Karar Bülteni
DANIŞTAY 8. Daire 2020/4793 E. 2023/5122 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 8. Dairesi |
| Esas No | 2020/4793 |
| Karar No | 2023/5122 |
| Karar Tarihi | 25.10.2023 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Belirli süreli kadrolarda idarenin takdir yetkisi mevcuttur.
- Takdir yetkisi kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlıdır.
- Mobbing iddiaları somut ve kesin delillerle kanıtlanmalıdır.
- Kesinleşmiş disiplin cezaları sözleşme yenilememeye gerekçe oluşturabilir.
Bu karar, yükseköğretim kurumlarında belirli süreli olarak istihdam edilen akademik personelin görev süresinin yenilenmesi hususunda idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin genişliğini ve bu yetkinin yargısal denetiminin sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Özellikle üniversite yönetimlerinin, kadrolu olmayan veya sözleşmeli statüde çalışan personelin sözleşme süreleri dolduğunda, ilgili kişiyi tekrar atama zorunluluğu altında bulunmadığı bu kararla bir kez daha hukuki bir zemine oturtulmuştur. İdareler, bu takdir hakkını kullanırken personelin kurum içindeki akademik ve idari performansını, amirleriyle olan uyumunu ve geçmişte almış olduğu disiplin cezalarını objektif kriterler olarak temel almaktadır. Araştırma görevlilerinin beklentilerinin aksine, görev süresinin otomatik olarak uzatılacağı yönünde mutlak bir yasal zorunluluk veya kazanılmış bir haktan söz edilemeyeceği açıkça vurgulanmaktadır.
Ayrıca bu karar, idari yargıda giderek daha sık karşılaşılan mobbing (psikolojik taciz) ve buna bağlı manevi tazminat talepleri açısından da son derece önemli bir emsal teşkil etmektedir. Kamu görevlileri tarafından ileri sürülen mobbing iddialarının, sadece soyut beyanlara veya hissedilen psikolojik baskıya dayandırılarak mahkemeler nezdinde kabul göremeyeceği belirtilmiştir. Yargı organları, psikolojik taciz iddialarını incelerken somut bilgi, belge ve mahkeme kararları ile kanıtlanmış bir baskı silsilesinin varlığını aramaktadır. Disiplin soruşturmalarının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan hukuki süreçlerin, somut delillerle ispat edilmedikçe tek başına mobbing veya baskı unsuru olarak nitelendirilemeyeceği hususu idari davalar için kritik bir içtihat niteliği taşımaktadır. Bu durum, idarenin kamu hizmetini yürütürken tesis ettiği işlemlerin hukuka uygunluk karinesinden faydalandığını göstermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi bünyesinde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında araştırma görevlisi statüsünde görev yapan davacının, belirli süreli görev süresinin sona ermesi ve üniversite yönetimi tarafından bu sürenin yeniden uzatılmaması kararından kaynaklanmaktadır. Davacı, üniversite yönetiminin kendisine yönelik işleminin hukuka aykırı olduğunu öne sürerek bu kararın iptali talebiyle idari yargıya başvurmuştur.
Davacı taraf, çalıştığı son iki yıllık zaman diliminde kurum yöneticileri tarafından kendisine karşı sistematik bir şekilde mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını, çalışma koşullarının kasten ağırlaştırıldığını ve idari görev yerinin sık sık sebepsiz yere değiştirildiğini iddia etmektedir. Yaşadığı bu olumsuz olaylar silsilesi neticesinde psikolojik tedavi görmeye başladığını belirten davacı, hakkında yürütülen disiplin soruşturmalarının da baskı amacıyla yapıldığını ve aldığı disiplin cezalarının mahkemelerce iptal edildiğini öne sürmüştür. Bu bağlamda davacı, görev süresinin uzatılmaması işleminin iptalini talep etmenin yanı sıra, yaşadığı süreç nedeniyle maruz kaldığı iddia edilen elem ve ıstırap karşılığında 200.000,00 TL tutarında manevi tazminatın da idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay ve bölge idare mahkemeleri, bu tür uyuşmazlıkları karara bağlarken kamu idarelerinin personel istihdamı, idari işlemlerin unsurları ve kurumlara tanınan takdir yetkisinin kullanım koşulları gibi idare hukukunun evrensel prensiplerini esas almaktadır. Davanın temel hukuki dayanağını, yükseköğretim personel rejimini düzenleyen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hükümleri oluşturmaktadır. İlgili kanun mevzuatı uyarınca, belirli süreli kadrolarda (örneğin araştırma görevliliği gibi) görev yapan akademik personelin atanma süresinin dolmasıyla birlikte, idarenin ilgili kişiyi yeniden atamak veya görev süresini uzatmak gibi mutlak bir yasal mecburiyeti bulunmamaktadır.
