenen başvuru süresini katı ve dar bir şekilde yorumlayarak başvurucuların taleplerini süre aşımı gerekçesiyle usulden reddetmesi, hukuki gerçeklikle ve hayatın olağan akışıyla örtüşmemektedir. Zira mahkemelerin sergilediği böyle bir kabul şekli, mağdur olan kişilerin müdahalenin başladığı tarihten itibaren altmışıncı günden sonra zararlarını giderebilmek için âdeta her gün yeniden Zarar Tespit Komisyonuna başvurmalarını gerektirecektir ki bu durum mantığa, usul ekonomisine ve hukuk kurallarının temel amacına tamamen aykırıdır.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, başvuru süresinin müdahalenin fiilen kesildiği veya mülke erişimin yeniden sağlandığı tarihten itibaren başlatılması gerektiğine hükmetmiştir. Zarar Tespit Komisyonuna başvuru süresine ilişkin olarak idari ve yargısal makamlarca getirilen yorumun makul olmadığı, zarar olgusunun süregelen özelliklerini göz ardı ettiği ve aşırı şekilci bir yaklaşımla bireylerin kanunun sunduğu tazminat imkânından yararlanmasını önemli ölçüde zorlaştırdığı saptanmıştır. Bu katı yorum tarzı, mülkiyet hakkı ihlal edilen bireylerin zararlarının giderilmesi için bizzat devletin kurduğu idari mekanizmayı etkisiz ve işlevsiz bırakmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.