Karar Bülteni
DANIŞTAY 8. Daire 2020/3456 E. 2021/3660 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 8. Daire |
| Esas No | 2020/3456 |
| Karar No | 2021/3660 |
| Karar Tarihi | 08.07.2021 |
| Dava Türü | Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Sistematik haksız soruşturmalar mobbing ve hizmet kusurudur.
- İptal edilen cezalar manevi tazminat hakkı doğurur.
- İdarenin ağır hizmet kusuru manevi zararı gerektirir.
- Manevi tazminat caydırıcı ve cezalandırıcı etkiye sahiptir.
Bu karar, kamu kurumlarında görev yapan personele yönelik sistematik ve haksız yere açılan disiplin soruşturmalarının mobbing (psikolojik taciz) oluşturabileceğini ve bu durumun idarenin ağır hizmet kusuru sayılacağını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Kararda, kısa bir zaman diliminde üst üste açılan ve yargı mercilerince hukuka aykırı bulunarak iptal edilen disiplin cezalarının, kamu görevlisinin mesleki kariyerine, şeref ve haysiyetine, sosyal statüsüne açık bir saldırı niteliği taşıdığı vurgulanmaktadır. İdarenin sadece şikayetleri değerlendirme görevini yerine getirdiği savunması, açılan soruşturmaların hukuka aykırılığı ve personeli yıldırmaya matuf yoğunluğu karşısında geçerli bir mazeret olarak kabul edilmemiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, manevi tazminatın salt zenginleşme yasağı ekseninde değil, aynı zamanda idareyi hukuka aykırı eylemlerden caydırıcı ve cezalandırıcı bir etkiye sahip olacak şekilde belirlenmesi gerektiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir. Özellikle üniversiteler ve benzeri kamu kurumlarında, yöneticilerin yetkilerini kişisel husumet veya yıldırma amacıyla kullanarak haksız soruşturmalar açması durumunda, mağdur personelin manevi zararının makul ve tatmin edici düzeyde karşılanması gerektiği içtihat altına alınmıştır. Bu yönüyle karar, idari davalarda mobbing ispatı ve idarenin tazmin sorumluluğunun sınırları konusunda uygulamaya yön verecek güçlü bir referans metni niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir üniversitenin tıp fakültesi iç hastalıkları anabilim dalında öğretim üyesi olarak görev yapan davacı, hakkında kısa süre içinde üst üste ve haksız yere açılan disiplin soruşturmaları nedeniyle psikolojik baskı (mobbing) ve tacize uğradığını iddia etmiştir. Davacı, bölüm başkanı sıfatıyla görev yaparken yalnızca mevzuatı hatırlatan birtakım yazıları sebebiyle hakkında altı ayrı soruşturma açıldığını, bu soruşturmalar sonucunda verilen görevden uzaklaştırma, yönetimden ayırma ve meslekten çıkarma gibi ağır cezaların idare mahkemelerince tümüyle iptal edildiğini belirtmiştir. Yaşadığı prestij kaybı, akademik itibarının zedelenmesi ve şeref ile haysiyetine yönelik ihlaller karşılığında idareye karşı 45.000 TL manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesinin, idarenin sadece görevini yaptığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermesi üzerine uyuşmazlık, nihai değerlendirme için Danıştay önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki normların başında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.125 gelmektedir. Bu madde uyarınca, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129 uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilir. Kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin mal varlığında veya manevi değerlerinde ortaya çıkan eksilmeler, idarenin hukuki sorumluluğu ve hizmet kusuru ilkeleri çerçevesinde tazmin edilmektedir.
İdarenin hizmet kusuru; kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya işleyişinde ortaya çıkan her türlü bozukluk ve aksaklıklar olarak tanımlanır. Kamu kurumlarında psikolojik taciz (mobbing) iddiaları bağlamında, 2011/2 sayılı İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi konulu Başbakanlık Genelgesi dikkate alınmaktadır. Mobbing, kasten ve sistematik olarak belirli bir süre boyunca çalışanın aşağılanması, dışlanması, saygınlığının zedelenmesi ve yıldırılması şeklinde ortaya çıkan psikolojik şiddet türüdür.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, psikolojik tacizin bizzat kamu görevlisinin salt kişisel husumetinden kaynaklandığı hallerde şahsi kusur devreye girse de; soruşturma açma, ceza verme, atama yapma gibi idari yetkilerin hukuka aykırı ve sistematik olarak çalışanı yıldırmak amacıyla kullanılması durumunda "görev kusuru" ve "ağır hizmet kusuru" meydana gelir. Manevi tazminat ise, kişinin duyduğu elem ve ızdırabı hafifletmeyi amaçlayan bir tatmin aracıdır. Manevi tazminat miktarı belirlenirken sebepsiz zenginleşme yasağı gözetilmekle birlikte, aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını yansıtacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek ve benzer hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı olacak makul bir meblağın takdir edilmesi şarttır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosyanın incelenmesinden, davacı öğretim üyesi hakkında yaklaşık iki yıllık kısa bir zaman dilimi içinde (23.03.2007 ile 25.12.2008 tarihleri arasında) toplam altı ayrı disiplin soruşturması açıldığı tespit edilmiştir. Bu soruşturmaların beş tanesinin, davacının bölüm başkanı sıfatıyla öğretim elemanlarına mevzuatı hatırlatan yazılar yazmasına dayandığı ve şikayet üzerine değil idare tarafından re'sen başlatıldığı görülmüştür. Söz konusu soruşturmalar sonucunda davacıya verilen görevden uzaklaştırma, yönetim görevinden ayırma, kademe ilerlemesinin durdurulması ve görevden çekilmiş sayılma gibi ağır ve yıpratıcı disiplin cezalarının tamamına yakını idare mahkemelerince esastan incelenmiş, hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiş ve bu iptal kararları Danıştay tarafından da onanarak kesinleşmiştir.
Danıştay 8. Dairesi, bu somut olguları değerlendirerek, davacıya verilen cezaların ağırlığı ve idarenin bu işlemleri tesis etme sıklığı dikkate alındığında, durumun basit bir etki-tepki sürecini veya sıradan bir disiplin denetimini aştığına kanaat getirmiştir. İdarenin, iki yıl gibi oldukça kısa sayılabilecek bir sürede, sonuçları itibarıyla giderek ağırlaşan hukuka aykırı disiplin cezaları tesis etmesi; davacının akademik geçmişinin, toplumdaki sosyal statüsünün, meslektaşları ile ailesi arasındaki itibarının ve en nihayetinde kişilik haklarının ciddi şekilde zedelenmesine yol açmıştır.
Bu çerçevede, idarenin kamu gücünü kullanarak yürüttüğü soruşturma ve ceza verme yetkisini sistematik bir şekilde davacının aleyhine ve bütünüyle hukuka aykırı olarak kullandığı, bunun da idare açısından "ağır hizmet kusuru" teşkil ettiği açıkça saptanmıştır. Manevi tazminat miktarının belirlenmesinde, idarenin süregelen kusurunun ağırlığının dikkate alınması, idari eylemlerin caydırıcılık unsurunun sağlanması ve davacının yaşadığı derin psikolojik yıpranmanın makul ölçülerde giderilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, idare mahkemesinin davanın reddi yönünde verdiği kararın manevi tazminatın reddine ilişkin kısmında hukuka isabet bulunmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.