İdare hukukunun yerleşik ve köklü içtihatlarına göre, yasa koyucu tarafından idarelere tanınan atama yapma, sözleşme yenileme veya görev süresi uzatma konusundaki takdir yetkisi, hiçbir zaman idarecilere verilmiş keyfi, mutlak ve sınırsız bir hak olarak değerlendirilemez. İdare, sahip olduğu bu takdir yetkisini mutlaka kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları içerisinde, objektif ilkelere dayanarak kullanmakla mükelleftir. Belirli süreli bir kadroda görev yapan personelin yeniden atanıp atanmayacağı hususunda karar verilirken; idari hiyerarşide yer alan ilgili amirlerin (Anabilim Dalı Başkanı, Bölüm Başkanı, Dekan vb.) kurum içi uyuma dair görüşleri, personelin mesleki ve akademik performansı ile idari siciline yansıyan disiplin geçmişi idare tarafından dikkate alınması gereken en temel nesnel ölçütlerdir.
Diğer taraftan, modern çalışma hayatında giderek daha sık karşılaşılan mobbing (psikolojik taciz) iddialarının, idari yargı mercilerinde idarenin hizmet kusurunu doğuran bir tazminat veya işlem iptali sebebi olarak kabul edilebilmesi için çok sıkı ispat kuralları aranmaktadır. Bu tür iddiaların somut, inandırıcı ve kesin delillerle mahkemeye sunulması zorunludur. Bir personele yönelik disiplin soruşturması açılması veya disiplin cezası uygulanması, tek başına psikolojik taciz yapıldığının bir kanıtı olarak görülemez. Ayrıca, idarece tesis edilen disiplin cezalarının hukuka aykırı olduğu iddia ediliyorsa, bu disiplin cezalarının yetkili idari yargı mercilerince iptal edildiğine dair kesinleşmiş mahkeme kararlarının ispat külfeti kapsamında dosyaya ibraz edilmesi gerekmektedir. Bu somut belgeler sunulmadığı sürece, idari makamlarca tesis edilen disiplin işlemleri idare hukukundaki hukuka uygunluk karinesinden faydalanmaya devam eder ve hukuken geçerli kabul edilir. Yargı organları, idarenin takdir yetkisini hizmet gereklerine uygun ve objektif nedenlere dayalı olarak kullandığını tespit ettiği durumlarda, yerindelik denetimi yasağı gereğince söz konusu idari işlemlere müdahale etmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dava dosyasına sunulan tüm belgelerin ve idari yargı mercilerince yapılan kapsamlı incelemelerin sonucunda, davacının araştırma görevlisi kadrosundaki görev süresinin 01/04/2018 tarihi itibarıyla kanun gereği kendiliğinden sona erdiği saptanmıştır. Bu atama süreci değerlendirilirken, ilgili Anabilim Dalı Başkanı tarafından idareye sunulan resmi görüşte; davacının çalışma ortamında, iş arkadaşları ve kurumsal yapıyla ciddi uyumsuzluklar yaşadığı açıkça belirtilmiş ve bu somut idari gözlemlere dayanılarak görev süresinin uzatılmaması yönünde olumsuz bir rapor düzenlendiği görülmüştür.
Ayrıca davacının sadece mobbing ve baskı iddialarında bulunduğu, ancak bunun aksine görev yaptığı süre zarfında idari kurallara riayet etmemesi nedeniyle hakkında tesis edilmiş olan kesinleşmiş disiplin cezalarının bulunduğu tespit edilmiştir. Davacı taraf, dava dilekçesinde söz konusu disiplin cezalarının mahkemelerce haksız bulunarak iptal edildiğini öne sürmüş ve bu süreci bir psikolojik baskı aracı olarak nitelendirmişse de, bu disiplin cezalarının iptali maksadıyla dava açıldığına veya idari yargı yerlerince herhangi bir iptal kararı verildiğine dair dosyaya somut hiçbir bilgi, belge veya yargı kararı sunulamamıştır. İlgili evrak eksikliği nedeniyle ilk derece idare mahkemesi, davacıya verilen tüm disiplin cezalarının hukuken geçerli ve kesinleşmiş olduğunu kabul ederek yargılamayı bu fiili durum üzerinden yürütmüştür.
Davacı tarafından ayrıca ve haricen dile getirilen, hakkındaki disiplin soruşturmalarının kendisine yönelik bir baskı, sindirme ve mobbing unsuru olarak kullanıldığına yönelik iddiaları da Mahkeme heyetince tamamen soyut ve dayanaksız bulunmuştur. Bir personelin görev süresinin sona ermesi neticesinde, yeniden atama yapılıp yapılmayacağı konusunda idarenin yasal olarak sahip olduğu takdir yetkisinin; davacının geçmiş dönemdeki disiplin durumu, kurum içi çalışma uyumu ve hiyerarşik amirlerinin değerlendirmeleri gözetilerek objektif ölçütlerle kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu sebeplerle, davalı üniversite yönetiminin, davacının görev süresini uzatmama yönünde tesis ettiği idari işlemin bütünüyle kamu yararı amacına ve hizmetin gereklerine uygun olduğuna kanaat getirilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi de davacının istinaf başvurusunda ileri sürdüğü iddiaların İlk Derece Mahkemesi kararını ortadan kaldıracak veya değiştirecek nitelikte olmadığını belirterek başvurunun reddine karar vermiştir.
Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, idare mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun bulunduğunu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığını belirterek kararın onanması yönünde karar vermiştir.