Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Mehmet Kurtoğlu Kararı 2020/26080 B.

Anayasa Mahkemesi Mehmet Kurtoğlu Kararı 2020/26080 B.

Bu karar, işverenin "şüphe feshi"ne dayanarak gerçekleştirdiği iş akdi sonlandırmalarında, derece mahkemelerinin ne düzeyde bir inceleme yapması ve bu incelemeyi kararlarına nasıl yansıtması gerektiği hususunda hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçinin iş sözleşmesinin salt bir ceza soruşturmasının varlığına veya bu soruşturmada verilen takipsizlik kararına dayanılarak, güven ilişkisinin nasıl zedelendiği somutlaştırılmadan reddedilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Yüksek Mahkeme, işe iade davalarında istinaf mercilerinin, işverenin güven ilişkisini zedelediğini iddia ettiği durumların gerçekte somut ve objektif olgularla desteklenip desteklenmediğini derinlemesine tartışması gerektiğini hüküm altına almıştır.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2020/26080
Karar Tarihi 05.06.2024
Taraf Mehmet Kurtoğlu
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Şüphe feshi ciddi ve somut olgulara dayanmalıdır.
  • gavel Soruşturma evrakı feshe etkisi yönünden incelenmelidir.
  • gavel Takipsizlik kararı tek başına fesih gerekçesi yapılamaz.
  • gavel Davanın sonucuna etkili iddialar kararda karşılanmalıdır.

Bu karar, işverenin "şüphe feshi"ne dayanarak gerçekleştirdiği iş akdi sonlandırmalarında, derece mahkemelerinin ne düzeyde bir inceleme yapması ve bu incelemeyi kararlarına nasıl yansıtması gerektiği hususunda hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçinin iş sözleşmesinin salt bir ceza soruşturmasının varlığına veya bu soruşturmada verilen takipsizlik kararına dayanılarak, güven ilişkisinin nasıl zedelendiği somutlaştırılmadan reddedilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Yüksek Mahkeme, işe iade davalarında istinaf mercilerinin, işverenin güven ilişkisini zedelediğini iddia ettiği durumların gerçekte somut ve objektif olgularla desteklenip desteklenmediğini derinlemesine tartışması gerektiğini hüküm altına almıştır.

Kararın uygulamadaki emsal etkisi, özellikle olağanüstü dönemlerde veya terör örgütü iltisakı iddialarıyla yapılan işten çıkarmalarda iş mahkemelerinin daha titiz bir gerekçelendirme yapmasını zorunlu kılmasıdır. Benzer davalarda yargı organları, ceza soruşturmasında elde edilen verilerin işçinin ifa ettiği görevle ve işverenin ticari veya kurumsal menfaatleriyle nasıl bir çatışma yarattığını açıkça delillendirmek ve kararlarında tartışmak durumundadır. İşçilerin davanın sonucunu etkileyecek mahiyetteki itirazlarının mahkemelerce görmezden gelinemeyeceği kuralını pekiştiren bu karar, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkının iş hukuku uyuşmazlıklarındaki hayati rolünü bir kez daha vurgulamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

TTNET A.Ş. Bünyesinde veritabanı müdürü olarak çalışan başvurucunun iş sözleşmesi, bir kamu kurumu tarafından terör örgütü (FETÖ/PDY) ile irtibatlı olduğu şüphesinin bildirilmesi üzerine işvereni tarafından feshedilmiştir. Başvurucu, fesih işleminin haksız ve geçersiz olduğunu belirterek işe iade davası açmıştır. İlk derece mahkemesi yapılan yargılama sonucunda feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar vermişse de istinaf mahkemesi, başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturmasında delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verilmesini ve bir gizli tanık beyanını esas alarak işverenin güveninin zedelendiği gerekçesiyle davayı kesin olarak reddetmiştir. Başvurucu, ceza soruşturmasında aklanmasına rağmen bu durumun mahkemece aleyhine yorumlandığını ve esaslı iddialarının kararda karşılanmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa m.36 hükmüyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, aynı zamanda mahkemelerin kararlarını gerekçeli olarak yazmasını emreden Anayasa m.141 ile doğrudan bağlantılıdır. Mahkemelerin kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her bir iddiaya detaylı yanıt verilmesi anlamına gelmese de, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların makul ve anlaşılır bir gerekçeyle karşılanmasını zorunlu kılar. Kanun yolu incelemesi yapan istinaf veya temyiz mercileri de aynı şekilde, ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaları kararlarında cevapsız bırakmamakla yükümlüdür.

