Karar Bülteni
AYM 2022/36277 BN.
Anayasa Mahkemesi | Cangir Tatar ve Diğerleri | 2022/36277 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/36277 |
| Karar Tarihi | 18.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde tek bir zarar tarihi belirlenemez.
- Süreler, mülke yönelik müdahalenin kesildiği tarihten başlar.
- Zararın her gün tekrarlandığı idarece kabul edilmemelidir.
- Aşırı şekilci idari yorumlar etkili başvuru hakkını zedeler.
Bu karar, terör ve güvenlik olayları nedeniyle mülklerine ulaşamayan vatandaşların tazminat taleplerinde sıklıkla karşılaştıkları zamanaşımı ve idari süre retlerine karşı çok önemli ve yapısal bir hukuki güvence sağlamaktadır. Özellikle idarenin veya kanunla kurulan Zarar Tespit Komisyonlarının idari başvuru sürelerini katı, şekilci ve dar yorumlamasının, anayasal bir hak olan etkili başvuru hakkını doğrudan zedelediği Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça ortaya konulmuştur. Anayasa Mahkemesi, mülke ulaşılamaması gibi süregelen ve fiilî olarak devam eden müdahalelerde sürenin, ancak müdahalenin bütünüyle sona erdiği tarihten itibaren işlemesi gerektiğini belirterek hukuki belirlilik ilkesini vatandaşların temel hakları lehine güçlü bir şekilde pekiştirmiştir.
Verilen bu kararın benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki hukuki önemi ise oldukça büyüktür. Zira mülke ulaşılamaması gibi süregelen nitelikteki ihlallerde, idari makamların başvurucuları âdeta her gün yeni bir başvuru yapmaya zorlayacak şekildeki katı ve daraltıcı yorumları tamamen terk edilmek zorundadır. Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu bu güçlü içtihat, alt derece idare mahkemeleri ve idari komisyonlar için kesin bir bağlayıcı nitelik taşıyarak, kanun kapsamındaki haklı tazminat taleplerinin salt usul ve süre yönünden reddedilmesinin kalıcı olarak önüne geçecek ve hak mağduriyetlerinin doğrudan esastan incelenmesine çok sağlam bir zemin hazırlayacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, yaşadıkları bölgede meydana gelen yoğun terör olayları ve alınan idari güvenlik tedbirleri nedeniyle kendilerine ait olan mülklerine çok uzun bir süre boyunca fiilen ulaşamamışlardır. Bu zorunlu durumdan kaynaklanan büyük maddi zararlarının devlet tarafından tazmin edilmesi amacıyla ilgili Zarar Tespit Komisyonuna yasal idari başvuruda bulunmuşlardır. Ancak idari komisyon ve devamında karara itirazı inceleyen idari yargı mercileri, yapılan bu tazminat başvurusunun kanunda öngörülen sürede yapılmadığı gerekçesiyle vatandaşların talebini usulden reddetmiştir. Uyuşmazlığın temelini, başvurucuların mülklerine ulaşamama durumunun fiilen devam etmesine rağmen, idarenin başvuru süresini çok eskide kalan somut bir geçmiş tarihten başlatarak aşırı şekilci bir yaklaşımla başvuruyu reddetmesi oluşturmaktadır. İdari yargıdan hiçbir sonuç alamayan başvurucular, hak arama hürriyetlerinin engellendiğini belirterek mülkiyet ve etkili başvuru haklarının ihlali iddiasıyla davayı Anayasa Mahkemesine taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu kritik uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 35. maddesinde güçlü bir şekilde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının birbiriyle olan sarsılmaz bağlantısını birlikte değerlendirmiştir. Olayın yasal çözümünde merkeze alınan asıl mevzuat ise 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleridir. Özellikle bu Kanun'un 5233 sayılı Kanun m.6'da yer alan, başvuru sürelerinin ne zaman başlayacağına ve nasıl hesaplanacağına ilişkin kurallar, Anayasa Mahkemesinin temel hareket noktasını ve hukuki zeminini oluşturmuştur.
Yerleşik içtihat prensipleri ve temel evrensel hukuk kaideleri doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, Osman Kızılcan Genel Kurul kararına atıf yaparak, süregelen müdahalelerde zarar konusu olay için somut, tek ve kesin bir tarihin ihlal başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği kuralını vurgulamıştır. Doktrinde ve yerleşik içtihat metinlerinde "süregelen (mütemadi) ihlal" olarak tanımlanan bu tip fiilî durumlarda, idarenin hukuka aykırı tutumu devam ettiği müddetçe zamanaşımı veya hak düşürücü sürelerin işlemeyeceği genel hukuk kurallarınca da kabul görmektedir. Yüksek Mahkeme, 5233 sayılı Kanun m.6 kapsamında belirtilen idari başvuru sürelerinin, ancak ve ancak mülke ulaşamama şeklindeki ağır müdahalenin tamamen kesildiği ve fiilen sona erdiği tarihten itibaren kanunen başlatılabileceğinin altını net bir şekilde çizmiştir.
Eğer idari makamlar ve yargı organlarınca yasal süreler vatandaş aleyhine dar yorumlanarak zarar verici eylemin fiilen başladığı ilk andan itibaren işletilirse, bu durum kişilerin yasal haklarını koruyabilmek için neredeyse her gün yeni bir komisyon başvurusu yapmasını zorunlu kılacaktır ki bu sonuç, hukukun doğasına ve mantığına tamamen aykırı düşecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülklerine fiilen ulaşılamamasından kaynaklanan çok boyutlu zararlarının tazmini amacıyla Zarar Tespit Komisyonuna yaptıkları idari başvurunun, süre aşımı bahanesiyle görülmeyerek reddedilmesi üzerine açtıkları davadaki idari ve yargısal süreci son derece ayrıntılı olarak incelemiştir. Yapılan derinlemesine incelemede, derece mahkemelerinin ve idari makamların kanunda yer alan idari başvuru sürelerini yorumlama ve uygulama biçimi katı bir hukuki mercek altına alınmıştır.
Yüksek Mahkemenin yaptığı tespitlere göre, başvurucuların kendilerine ait yasal mülklerine ulaşmalarına engel olan idari ve fiilî durum süregelen, yani kesintisiz devam eden bir nitelik taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu tür devam eden sürekli ihlallerde zararın tam olarak meydana geldiği anın kesin ve tek bir tarih olarak belirlenemeyeceğini açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla kanuni idari sürelerin, ancak mülkiyet hakkına yapılan fiilî müdahalenin kesintiye uğradığı veya yasal olarak tamamen sona erdiği tarihten itibaren işletilmesi gerektiğini emsal içtihatlarıyla sabit kılmıştır. İdarenin ve alt derece mahkemelerinin, zarar konusu olayın belirli ve tek bir tarihte gerçekleşip o gün bittiğini varsayarak yaptığı hatalı süre hesaplaması, başvurucuları hukuken içinden çıkılamaz imkânsız bir döngünün içine itmekte ve haklı tazminat taleplerinin esasına dahi girilmeden salt usulden reddedilmesine sebebiyet vermektedir.
Mahkeme, idare tarafından başvurulan söz konusu aşırı şekilci ve katı yasal yorumun, başvurucuların mevcut mevzuatla kendilerine sunulan tazminat ve giderim mekanizmasından yararlanmasını pratik olarak son derece zorlaştırdığına ve hatta imkânsızlaştırdığına kanaat getirmiştir. Temel hak arama yollarının bu denli dar ve vatandaş aleyhine yorumlanması, sosyal devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında kurduğu hukuki telafi çarelerinin etkililiğini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Somut olayda idari başvuru süresine dair yapılan bu katı ve daraltıcı yorum, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkı bağlamında, Anayasa'nın 40. maddesinde koruma altına alınan etkili başvuru hakkının açıkça ve ölçüsüzce sınırlandırılması anlamına gelmektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına başvuruyu kabul etmiştir.