İş hukuku doktrininde ve Yargıtay içtihatlarında yerleşik bir kural olan "şüphe feshi", işçinin kişiliğinden veya işyeri içi ya da dışı davranışlarından kaynaklanan ve işverenle arasındaki güven ilişkisini temelinden sarsan şüphelerin varlığı hâlinde gündeme gelmektedir. Şüphe feshinin doğası gereği kesin ispatı tam olarak beklenemese de, bu şüphenin basit bir varsayımdan ibaret olmaması, ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi şart koşulmaktadır. Şüpheye neden olan durum, bizzat işçinin şahsından ve eylemlerinden kaynaklanmalı, işverenin menfaatleri ile güncel bir bağ taşımalıdır. Aksi durumda, hukuk devleti ilkesinin önemli bir unsuru olan hukuki güvenlik ilkesi zarar görecek ve işçiler aleyhine keyfi fesih uygulamalarının önü açılacaktır. Yargı organlarının bu tür uyuşmazlıklarda işveren ile işçi arasında hakkaniyetli bir denge kurarak şüphenin fesihe olan somut etkisini ayrıntılı biçimde irdelemesi gereklidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak ilk derece ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarını incelemiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, fesih işlemini hukuka uygun bulurken başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturmasında delil yetersizliğinden kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararı verilmesine ve dosyada bulunan bir gizli tanık beyanına dayanmıştır. Ancak istinaf kararı dikkatle incelendiğinde, söz konusu olguların kararda sadece aktarılmakla yetinildiği görülmüştür. Soruşturma dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ne şekilde somut bir etkisi olduğu mahkemece hiçbir şekilde tartışılmamıştır.

Anayasa Mahkemesi, şüphe feshi gerekçesiyle iş akdinin sonlandırıldığı davalarda işvereni fesih sonucuna götüren hususların aydınlatılmasının son derece kritik olduğunu belirtmiştir. Savcılık soruşturmasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak bu verilerin iş sözleşmesinin feshine olan etkisinin, masumiyet karinesine de uygun olarak değerlendirilmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Nitekim derece mahkemeleri, soruşturma dosyasındaki verilerin işverenin ticari veya kurumsal menfaatlerini nasıl olumsuz etkilediğini nesnel bir şekilde ortaya koymalıdır. Ne var ki Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucu hakkındaki takipsizlik kararını ve gizli tanık beyanını esas almış olmasına karşın, bu olguların iş ilişkisine olumsuz etkisini irdelememiş ve başvurucunun davanın seyrini değiştirecek mahiyetteki esaslı iddialarına yanıt verecek nitelikte bir gerekçe oluşturmamıştır. Başvurucunun ceza soruşturmasında dava açılmasını gerektirecek yeterli delil bulunamadığını savunan argümanları dikkate alınmadığı gibi, bu olguların iş akdinin feshinde neden yeterli bir şüphe yarattığının hukuki dayanakları kararda gösterilmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Hakkımda ceza soruşturması açıldı diye işten atılabilir miyim? expand_more
İşverenin, hakkınızda sadece bir ceza soruşturması açıldığını öne sürerek iş sözleşmenizi tek taraflı feshetmesi hukuka aykırıdır. İş hukuku kapsamında "şüphe feshi" olarak adlandırılan bu durumun geçerli olabilmesi için şüphenin basit bir varsayımdan ibaret olmaması, işveren ile aranızdaki güven ilişkisini temelinden sarsan ciddi ve somut olgulara dayanması şarttır. Anayasa Mahkemesi, işçinin iş akdinin salt ceza soruşturmasının varlığına dayanılarak feshedilemeyeceğini, mahkemelerin bu durumu titizlikle ve objektif verilerle gerekçelendirmesi gerektiğini açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla şüpheye neden olan eylemleriniz ile işinizin ve işverenin menfaatlerinin nasıl zedelendiği somut olaylarla ve güncel bağlarla kanıtlanmak zorundadır.
Beraat veya takipsizlik kararı almama rağmen işten çıkarılmam yasal mı? expand_more
Ceza soruşturmasında hakkınızda delil yetersizliğinden dolayı takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) verilmiş olması çok önemli bir hukuki veridir ve bu karar tek başına aleyhinize bir fesih gerekçesi yapılamaz. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, iş mahkemelerinin sırf soruşturma geçmişinize, takipsizlik kararına veya dosyada bulunan gizli tanık gibi kısıtlı beyanlara dayanarak feshin hukuka uygun olduğunu kabul etmesi hatalıdır. Yargı organları, masumiyet karinesini de dikkate alarak, bu tür durumlarda şüphenin fesihe olan somut etkisini ayrıntılı biçimde irdelemek zorundadır. Eğer mahkeme yargılamada lehinize olan bu durumu ve delillerin işverenin menfaatlerini nasıl etkilediğini nesnel bir şekilde tartışmazsa, bu durum hukuki güvenlik ilkesini zedeler.
İş mahkemesi itirazlarımı dikkate almazsa ne yapabilirim? expand_more
Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri uyarınca, mahkemelerin adil yargılanma hakkı kapsamında kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü bulunmaktadır. İstinaf veya temyiz incelemesi yapan mahkemeler de dâhil olmak üzere tüm yargı mercileri, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazlarınızı makul, ayrıntılı ve anlaşılır bir gerekçeyle yanıtlamak zorundadır. Mahkemedeki argümanlarınız, örneğin hakkınızdaki ceza soruşturmasında dava açılmasını gerektirecek yeterli delil bulunamadığına dair savunmalarınız dikkate alınmaz ve kararda karşılanmazsa, Anayasa Mahkemesi bu eksikliği gerekçeli karar hakkının ihlali olarak kabul etmektedir. Yargılama süreci aleyhinize kesinleştiğinde, bu ihlal gerekçesiyle olağan kanun yollarını takiben Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluna gidebilirsiniz.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir